Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Enerjide karanlık günler mi?

Durgunluk içindeki dünya ekonomisi, enerji alanında hızla büyüyen yeni bir kriz nedeniyle gittikçe kötüleşiyor. Doğal gaz arzındaki sıkıntı, petrol fiyatlarının fırlaması, santral ve enerji yoğun çalışan sanayi tesislerinin kapanması, elektrikte maliyetlerin tahammül edilemez boyutlara çıkması, zaten COVID-19 dolayısıyla durgunluk içindeki dünya ekonomisini etkileri uzun sürecek bir krize doğru sürüklüyor.

Dünya enerji sistemine fosil yakıt ithalatı, sermaye, teknoloji bakımlarından göbeğinden bağımlı, aynı zamanda son derece kırılgan bir ekonomik konjonktürde olan Türkiye’nin de bu olumsuz gidişattan nasıl etkileneceğini hesaplamak zor değil.

Enerji krizini ne tetikliyor?

Geçen sene enerjide arz bolluğu gündemin başındaydı.  Şimdi başta doğal gaz arz talep dengesizliği, fiyat dalgalanmaları, jeopolitik riskler ve belirsizlikler, teknik arızalar, süratli teknoloji dönüşümü, finansman ve yatırım eksikliği, çevre ve iklim değişimi gibi nedenlerle belirsizlikler artıyor. İyi hazırlanın, ağır bir kış geçireceğimiz kesin.

Krizi tetikleyen ana neden, yenilenebilir, yeşil ekonomiye beklenenden hızlı geçiş, fosil yakıtlara yatırımın azalması ile ortaya çıkan arz darlığı. Petrol, doğal gaz ve kömüre yeterince yatırım akmadığı da bir vakıa. Şu anda ulaşılan doğalgaz fiyatları, rasyonel bir arz talep dengesi ile açıklanabilecek seviye değil.

Spekülatörlerin yansıra Rusya’nın doğal gazdaki açığı karşılamada yavaş davranması, mevcut yükümlülüklerinin üzerinde arz sağlamaktan kaçınması, piyasayı manipüle etmesi de sıkıntı kaynağı.

Herkes tedirgin

Şimdiye kadar olanlar da, yakın bir dönemde olacakların habercisi gibi.

İzlenebilen petrol stok düşüşleri de tarihte görülmüş en büyük gerilemeyi yaşıyor. Arz açığı önümüzdeki aylarda kapatılamayacak çünkü açık, OPEC+’in üretimi artırmak isteyebileceği boyutların çok ötesinde. Bazı ülkelerde yenilenebilir enerjinin yetmediği noktalarda kömür ve nükleer yeniden devreye girebilir.

Hanehalklarına enerji arzına öncelik verilmesi nedeniyle başta Çin olmak üzere birçok ülkede çip, alimünyum, demir-çelik, cam, seramik ve çimento üreticileri dahil sanayi genelinde fabrika kapanmaları yaşanabilir. Üreticilerinin fiyatlarını artırarak maliyetleri müşterilerine yansıtmaları kaçınılmaz. Tedarik zincirleri, artan enerji maliyetleri nedeniyle daha da sıkışabilir. Gıda fiyatları bu sıkışmalarla daha da artabilir, enflasyonu körükleyebilir.

Enerji faturalarının yükselmesi kamuoyunda rahatsızlık yaratıyor. Yakıt fiyatlarının karşılanamaması durumunda özel sektör faaliyetleri durma noktasına bile gelebilir. Sosyal huzursuzluklar siyasi krizlere dönüşebilir.

Türkiye de kriz sarmalında

Her ne kadar bu gelişmelerin Türkiye’ye de olumsuz yansıyacağı gerçeği ile karşı karşıya olsak da belli dönemlerde eleştirildiğimiz Rusya ile uzun süreli doğal gaz anlaşmasının fiyat avantajını bu dönemde yaşayabiliriz. Uzun vadeli bir bakış açısına yönelik spot fiyatların, güncel fiyatlardan daha az etkileneceği muhakkak.

Yine de bu demek değildir ki Türkiye enerji maliyetlerini koruyabilecek. Çünkü açık olan bir şey var ki enerjinin çok pahalı olduğu bir döneme giriyoruz ve bizim enerji maliyetlerimiz de her şeye karşın bundan olumsuz etkilenecek.

Öne çıkan bir dezavantaj ise, Türkiye’de halen kömür ve doğalgaza dayalı santrallerin elektrik üretiminde yarıya yakın paya sahip olması hem maliyet hem de karbon emisyonları bakımından.

Sanayi cephesi, enerji fiyatlarındaki artışları kaygıyla izliyor. Üretim maliyet kalemleri arasında enerjinin çok yüksek bir oranı oluşturduğu demir-çelik, alüminyum, cam, çimento ve seramik gibi sektörler için “enerji” kritik bir gösterge olarak öne çıkıyor. Sanayiciler, rekabet gücünü koruyabilmek için, üretiminde enerjiyi yoğun kullanan sektörlere farklı tarife ve destek istiyor. Daha kışa girmeden vatandaşın da yakacak kömür fiyatlarından şikâyetleri başladı.

Kapsamlı bir dönüşüm tek çıkar yol

Yaklaşan kriz ilk değil, son da olmayacak.

Türkiye, uzun ve orta vadede enerji politikalarımızı etkileyecek olan Paris İklim Anlaşması’nı nihayet iç dinamiklerin zorlaması ve yoğun dış baskı altında onayladı. Bundan sonra dünyaya hâkim olan yeni iklim değişikliği ve temiz enerji ruhuna, yeni kalkınma modeline, yeni finansman ve teknoloji akımlarına dâhil olabilir.

Bunun icin yükümlülükleri süratle yerine getirmek, sanayi yapımızı, önceliklerimizi değiştirmek, enerji sistemimizi yenilemek, elverişli iklim finansmanını iş dünyamızın emrine sunmak, taptaze “kazan-kazan” uluslararası işbirliği ve ortaklıkları geliştirmek zorundayız.

Gereken adımları zamanlıca ve etkin şekilde atamazsak, Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat benzeri girişimleri üzerinden ticaret, enerji, çevre, dış politika ve finansman alanlarında yaptırımlara tabi kalabiliriz.

Öncelikle yeni kömür yatırımları durdurulacak, mevcut kömür santrallerinin tedricen tasfiyesi, fosil yakıtlardan zamana yayılmış çıkış planları yürürlüğe konulacak.

Elbette ki bunlar keyfe keder hedefler değil, uymayanları yaptırımlar, cezalar bekliyor. Topyekûn bir dönüşüm, bir devrim için toplumda bilincin arttırılması, insan kaynaklarının yetiştirilmesi, kurumsal kapasitenin arttırılması da en önemli işler arasında.

Yeşil devrime katılmayanlar artık dünya ticaretinden, yatırımlardan, finansmandan, teknoloji aktarımından dışlanacaklar. Türkiye’nin akil insanlarını ve uluslararası oyuncuları harekete geçirerek partiler üstü, entegre bir enerji ve iklim değişikliği stratejisi, eylem planı çıkartması, gecikmesizin icraata geçmesi gerekiyor. 2023 sonrasındaki ikinci yüzyılımızı bu alandaki basarimiz şekillendirecek.