Erdoğan ve AKP iktidarının sorunu CHP ve Kılıçdaroğlu!

Tarım, “Çiftçimizi ve üretimi desteklemek” yerine, “ithal yolunu açarak” öldürülürken, “ithalatçı milyarderler” yarattık. Gıda fiyatları tavan yaptı; Vatandaş çaresiz. Gözlem konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. İşte görüşleri…
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Türk Lirası, Perşembeyi Cumaya bağlayan gece bir “eksi” rekora imza attı; 1 Dolar = 10 lira” oldu ve “1 gram altın” 600 liraya dayandı.

AKP İktidarı, “ekonomideki, enflasyonu, hayat pahalılığına zirve yaptıran ve dolara, altına rekor üstüne rekor kırdıran” “ülkenin ve 85 milyonun en büyük sorununu bir yana bırakıp”, sanki “seçim sandığı konulmuş gibi ‘CHP ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu” ile uğraşıyor, “koro halindeki” yandaş medyası ile…

İşte “dayanılması zor” acı tablo…

Meyveden sebzeye, bakliyattan ete kadar ürün fiyatlarında hızlı yükseliş sürüyor.  Bir tarafta üretim maliyetleri, diğer tarafta küresel gıda fiyatlarındaki artış… Vatandaş fiyatların artmasından şikayetçi, üretici ise maliyetlerden. Gıda başta olmak üzere perakendede yaşanan hızlı fiyat artışları fiyatlandırmayı da önemli bir sorun haline dönüştürdü. Gıda fiyatlarındaki hızlı yükseliş hayat pahalılığını katladı. Tahıl ürünlerine gelen zamlar yüzünden ekmek 2,5 TL’den satılıyor. İzmir Buca’daki askıda ekmek kuyruğu ve evden kaçarken 5 kiloluk domates salçasını da yanında götüren kadın Türkiye’nin gündemine oturdu.

Aslında gıda fiyatları sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada artıyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), verilerine göre dünya gıda fiyatları Temmuz 2011’den bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Gıda emtia sepetinin uluslararası fiyatlarındaki aylık değişimleri izleyen Örgütün Gıda Fiyat Endeksi, ekimde eylüle göre yüzde 3,9 artarak ortalama 133,2 puana ulaştı.

Gıda fiyatlarının artmasında elbette küresel ölçekte yaşanan kuraklık ve Corona salgının etkileri var. Ancak Türkiye’deki artışlar sadece bu etkenlerle açıklanamayacak kadar yüksek. Türkiye’de fiyat artışları nedenlerinin başında, girdi maliyetleri arttığı için çiftçinin üretimi bırakması, döviz kurunun Türk Lirası karşısında aşırı yükselmesi gösteriliyor.

Üretim düşüyor

Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2021 yılı Bitkisel Üretim 2. Tahmini’ne göre, buğdayda son 14 yılın, arpada son 32 yılın en düşük üretimi bekleniyor. Buğday üretimi 17 milyon 650 bin ton olarak tahmin ediliyor. Bu Türkiye tüketimin oldukça altında. Arpa üretimi ise 5 milyon 750 bin ton ile son 32 yılın en düşük seviyesine indi.

Üretim yerine ithalat tercih ediliyor

Tarımda pek çok sorundan söz edilebilir. Fakat istisnasız hemen herkesin şikayetçi olduğu bir numaralı sorun yüksek girdi maliyetleri. Üretici sürekli yüksek girdi fiyatlarından şikayet ediyor. Çözüm bulunması için adeta yalvarıyor, fakat sesini duyuramıyor. İster büyük, ister küçük olsun, bir çiftçinin tarımsal üretim yapması için belli girdilere ihtiyacı var. Tarlayı sürmek için traktör, traktöre de mazot koyması gerekiyor. Mazotun fiyatı sürekli artıyor ve ürettiği ürünün fiyatı aynı oranda artmıyorsa üreticinin o işten para kazanması mümkün değil. Zararına üretimi sürdüremeyeceğine göre bir süre sonra üretimden vazgeçiyor. Bugün tarımda yaşanan en korkunç olay budur.

Türkiye yıllardır üretimi artırma yerine ithalatla fiyatları düşürme politikası izliyor. Bu politika tarım üretimine büyük zarar verdi. İthalat kısa süreli fiyatları düşürebilir. Ama orta ve uzun vadede fiyatların artmasına neden olan temel etkenlerden birisidir. Yapılan her ithalat içerideki üreticiyi üretimden uzaklaştırıyor. Üretim azalınca, fiyat yükseliyor.

2002 yılında mazotun litresi ortalama 1 lira 9 kuruş iken, bugün 8 liranın üzerinde. Yatlara ucuz mazot sağlanırken çiftçi dünyanın en pahalı mazotuyla üretim yapmaya çalışıyor. Bir başka önemli tarımsal girdi gübre. Gübre fiyatındaki artışta mazottan daha fazla… 2002 yılında tonu 237 lira olan ÜRE gübresinin fiyatı, şu anda 5 bin 500 lira ve neredeyse her gün zam geliyor. DAP gübresinin ise tonu 354 liradan gelen son zamla birlikte; 7950 TL’den 8100 TL’ye yükseldi.

Askıda ekmek kuyruğu…

Un fiyatlarının Ocak ayından bu yana yüzde 40’dan fazla, işletme giderlerinin de yüzde 35 civarında zamlanmasından şikayet eden fırıncıların zam talepleri 2 ay sonra kabul edildi. Ekmek bir süredir 2,5 TL’den satılıyor. Böylece ekmek son 20 ayda 3 kez zamlanmış oldu. İzmir Buca’da ise bir fırının önünde çekilen görüntü yürek burktu. Fırın önünde metrelerce uzayan kuyruğun ‘askıda ekmek’ kuyruğu olduğu öğrenildi.

“Borçlu çiftçi üretimden vazgeçiyor”

Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Genel Başkan Hüseyin Demirtaş, Cumhuriyet’e verdiği demeçte, Ekim ayında tavuk eti fiyatının yüzde 64, ayçiçeği yağının yüzde 60.8, margarinin yüzde 53.8, mercimeğin yüzde 41.8, süt ve yoğurdun yüzde 35, nohudun yüzde 34.4, ekmeğin yüzde 26.4 zamlandığını anlattı.

Rekoltenin söylenenden çok daha düşük olduğunu söyleyen Demirtaş, “Tahıl ürünleri üretim miktarlarının bir önceki yıla göre yüzde 5.5 azalarak yaklaşık 35.1 milyon ton olacağı; aynı dönemde buğday üretiminin yüzde 7.3 azalarak 19 milyon ton, arpa üretiminin yüzde 6 azalarak 7.8 milyon ton, nohut yüzde 12.7 azalarak 550 bin ton olacağı belirlenmiştir. Ancak alandan aldığımız bilgiler rekoltelerdeki düşüşün bu rakamların çok üzerinde olduğu yönündedir. Örneğin buğdaydaki rekolte 17 milyon ton, arpa rekoltesi ise 6 milyon ton olarak tahmin edilmektedir. Baklagillerde de gerçek düşme oranı resmi rakamların çok daha üzerindedir. Bu tablo, önümüzdeki dönemde de gıda ve tarım ürünlerinin bu oranda zamlanacağını göstermekte” dedi.

Girdi maliyetleri arttı

Çiftçinin en büyük girdilerinden gübreye gelen zammın çiftçiyi üretimden caydırdığını anlatan Hüseyin Demirtaş, “2020-2021 yılları arasında amonyum sülfat gübresinde yüzde 125, amonyum nitratta yüzde 90, ÜRE ve DAP’de yüzde 119.60, 20.20.0 gübresinde yüzde 141 oldu. Bu rakamlar, son dönemde gelen yeni zamlarla oran olarak daha da artmış, örneğin ÜRE gübresinde yüzde 160’a çıkmıştır. Piyasada 4 bin 800 TL olan ÜRE gübresi zamlı tarifeyle birlikte 5 bin 300 ila 5 bin 500 TL’den satılmıştır. DAP gübre fiyatı da tonda ortalama 150 TL artış göstermiştir; genelde ise oran gübrede artış oranı yüzde 150’ye ulaşmıştır. Bunun yanı sıra özellikle ÜRE gübresine ulaşmakta sıkıntı yaşanmıştır. Gübre fiyatlarındaki bu artış karşısında buğday ve bazı hububat ürünleri için verilen gübre desteğinin 2021 yılı için dekar başına 16 TL’den 20 TL’ye çıkarılması, 2022 yılı için bu rakamın 32 TL olarak belirlenmesi fazla bir anlam taşımamaktadır. Bir dekar buğday için kuru tarımda gübre maliyeti 500 TL’ye, sulu tarımda ise 800 TL’ye çıktı. Mazot fiyatı ise aynı dönemde yüzde 23.5 zamlanarak 6.60’tan 8.16 TL’ye çıktı. Yeni zamlar tüketiciye doğrudan yansıtılacaktır. Bu artışlar çiftçinin kullandığı elektrik, su, ilaç gibi girdiler açısından da geçerlidir. Bu zaman diliminde çiftçinin gelirinin artmak yerine azaldığı düşünüldüğünde girdi fiyatlarındaki artışın, çiftçinin yükünü ne kadar artırdığı görülebilir.

******

 “TARIM VE GIDADA 2022 YILI DAHA ZOR GEÇECEK”

Ali Ekber Yıldırım (Tarım yazarı) – 2021 yılı tarım ve gıda için zor bir yıldı. 2022 bu yıldan da daha zor geçecek. Bir ülkede çiftçi üretimin değil, üretim yapmamanın maliyetini hesaplamaya başlamışsa o ülkede tüketicinin de işi çok zor olur.

İthalata dayalı tarım ve dış ticaret politikaları, yüksek girdi fiyatları, kuraklık, sel, don, hortum, dolu, aşırı yağış, aşırı sıcak gibi iklime bağlı ani hava değişiklikleri nedeniyle tarım sektörü 2021 yılında ciddi zararlarla karşı karşıya kaldı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun tozpembe verileri bile özellikle hububat ve bakliyat ürünlerindeki üretim kayıplarının ne kadar korkunç seviyede olduğunu gösteriyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2021 yılı Bitkisel Üretim 2. Tahmini’ ne göre, buğdayda son 14 yılın, arpada son 32 yılın en düşük üretimi bekleniyor. Buğday üretimi 17 milyon 650 bin ton olarak tahmin ediliyor, bu Türkiye tüketimin oldukça altında. Arpa üretimi ise 5 milyon 750 bin ton ile son 32 yılın en düşük seviyesine indi.

Amerika Tarım Bakanlığı(USDA) aylar öncesinde Türkiye’nin buğday üretimini 16. 5 milyon ton, arpa üretimini de 4.5 milyon ton olacağını açıklamıştı.

Üretim azalınca fiyatlar yükseliyor, ithalat daha da pahalıya geliyor. Toprak Mahsulleri Ofisi neredeyse her hafta bir ihale açarak ithalata tam gaz devam ediyor. Buğday, arpa, mısır, çavdar, nohut, mercimek, ayçiçeği tohumu ve ham yağda gümrük vergileri yıl sonuna kadar sıfırlandı. Özel sektör ithalata devam ediyor. Dövizdeki artış hem ithalatı daha pahalı hale getiriyor hem de fiyatları artırıyor.

Ürün çiftçiden çıktıktan sonra fiyatlar katlandı

Toprak Mahsulleri Ofisi, 2021 ürünü makarnalık buğday alım fiyatını ton başına 2 bin 450 lira olarak açıkladı. Şimdi ortalama fiyatı 3 bin 720 lira, 2 bin 250 lira olarak açıkladığı ekmeklik buğday fiyat 3 bin 130 liraya ulaştı. Arpa alım fiyatı ton başına 1750 lira açıklanmıştı şimdilerde arpanın tonu 2 bin 740 lira. Yani, açıklanan fiyatın üzerine 1000 lira zam geldi. Açıkladığı fiyatlarla buğday, arpa alamayan Toprak Mahsulleri Ofisi, 24 Haziran’dan Ekim ayı sonuna kadar 4 ayda arpa ithalatı için 8, buğday ithalatı için 5 kez ihale açtı. Tarlalardan elde edilemeyen arpa ve buğday, gemilerle Türkiye’ye taşınıyor. İthalatın en fazla yapıldığı Rus buğdayının Türkiye’ye giriş fiyatı ton başına 340-350 dolar, arpanın tonu 300 doların üzerinde.

Bakliyat üretimi 1 milyon tonun altında

Türkiye, 1990’lı yıllarda 2 milyon ton bakliyat üretimi ile dünyada en önemli üretici ve ihracatçı konumundaydı. Bugün üretim ihtiyacı karşılamaya bile yetmiyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun tahminine göre 2021 üretim yılında bakliyat üretimi geçen yıla göre yüzde 18.5 oranında azalarak 1 milyon 53 bin ton olacak. Bu iyimser bir veri. Bakliyat üretiminin 1 milyon tonunun altında olduğunu sektör temsilcileri çok iyi biliyor. Mercimek üretimi geçen yıla göre yüzde 30 azalarak 230 bin tona düştü. Son yıllarda üretimini artırmakla övündüğümüz nohutta üretim yüzde 24.6 düşüşle 630 bin tondan 475 bin tona geriledi.

Tüketici çok yüksek fiyata almak zorunda

Tüketici açısından bakıldığında azalan üretimin faturası fiyat artışı olarak etiketlere yansıyor. Toprak Mahsulleri Ofisi, 1.sınıf kırmızı mercimek alım fiyatını ton başına 5 bin lira, yeşil mercimek için 4 bin 150 lira fiyat açıkladı. Nohut alım fiyatı ise 4 bin 50 lira olarak belirlendi.

Şu anda toptan fiyatlar kırmızı mercimekte 9 bin 400 lira, nohutta 8 bin 600 lira. Marketlerde ise çok farklı fiyatlar var. Kanada mercimeği en ucuz markette kilosu 13-14 liradan başlıyor. Nohudun kilosu 16-17 liradan başlıyor. Markalı ve organik bakliyat ürünleri 25-30 lira seviyelerinde. Daha yüksek fiyatlar da var.

Bunlar iyi günlerimiz…

İklim değişikliğine bağlı olarak kuraklık, ani hava değişiklikleri, felaketler yine devam edecektir. Bütün bunlara ilave olarak 2022’de yüksek girdi fiyatları nedeniyle üretimden kaçış, verim kayıpları, üretim düşüşü daha büyük olabilir. Gübrede son 1 yıllık dönemde yüzde 150’yi aşan zamlar çiftçinin kimyasal gübre kullanımını büyük oranda azaltması bekleniyor. Avrupa merkezli, dünyayı etkileyen doğal gaz krizi ve buna bağlı olarak gübrede yaşanan kriz sadece fiyat artışı değil gübrenin bulunmasını bile sorun haline getirdi.

Kimyasal gübre kullanımına karşı olabilirsiniz. İyi ki gübre fiyatları artıyor, daha az kimyasal kullanılacak diye düşünebilirsiniz. Fakat kimyasal gübreye alıştırılmış topraklar ve çiftçiler, gübre olmadan verim artışının sağlanamayacağına inanıyor. Bu yıl gübre kullanımı azalacak. Buna bağlı olarak üretimde büyük bir düşüş olabilir. Son günlerde yapılan zamlarla mazotun litresi 8 liranın üzerine çıktı. Mazot ve gübre kadar olmasa da tohum, ilaç ve diğer girdilerde de fiyatlar artıyor.

Girdi fiyatlarının çok yüksek olması nedeniyle çiftçi üretim yapmamanın maliyetini hesaplıyor. “Tonu 10 bin lira sınırına dayanan gübre, litresi 8 liranın üzerinde olan mazotla üretim yaparsam ürünümü satabilir miyim? Bu maliyetleri çıkarabilir miyim” diye hesap yapan ve hesabın içinden çıkamayan çiftçilerin bir bölümü ya tarlasını boş bırakacak ya da kiraya verecek. Kuraklık, pandemi, dünya fiyatları üzerine bir de bu yüksek girdi fiyatları tarımsal üretimi olumsuz etkileyecek.

*****

“ÜRETİCİNİN TARLASI İLE TÜKETİCİNİN SOFRASI ARASINDAKİ MESAFE KISALTILMALI”

Ferdan Çiftçi (Eski Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı)- Gıda fiyatları, pazardaki fiyatlar hızla artıyor. Bu hem üreticiyi hem tüketiciyi zorluyor ve mutfaktaki yangın giderek büyüyor. Peki bu böyleyken üretici fiyatlarında durum nedir, diye baktığımızda orada da aslında değişen bir şey olmadığını, üreticinin kaybetmeye devam ettiğini görüyoruz. Piyasalardaki gıda fiyatlarının, tarım ürünlerindeki fiyatların pazarda niye bu kadar yükseldiği konusuna gelince, burada iki temel koşul var. Birincisi, üretim ayağındaki sorunlar,  orada maliyetler çok yüksek. Hem dünyadaki hem de ülkedeki ekonomik koşullar çok kötü seyrediyor (günümüz koşullarında dolar 10 liraları zorluyor, euro 11’i geçti) ve üretici bu koşullarda üretim yapmaya çalışıyor. Dövizdeki yükseliş ve ekonomik koşullardaki zorluklar nedeniyle girdi maliyetlerindeki artış yüksek oluyor. Temel girdi olan gübrede 1 yıllık artış yüzde 280’leri bulmuş durumda. TÜİK rakamları başka şeyler söylese de piyasa koşullarında bunun böyle olduğunu biliyoruz. Mazotta da aynı şekilde ciddi yükselişler oldu. Ve bu ay sadece mazotta ve gübrede değil, tohumda ve zirai ilaçlarda da artışlar ciddi boyutlara ulaştı.  Birincisi, üretici üretmekte zorlanıyor. İkincisi, aynı zamanda bu koşullar nakliye ve diğer maliyetleri de yükselttiği için fiyatlarda yükseliş söz konusu. Temel neden ise, üretici fiyatları ve tüketici fiyatları arasındaki farktan kaynaklanıyor. Bunun önlenebilmesi için üreticinin girdi maliyetlerinin düşürülmesi, üzerindeki yükün azaltılması gerekiyor. Çiftçinin yükünü azaltmak için desteklemelerin yeterli, nitelikli şekilde verilmesi ve zamanında ödenmesi gerekiyor. Üreticinin tarlası ile tüketicinin sofrası arasındaki mesafenin kısaltılması gerekiyor. Üreticiden çıkıp, tüketicinin sofrasına gidinceye kadarki mesafenin ortadan kaldırılması ve üreticinin doğrudan satışını sağlayabilecek mekanizmanın kurulması gerekiyor. Bunun da yolu kooperatifleşmeden ve kooperatiflerden geçiyor. Güçlü ve demokratik bir kooperatifçiliği hayata geçirmemiz ve planlı üretimi yapmamız çok büyük önem taşıyor. Sadece maliyet koşulları değil. Aynı zamanda iklim değişikliği de üreticinin üretmesini zorlaştırıyor. Yetersiz yağışlar, kuraklık olarak kendini gösteriyor, aşırı yağışlar yarar yerine zarar olarak üreticiye yansıyor. Bu hem ürün hem verim kaybına neden oluyor. Bu dönemde hem tahıllarda hem baklagillerde ciddi anlamda verim düşüklüğü söz konusu… Buğdayda yüzde 14’ken arpada yüzde 30, nohutta yüzde 25’ler düzeyindeyken, kırmızı mercimekte yüzde 30 düzeyinde bir verim düşüklüğü yaşandı. Ki bunlar TÜİK’in rakamları… Söylenenden daha yüksek bir verim düşüklüğü olduğunu kendi gözlemlerimizden, arkadaşlarımızla yaptığımız araştırmalardan, üreticilerle yaptığımız görüşmelerden yola çıkarak söyleyebilirim. Tüm bu koşullar birleşip bir araya geldiğinde tabii ki gıda fiyatlarının yüksekliği söz konusu oluyor. Üretici ya zarar ediyor ya da yeterince kazanamıyor. Kendi emeğini saymadan koşullarını devam ettirebilecek kadar kazanıyor. Bu koşullar değişmeden bu fiyatların düzelmesi mümkün değil.