Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

‘Zarar eden çiftçi yok’ diyen Tarım Bakanı’na önerimiz

Son dönemlerde ülkemiz tarımının ve çiftçisinin hâl-i pür melali, gerçekten acıklı bir duruma dönüştü. Tarım sektörünün içine düşürüldüğü bu zor durum, halkımızın ve ülkemizin geleceği adına doğrusu bizleri oldukça endişelendiriyor.

‘Zarar eden çiftçimiz yok’ sözleriyle kamuoyunda tartışma yaratan Tarım Bakan’ına, öncelikle kendi hemşehrileri olan Manisalı bağcılarla görüşmesini öneriyoruz. Tarımsal girdilerdeki maliyet artışının yüzde 100’ü, gerçek enflasyonun yüzde 50’yi, TÜİK’in bastırılmış resmi enflasyon oranının bile yüzde 20’yi bulduğu bir dönemde, üzümdeki yüzde 4’lük fiyat artışıyla zarar edilip edilmediğini üzüm üreticilerinden öğrenebilir.

Kendine yetebilen ülkeden, ithalatçı ülkeye

Bir zamanlar ülkemiz adına en çok övünç duyduğumuz özellikler arasında, gıda bakımından kendi kendine yetebilen sayılı ülke arasında yer almak önde gelirdi. Bizler daha çocukluk yıllarımızdan başlayarak, okullarda bu hasletimizi öğrenerek ve kavrayarak büyüdük.

Oysa günümüzde ülkemizin bu temel özelliği ve üstünlüğü tümden kaybedildi. Giderek saman ithal eden bir ülke haline geldik. Bu durum, başta bu güzelim ülkenin üreten insanları olmak üzere, hepimizi derinden yaralıyor.

Rakamlarla tarımda ithalat gerçeği

Bu acı gerçeği sıkça dile getirip, siyasal iktidarı bu konuda en çok eleştirenlerin başında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu geliyor. Ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz hafta partisinin grup toplantısında, konuyla ilgili çarpıcı rakamlar ortaya koydu.

Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), yerli üreticiden buğdayı tonu 2 bin 250 liradan alırken, dışarıdan tonu 3 bin 343 liradan buğday ithal ediyor. Yani yüzde 43 oranında ithalata daha fazla para ödüyoruz. Üreticiden arpa tonu Bin 750 liradan alınırken, dışarıdan yüzde 82 daha fazla ödemeyle 3 bin180 liradan alınıyor. Nohut yerli üreticiden 4 bin 50 liraya alınırken, dışarıdan yüzde 121 fazla ödemeyle tonu 9 bin liraya; yeşil mercimek üreticiden 4 bin 150 liraya alınırken, ithalata yüzde 195 zamla 12 bin 160 lira ödeniyor… Bu örnekler daha da çoğaltılabilir. İlgili bakanlık, açıklamasında bu rakamları yalanlayamıyor, ay farklılığı gerekçesine sığınmaya çalışıyor.

Bu nasıl ‘milli ve yerli’ olmak?

Gerçekten bu rakamsal veriler yüreğimizi acıtıyor. Bir yandan emeği ve alın teri hak ettiği değeri bulmayan üreticiler adına üzülürken, diğer yandan yüksek bedeller ödeyerek karnını doyurmaya çalışan tüketiciler ve her geçen gün geçinmekte zorlanan insanlarımız adına da üzülüyoruz.

Bir büyük kaygımız ve endişemiz de elbette ülkemizin ve halkımızın geleceği adına oluyor. Gıdanın giderek daha önemli hale geldiği ve gıdaya erişimin daha zorlaştığı koşullarda, önümüzdeki süreçte neler yaşanacak? Bu soru ve yanıtları, doğrusu bizi endişelendiriyor. Bu olumsuzlukların, sözde ‘milli ve yerli’ olduklarını en çok iddia eden ve bunu adeta dillerine dolayanların döneminde yaşanması da aslında tam bir ironi oluşturuyor! İnsan sormadan edemiyor; bu nasıl bir yerlilik ve millilik?

Desteklemeden kesilen vergilerin iadesi  

Tarım konusundaki yazılarımızı takip edenler anımsayacaktır; çiftçilere yapılan destekleme ödemelerinden vergi kesintisi yapılmaması gerektiğini sık sık vurgulardık. Konuyu takip eden bazı siyasetçiler ve uzmanlar da bu doğrultuda görüş ifade ederlerdi. Örneğin; Tariş dönemimizden çalışma arkadaşımız, mali konularda uzman Hüseyin Yörükoğlu, ‘muhasebe.net’de, niçin kesinti yapılmaması gerektiğinin teknik gerekçelerini açıklamıştı.

Danıştay, çiftçilere yapılan doğrudan gelir desteği ödemeleri üzerinden gelir (stopaj) vergisi tahsilatını durdurdu. Bu karar üzerine, hem kesintiye son verildi hem de geriye doğru haksız kesilen vergilerin faizleri ile birlikte iade edilmesi için yol açıldı. Yalnız bu uygulamadan yararlanacak üreticilerin, 31 Aralık 2021 tarihine kadar mutlaka başvurmaları gerekiyor. Çiftçiden haksız kesilen verginin faiziyle birlikte 5 milyar TL dolayında olacağı hesaplanıyor.

Tarım ve üretici desteklenmelidir

Tarım ve üretici kesimi gerçekten zor günler yaşıyor. Zorluklar elbette yalnızca onlarla da sınırlı değil. Toplum olarak, ekonomik ve sosyal açıdan zor bir dönemden geçiyoruz. Dar gelirli ve yoksul insanlar için yaşamak, giderek ‘ateşten gömlek’ haline geliyor.

Bu zor günlerin aşılmasında, tarım ve çiftçi kesimi stratejik derecede önem kazanıyor. Yeterli ve güvenli gıdanın sağlanabilmesi ve bunlara rahatça erişilebilmesi için, tarım ve üretici desteklenmelidir.