Pınar Emre Kılıç: “Özellikle kırsaldaki kadını merceğe almak istiyoruz”

EGİKAD Başkanı, “Ülkelerin ekonomik, sosyal ve kültürel yapılarının gelişimiyle doğrudan ilişkili olan cinsiyete dayalı mesleki ayrımcılığın bir sonucu olarak ortaya çıkan düşük kadın istihdam oranları, ülkenin yetersiz ekonomik ve sosyo-kültürel yapısından kaynaklanan sorunların bir yansımasıdır” diyor.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

SELİN TEKİN

Pınar Emre Kılıç… Ege İş Kadınları Derneği (EGİKAD) Yönetim Kurulu Başkanı…

Ege Üniversitesi Arkeoloji bölümünden mezun olan Kılıç, İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde ‘Yöneticiler İçin İşletme’; Ege Üniversitesi’nde Kurumsal Yönetişim ve Liderlik; Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Kadın Çalışmaları alanlarında yüksek lisans yaptı.

Üniversite yıllarından bu yana iş dünyasının içinde olan Kılıç, Ege Yönetim Danışmanları Derneğinin kurucu üyelerinden ve yönetim kurulu üyesi. Ayrıca uzmanlık alanı olan proje yönetimi ile ilgili Türkiye çapında faaliyet gösteren Destek Teşvik ve Hibe Danışmanları Derneği’nin (HİBEDER) kurucu üyeleri arasında yer alıyor.

İzmir Ticaret Odası’nda 51. Mesleki Bilimsel ve Teknik Faaliyetler Grubu Meslek Komitesinde tek kadın üye olarak çalışan Kılıç, aynı zamanda meslek itibariyle içinde bulunduğu tarım ve hayvancılık sektöründeki gelişmeleri yakından takip edebilme olanağına sahip olduğu İzmir Ticaret Odası’nda Tarım ve Hayvancılık Komisyonu üyesi.

Batı Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu’nda (BASİFED) derneği temsilen yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan Kılıç, Bayındır’da kurulan ‘İzmir Bayındır Tarıma Dayalı İhtisas Çiçekçilik Organize Sanayi Bölgesi’nde Kurucu Müteşebbis Heyet Asıl üyeliği ve Denetim kurulu üyeliğini sürdürüyor. Bu görevde de tek kadın üye olması onun için “ayrı bir değer.” Kılıç, Kadınların karar alma mekanizmalarında daha fazla yer alması için üzerinde olan sorumluluğun bilinci ile çalışmalarına devam edeceğini vurguluyor.

Özellikle kırsaldaki kadını merceğe almak istediklerini ve bu doğrultuda çalışmalar yürüttüklerini belirten Kılıç,  “Kırsal alanlarda yaşamını devam ettiren kadınların büyük bir kısmı, bitkisel ve hayvansal üretime doğrudan etki etmeleri ve sektöre sağladıkları katkı payının yüksek olmasına karşın gerekli değeri görmemekte ve formel iş yaşantısında sayıları arzulanan düzeyde olmamaktadır” diyor.

Pınar Emre Kılıç’a göre, “Kadının önündeki engel nasıl kaldırılabilir sorusu, uzun yıllardır tüm dünyada tartışılan konu. Çözümü bir türlü bulunamayan ya da minik adımlarla ilerleyen, iki adım ilerledi derken beş adım geri giden bir yolculuk kadın sorunsalı…”

Kadınların, kadın olmalarından dolayı başarılarının göz ardı edilerek, kariyer hedeflerine giden yola konulan engellerin kaldırılması gerektiğinin altını şu sözlerle çiziyor Kılıç, “Cam tavanı delmenin en etkili yolu hemcinslerimizi rakibimiz olarak değil kız kardeşimiz olarak görmekten geçmektedir. Artık biz kadınların, karar alma mekanizmalarında yer alarak dünyadaki barış, eşitlik, adalet kavramlarının gerçek anlamları ile anılmasına katkı sağlama zamanımızın geldiğini düşünüyorum.”

Yaklaşık bir senedir EGİKAD’da başkanlık görevini yürüten Pınar Emre Kılıç ile derneklerini, çalışmalarını, iş dünyasında kadını,  cinsiyet eşitliğinin sağlanması için atılması gereken adımları konuştuk.

-Ege İş Kadınları Derneği (EGİKAD) neden var, neler yapıyor? EGİKAD’ın ana hedefi nedir?

EGİKAD, kurulduğu andan itibaren; Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş hedef ve ilkelerine bağlı kalarak, demokratik ve laik hukuk devleti anlayışı doğrultusunda iş kadınlarının; iş dünyasında var olmalarını sağlamak, statülerini sağlamlaştırmak, yürütmekte oldukları faaliyetlerde destek olmak ve üyeler arasındaki iş birliği ve dayanışmanın geliştirilmesi amacına yönelik olarak karşılaşılan güçlüklerin aşılması amacıyla dernek içinde sinerji yaratan faaliyetlerde bulunarak kadınlara destek olmaya çalışan dernek. İzmir iş dünyasının tanınmış kadın girişimci ve iş kadınlarının üyesi olduğu derneğimiz 2010 yılından beri Batı Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu’nun üyesi olup, federasyonun ilk iş kadını derneği üyesidir. Kurucu Başkanımız ve dönemin Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Işın YILMAZ, BASİFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevini yürütmüş, ayrıca, yine, BASİFED’in üyesi olduğu merkezi İstanbul’da bulunan Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu’nda (TÜRKONFED) BASİFED’i temsilen Yönetim Kurulu Üyeliği görevini üstlenmiştir. TÜRKONFED bünyesindeki İŞ’TE KADIN KOMİSYONU Başkanı seçilmiş olup, 2014 yılına kadar bu görevini sürdürmüştür. EGİKAD, gerek partner gerek iştirakçi olarak Bakanlıklar, TOBB, EBSO, Valilik, Belediyeler, Üniversiteler ile Girişimci Kadınlar, iş dünyasındaki iş insanları arasındaki etkileşim, ekonomik ve sosyokültürel düzeyi düşük kadınların hayata ve ekonomiye kazandırılması temalı konulara ağırlık veren yerel ve uluslararası AB projelerinde yer almıştır ve yer almaya devam edecektir.

Mercekte ‘İklim Krizinde Kırsaldaki Kadın’  var 

Başkanlık döneminizde gerçekleştirdiğiniz, öne çıkan projeleri paylaşır mısınız?

Bu dönemde EGİKAD’ın farkındalık temasını ‘İklim Krizi’nin Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliğine Etkisi’ olarak belirledik. Bu konuyla ilgili İZTO ve çeşitli Bakanlıklarla görüşme halindeyiz. Merceğimizde şu anda ‘İklim Krizinde Kırsaldaki Kadın’ konusu var. Ayrıca sürdürülebilir Kırsal Kalkınma Akademisi’ni kurmayı planlıyoruz.

Özellikle kırsaldaki kadını merceğe almak istiyoruz. Savunmasını yaptığım ve kabul edilen ‘KIRSAL ALANDA KADIN GİRİŞİMCİLİĞİNİN TÜRKİYE BOYUTUNDA İNCELENMESİ’ tezimin çıkış noktası kırsaldaki görünmeyen kadın emeğini görünür kılmak için bilimsel bir çalışma yapmak düşüncemdir. Kırsal alanlarda yaşamını devam ettiren kadınların büyük bir kısmı, bitkisel ve hayvansal üretime doğrudan etki etmeleri ve sektöre sağladıkları katkı payının yüksek olmasına karşın gerekli değeri görmemekte ve formel iş yaşantısında sayıları arzulanan düzeyde olmamaktadır. Bu durumun değişmesi için yapmış olduğum çalışma umarım kırsal kalkınmada kadının konumunun güçlenmesinde araç olması için EGİKAD olarak yoğun bir çalışma içerisindeyiz. Derneğimizde son 6 ayda yürütülen çalışmaların başlıklarına gelince; Kadın Girişimcilerin İş ve Sivil Toplum Hayatında Networklerinin Güçlendirilmesi ve Tecrübe Paylaşımı projemizi tamamladık. Ters Köşe Mentorluk, İş Hayatında İngilizce başlıklı projelerimiz üzerinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. İzmir İl Tarım Müdürlüğü’nün Tarımda35’in İzi projesi kapsamında 26 bin biber fidesi ile sponsor olarak bu çalışmaya destek verdik. Online seminer-eğitim ve çalışmalarımıza devam ettik.

Ajandanızda yer alan projeler hakkında bilgi verir misiniz?

İzmir’de, dezavantajlı gruplardaki kadınların istihdam olanaklarını geliştirmek amacıyla ‘MIRA-İşgücü Piyasasında Yaratıcı Kadınlar’ adlı proje hayata geçirildi. İzmir Valiliği’nin koordinatörlüğündeki proje; Türkiye, İngiltere, Portekiz ve Romanya’dan 6 farklı kurum ortaklığında yürütülecek. Ülkemiz geneline yayılarak rol model olması hedeflenen proje, Avrupa Komisyonu’nun ‘Erasmus+ Programı Yaratıcılık İçin Stratejik Ortaklıklar-İnovasyon Faaliyeti’ kapsamında Türkiye Ulusal Ajansı’na sunulan projeler arasında, Avrupa Birliği tarafından 136 bin euro bütçe almaya hak kazandı. Proje, uluslararası alandaki 55 proje arasından seçildi. İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) ve Ege İş Kadınları Derneği’nin (EGİKAD) de ortağı olduğu proje kapsamında, dezavantajlı gruplardaki kadınların işgücü piyasalarına girmesi için neler yapılması gerektiğiyle ilgili yol haritası belirlenecek. Kadınların girişimci yönlerini artırmak ve dijital alandaki yetkinliklerini geliştirmek amacıyla gerçekleşen projeden, tüm dünyadan on binlerce kadının faydalanması sağlanacak. Dezavantajlı bölgelerdeki kadınların belirlenmesi ve projeye dahil edilmesi noktasında EGİKAD önemli görev üstleniyor.

“Gerekli politikalar oluşturulmalıdır”

-Türkiye 156 ülke arasında cinsiyet eşitsizliği endeksinde 133’üncü sırada yer alıyor. Türkiye’de cinsiyet eşitliğinin sağlanması için neler yapılmalıdır?

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin her alanda sağlanması için sorumluluğu bulunan tüm taraflarca çalışmalar yapılması ve olumsuz göstergelerin işaret ettiği alanlarda iyileştirilmelerin yapılması gerekliliği bir gerçektir. Bu alanda gerekli politikaların oluşturulması ve oluşturulan politikaların sağlıklı bir şekilde geliştirilmesi toplumun tüm fertlerinin üstüne düşen bir görevdir.

Kadına karşı cinsiyete dayalı ayrımcılık yapılması, ekonomik, sosyal, kültürel ve kamusal alanda kadın ve erkek arasında eşitsizliğe neden olmaktadır. Bu eşitsizlik en çok da kadının çalışma hayatına katılımında kendini göstermektedir. Ekonomik refah ve sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması için kadının fiziksel ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığına maruz kalmadan, ekonomik hayatta erkeklerle eşit hak ve özgürlüklere sahip olması gerekmektedir. Kadınların işgücüne katılımı hem ekonomik hem de sosyal açıdan kalkınmayı sağlayan ve yoksulluğun azaltılmasında rol oynayan en önemli faktörlerden biridir. Bununla birlikte işgücü piyasasında istihdam edilen ve böylece ekonomik özgürlüklerinin yanı sıra kendine güven ve toplumsal saygı kazanan kadınların hem kendileri, hem aileleri hem de toplum için önemli sosyal kazanımlar sağlayacağını da söylemek doğru olacaktır. Kadınların çalışması ile kazanılabilecek bu sosyolojik katkının yanı sıra kadınların işgücüne katılım oranlarının ve dolayısıyla kadın istihdamının erkeklere kıyasla daha düşük oluşuna ayrımcılık çerçevesinde bakmak da mümkündür. Kadınların işgücüne katılımı önünde erkeklerden farklı veya daha fazla engel bulunması kadın ve erkeğin eşit olarak görülmediği anlamını taşımaktadır. Ülkelerin ekonomik, sosyal ve kültürel yapılarının gelişimiyle doğrudan ilişkili olan cinsiyete dayalı mesleki ayrımcılığın bir sonucu olarak ortaya çıkan düşük kadın istihdam oranları, ülkenin yetersiz ekonomik ve sosyo-kültürel yapısından kaynaklanan sorunların bir yansımasıdır. Dolayısıyla cinsiyete dayalı mesleki ayrımcılık konusu ile ilgili sorunlara getirilecek çözüm önerileri sadece kadına yönelik istihdam politikalarının geliştirilmesi ile değil dolaylı olarak etkileyen diğer politikaların geliştirilmesine de bağlıdır.

-İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”nin önemi nedir? Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İstanbul Sözleşmesi, bir insan hakları ihlali olan kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadele edilmesi için yöntemleri belirleyen en kapsamlı uluslararası yasal bir araç. İstanbul Sözleşmesi’nin temel amacı kadınları ve kız çocuklarını toplumsal cinsiyete dayalı şiddetten korumaktır. İlk defa uluslararası bir sözleşmede “toplumsal cinsiyet” ve “kadınlara karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet” tanımları yapıldı. Bu açıdan İstanbul Sözleşmesi kadınların, şiddete karşı elde ettikleri hayati bir sigortadır. 11 Mayıs 2011’de sözleşmeyi ilk imzalayan ülke olan Türkiye’nin sözleşmeden ayrılmasını doğru bulmuyorum. Bugün dünyadaki en yaygın insan hakları ihlallerinden biri kadınlara yönelik şiddet iken kadına yönelik şiddeti önleme ve mücadele etme noktasında en kapsamlı olan bu sözleşmeden çıkılması; umarım önümüzdeki zamanda kadına yönelik şiddetin boyutlarında daha da acı bir tabloya şahit olmamıza sebep olmaz.

“Bir adım ileri, beş adım geri yolculuğu…

-İş dünyasında kadının yeri ve önemine dair değerlendirmeniz nedir? Dünden bugüne neler değişti? Kadınların iş yaşamına özendirilmesi, cesaretlendirilmesi, potansiyellerini fark etmeleri anlamında neler yapılması gerekir?

Türkiye’de olduğu gibi tüm dünyada kadının hem kamusal alanda hem özel alanda erkeklerin hep gerisinde olduğu yayınlanan raporlar ile net izlenmektedir. Kadının önündeki engel nasıl kaldırılabilir sorusu, uzun yıllardır tüm dünyada tartışılan konudur. Ancak çözümü bir türlü bulunamayan ya da minik adımlarla ilerleyen, iki adım ilerledi derken beş adım geri giden bir yolculuk kadın sorunsalı…  Kadın sorunsalı evrenin sorunu. Sadece biyolojik ve toplumsal cinsiyeti kadın olan bireylerin sorunu olarak görülürse yayınlanacak birçok raporda aynı verileri, aynı çözümsüzlükleri görmeye devam edeceğiz. Konunun tek çözümünün meseleye cinsiyet bağlamında, kadın-erkek ayrı olarak değerlendirmeden, etik kodları olan iyi ve erdemli, doğaya dost çocuklar yetiştirerek, iyi insan, iyi gelecek sloganını içselleştirmekten geçtiğine inanıyorum. Kadın girişimciliğinin desteklenmesinde sağlanan pozitif ayrımcılık ilkesinin amacına uygun kullanılması sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasında en önemli araçlardan biridir. Kadına pozitif ayrımcılık ilkesi kapsamında sağlanan avantajların; erkekler tarafından kendi lehlerine çevrilmesi kadının reel olarak çalışma yaşamına girmesini ve ilerlemesini engellemektedir. Aile içinde genellikle erkeklere iş imkânı yaratmak için başvurulan desteklerde; kadın, biyolojik cinsiyetin getirdiği avantajları kullandırmada hiçbir sakınca görmemektedir. Kadın kendisi için bir yatırım yapacaksa bu desteklere başvuru yapmalı ve resmî belge üzerinde biyolojik cinsiyetinin kullanılmasına izin vermemelidir. Bu noktada kentteki ve kırsaldaki kadınlarımızın kendilerinin birey olduklarının içselleştirmelerinin sağlanması, içlerindeki potansiyel kapasitenin ortaya çıkarılarak farkındalıkların artırılması, ekonomik olarak erkeklere bağımlı olma zorunluluklarının olmadığının anlatılması kadının kendini fark etmesinde etkili olacaktır.

“Cam tavanı ortadan kaldırmalıyız”

Kadınlar iş hayatında nasıl zorluklarla karşı karşıya kalıyor?

Kadın olgusuna karşı kemikleşmiş önyargılar, çalışan kadınların iş yaşamlarındaki kariyer yolculuklarında belirli bir noktadan sonra bir üst kademelerdeki yönetim kadrolarına geçişlerinde en büyük engel teşkil eden güçlü bir unsurdur.  Maalesef ki bu güçlü unsur, risk alma, cesaret, rekabete yatkınlık gibi davranışların erkeklerde daha fazla var olduğuna yönelik algı, yöneticilik görevinin erkek işi olarak algılanmasına yol açmaktadır. Dünya genelinde cinsiyet eşitlik politikalarının varlığına rağmen uygulanmıyor olması nedeniyle yönetici rolünün erkek olgusu etrafında tanımlanması, kadın rol model sayısının sınırlı kalmasına neden olan bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünya genelinde üst düzey yöneticilik pozisyonunda bulunan kadınların, erkeklere oranla çok az bir paya sahip olması, cinsiyet eşitliği politikalarının eyleme dönüşmedeki yetersizliğini görebilmemiz açısından önemli bir örnek teşkil etmektedir. Kadına toplum tarafından yüklenen roller ve “tabiatı itibarıyla erkeğe göre daha az becerikli, başarılı olma ihtimali düşük, liderlik vasfı olmayan bireyler” şeklinde önyargılı tanımlamaların, kadının liderlik davranışı göstermesi önündeki en büyük engel olduğu gerçeğinden yola çıktığımızda; kadınların, kadın olmalarından dolayı başarılarının göz ardı edilerek, kariyer hedeflerine giden yola koyulan engeller, Cam Tavan kavramının içeriğini oluşturmaktadır.

Liderlik vasıflarının, erkek eksenli bir kavram olduğu algısının ortadan kaldırılmasına paralel olarak, iş yaşamında var olan cinsiyet ayrımcılığı ve erkekleri öne çıkaran sosyo kültürel kurallar noktasında tabuların yıkılması adına ‘cam tavanı’ ortadan kaldırmak; kadınların kariyer planları önünde karşılaştıkları gizli ve açık engelleri analiz ederek bu engelleri ortadan kaldıracak stratejileri geliştirmesiyle mümkün olabilir.

“Hemcinslerimizi rakibimiz değil kız kardeşimiz olarak görmeliyiz”

-Cam tavanın ortadan kaldırılması için neler yapılması gerekiyor?

Üst düzey yönetici olma oranlarında kadınlara düşen payın düşük kalmasının değiştirilemez bir tabu olmadığı gerçeği konusunda kadınlarda farkındalığının artması, dünyadaki tüm kadın ve erkeklerin eşit olarak değerlendirilmesini sağlayacak koşulların oluşturulmasına katkı sağlayacak ve rol model kadınların sayısındaki artışa zemin hazırlayacaktır. Rol model kadınların başarı öyküleri ve kariyer yolculuklarında uyguladıkları yöntemler, iş dünyasındaki diğer iş kadınlarına da örnek teşkil edecektir. Mentor olarak kabul ettikleri rol model kadınların çizdiği hedefler doğrultusunda, diğer kadınlar da iş yaşamında etkin ve yetkin bir şekilde kariyer basamaklarını güçlü bir şekilde çıkacaktır.

Kadınlar karar verme mekanizmalarını toplumun ön yargılarına göre değil kendi beklentileri ve ihtiyaçları doğrultusunda almalıdırlar. Kadınlar, yol haritalarını kendi ön sezileri ışığında şekillendirmelidir. Kadınlar, toplumun kendilerine biçmiş olduğu sorumlulukların sınırlarını net bir şekilde çizmelidir. Kariyer hedeflerine ulaşan üst düzey kadın yöneticiler Kraliçe Arı Sendromuna kapılmadan altlarından gelen diğer kadınlara örnek teşkil edip desteklemeli ve onları kariyer hedeflerine ulaşma konusunda teşvik etmelidirler. Kadınların, kendilerine doğuştan bahşedilmiş özellikler olan; ikna kabiliyeti, empati yeteneği gibi iletişim becerileri konusunda daha güçlü olduğunun altı çizilmelidir. Kadınlar, ayrıntıya önem verme, analitik düşünme özellikleri, çoklu görevlendirme, güçlü ilişki ve hata kabul etmeyen sonuçlar gerektiren rolleri erkeklere oranla daha başarılı olduğunun bilinci ile hareket etmelidirler. Günümüz iş dünyasında etkili liderlik, insanları motive etmek ve onlardan en iyi biçimde yararlanmak üzere geniş bir tarz ve davranış yelpazesine sahip olmayı gerektirmektedir. Kadınları tepe noktasına taşıyacak bu unsurların, kadınların doğal yetenekleri arasında bulunduğu gerçeği unutulmamalıdır. Kadınların her alanda verdiği mücadelenin sürdürülebilir olması adına; eğitimin, öğrenmenin, gelişmenin ve değişim yönetiminin hayat boyu öğrenme yolunda kendilerinden ayrılmaz bir parça olduğunu kadınlarımıza aşılamalıyız.

Cam tavanı delmenin en etkili yolu hemcinslerimizi rakibimiz olarak değil kız kardeşimiz olarak görmekten geçmektedir. Artık biz kadınların, karar alma mekanizmalarında yer alarak dünyadaki barış, eşitlik, adalet kavramlarının gerçek anlamları ile anılmasına katkı sağlama zamanımızın geldiğini düşünüyorum.

“İzmir’de kadın çalışan sayısı Türkiye ortalamasının üzerinde”

-“Kadın” denilince İzmir, “sosyal hayat, iş hayatı, örgütlenme” bakımında sizce ülkenin hangi sırasında yer alıyor?

Türkiye’de işgücüne katılım oranı erkeklerde yüzde 78,2, kadınlarda yüzde 38,7’dir. İzmir’de erkeklerin işgücüne katılım oranı yüzde 80,9 iken; kadınlarda bu oran yüzde 45,1’dir. Eğitim düzeyi yükseldikçe işgücüne katılım oranı artmaktadır. Türkiye genelinde istihdam oranı erkeklerde yüzde 68,3, kadınlarda ise yüzde 32,2’dir. İzmir’de erkeklerin istihdam oranı yüzde 70,3 iken kadınların istihdam oranı yüzde 35,6’dır. İzmir’in işsizlik oranı Türkiye ortalamasının üzerindedir. Kadınlarda işsizlik oranı yüzde 24,15, erkeklerde yüzde 15,04, toplamda ise yüzde 17,4’dür. Kadınlardaki işsizlik oranı erkeklerden daha yüksek. Bu da eğitim seviyelerinin daha düşük olması ile paralellik göstermektedir. İzmir’deki eğitim durumuna göre işgücü incelendiğinde, okuma-yazma bilmeyen hem kadın hem de erkek işgücünün ülke ve bölge ortalamasının çok altında olduğu görülmektedir. Bir diğer dikkat çeken unsur, yüksekokul mezunu kadınların işgücüne katılım oranının yüksekliğidir. Yüksekokul mezunu kadınların işgücüne katılımında Türkiye ortalaması yüzde 23,05, Ege Bölgesi ortalaması yüzde 19,07 iken İzmir’de bu oran yaklaşık olarak yüzde 30’dur. İstatistiki verilere göre kadın çalışan sayısının Türkiye ortalamasının üzerinde olduğu görülmektedir. Kadın dostu kent olan İzmir’imizin kadınlarına; katılımcı yönetimi sağlayacak mekanizmaların kentin sunduğu ekonomik, sosyal ve siyasi fırsatlardan kentte yaşayan herkesin eşit bir biçimde yararlanabileceği kent imkanlarının verilmesi oldukça değerlidir.

‘Kadın Dostu Kent’ anlayışının içselleştirildiği İzmir’de; katılımcı yönetimi sağlayacak mekanizmaların yerel düzeyde oluşturulması, yerel yönetimlerin planlama ve karar süreçlerine kadınların ve toplumsal cinsiyet eşitliği bakış açısının dahil edilmesi ve yerel yönetimler ile kadın kuruluşları arasında diyalog ve işbirliği alanlarının gelişmesi çalışma hayatında kadın oranlarının artmasında etkili olmuştur.