Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

‘Kitabı yazılan’ ekonominin hal-i pür melali!

Son günlerde hepimiz neredeyse ekonomi ile yatıp kalkar olduk! Ekonominin kuramsal yanı ile şimdiye kadar hiç ilgilenmemiş olanlarımız bile, hemen her sohbette ÜFE’lerden, TÜFE’lerden, YDO’lardan söz eder oldu!

Enflasyon ve hayat pahalılığı tanımları, bunlarla ilgili duyurulan ya da hissedilen oranlar, neredeyse ev kadınlarının misafir günlerinin ve komşu sohbetlerinin bile başlıca konusu haline geldi! İnsanımız, adeta hava tahmin raporu takip eder gibi, döviz kurlarındaki gelişmeleri ve rekor oranlardaki artışları ilgiyle izliyor!

Asıl, halkın alanı ekonomi!

Bu arada ülkeyi yönetenlerin ‘alanımız ekonomi’ ya da ‘ekonominin kitabını yazdık’ demeleri yok mu; bu durum, bizcileyin ekonomi alanında gerçekten uzun yıllar dirsek çürütmüş olanları içten içe gülümsetse de vatandaşın büyük çoğunluğunu doğrusu şaşırtıyor!

Bizce, asıl ‘alanı ekonomi’ olanlar ve ‘ekonominin kitabını yazanlar’; bunca pahalılık ve bin bir sıkıntı içinde, ayakta kalabilmeyi başaran ve geçinebilmeyi beceren halkımız, vatandaşlarımız…

ÜFE’lerin, TÜFE’lerin, YDO’ların gösterdiği gerçekler

Ekonomideki gelişmeleri anlamak ve kavramak için, başlıca göstergemiz endeksler oluyor. Bu endeksler içinde Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE), Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ve Yeniden Değerleme Oranı (YDO) gibi kavramlar önemli bir yer tutuyor. Enflasyon da ekonomi ile ilgili tartışmalarda başat rol oynuyor.

Bu göstergelerde resmi başvuru kaynağı Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verileri oluyor. Ancak son dönemlerde, kamuoyunda, TÜİK’in rakamları ile ilgili güven sorunu yaşanıyor. Örneğin, son olarak, TÜİK’in ekim ayı TÜFE oranı yüzde 19,89 olarak ilan edilirken, bağımsız akademisyen ve araştırmacıların oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) verileri 49,87 oranını gösteriyor. Vatandaşın çarşıda pazarda hissettiği ise bütün bu oranları aşıyor.

Alacağına şahin vereceğine karga!

Endekslerle ilgili bir başka çarpıcı gösterge ÜFE ile TÜFE arasının, şimdiye dek hiç olmadığı ölçüde açılması. ÜFE ilk kez TÜİK verilerinde bile yüzde 46’yı aşıyor, TÜFE ile arasında 26 puanlık, 2,5 kata yakın bir fark oluşuyor. Bu rakamların önümüzdeki süreçte piyasaya yansıyacağı göz önüne alındığında, ekonominin, hayat pahalılığının ve enflasyonun daha da olumsuz bir görünüm alacağı gerçeği, doğrusu içimizi karartıyor.

Bu arada kamunun vergi, ceza gibi alacaklarına uygulanacak yeniden değerleme oranının yüzde 36,2 olarak belirlenmesi; insanın aklına ister istemez ‘alacağına şahin vereceğine karga’ deyimini getiriyor. Öyle ya çalışanın, emeklinin maaşlarına uygulanacak artış için temel alınacak enflasyon oranı yüzde 20’nin altında tutulurken, kamu alacaklarına uygulanacak oranın 36,2 olması, doğrusu insanı acı acı gülümsetiyor!  

Bu ekonomi böyle gitmez!

Halkın temel gündemini iş ve aş sorunları oluşturuyor. Bütün kamuoyu araştırmaları da bu gerçeği somut olarak gösteriyor. Örneğin Yöneylem’in araştırmasında; Türkiye’nin acilen çözülmesi gereken sorunu olarak ‘ekonomik kriz, işsizlik ve geçim sıkıntısı’ üçlüsünü gösterenlerin oranı yüzde 85 oldu. Araştırma ayrıca, halkın büyük çoğunluğunun ekonominin kötü yönetildiğini düşündüğünü ortaya koyuyor. ‘Sizce Türkiye iyi mi, yoksa kötü mü yönetiliyor?’ sorusuna katılımcıların yüzde 23,4’ü ‘iyi yönetiliyor’ yanıtını verirken, yüzde 63’ü gibi yüksek bir oranı ise ‘kötü yönetiliyor’ yanıtını veriyor.

Bütün bu veriler, içinde bulunduğumuz ekonomik darboğazın, sorunlu ve sıkıntılı ekonomi düzeninin daha fazla sürdürülemeyeceğini ortaya koyuyor. Dolayısıyla siyasal alanda yeni arayışlar gündeme geliyor.

İktidarın son hamlelerinin siyasal anlamı

Aslında iktidar çevreleri de bütün bu gelişmelerin ayırdında. Onlar da zaman kazanmaya ve iktidarlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Ama normal seçim tarihine ulaşabilmenin de çok zor olduğunu görüyorlar. Muhalefetin sıkça gündeme getirdiği ve yapılmasını istediği asgari ücretin yükseltilmesi, memura 3600 ek gösterge sağlanması gibi konulara el atmak zorunda kalmaları bunu gösteriyor. Ayrıca, kendi getirdikleri sistemin temel dayanağı olan 50+1’den yakınarak ve bunu tartışmaya açarak, başkanlık sistemini kendileri bile savunamaz hale geliyorlar.

Siyasal iktidarın durumu, ‘oynayamayan gelin’ özdeyişini çağrıştırıyor. Cumhur İttifakı ortağı MHP’nin, bunca zaman sonra muhalefette olduğunu hatırlayıp hatırlatması ve ‘iktidarın ortağı değiliz’ demesi de bugünlerde ilginç bir durum oluşturuyor. İktidarın hareket alanı giderek daralıyor. Türkiye hızla yeni bir seçime ve yeni bir döneme yürüyor.