Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Yeşil ekonomi ile iş yapış şekli yeniden tasarlanacak

Dünyada gündem yeşile dönüyor. Son olarak İskoçya’nın Glasgow kentinde gerçekleşen COP26 Zirvesi’nde ülkeler, kentler yeşil mesajlar verdi. Yeşil ekonomi konuşuldu… Özellikle İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ‘in, “başka bir tarım mümkün” başlıklı sunumu, en çok ilgiyi çeken konuşmalardan biri oldu.

Glosgaw’da bunlar olurken İstanbul da yeşili konuştu. “Daha yaşanabilir bir dünya için ekonomi” sloganı ile yayın hayatına başlayan Türkiye’de İş Dünyası Dergisi’nin toplantısına katılan ünlü iş insanı Bülent Eczacıbaşı yeşil ekonomiye ilişkin çok önemli mesajlar verdi.

Dergi’nin kapağında yer alan Bülent Eczacıbaşı konuşmasında şu noktalara işaret etti:

“Böyle bir derginin kapağında yer almak benim için büyük bir zevk ve onur. Dergi daha ilk sayısından ilklere imza atacağını belli ediyor. Ekonomi gazeteciliğinin her zaman çok önemli olduğunu ve büyük bir sorumluluk ifade ettiğini düşünürüm. Çünkü ekonominin içinde yaşamayanlar için ekonomideki ilişkileri ve gelişmeleri değerlendirmek kolay değildir. Bu biraz bizim eğitim sistemimizin özelliklerinden kaynaklanır. Bizler eğer ekonomi ya da ilişkili bir alanda eğitim görmemişsek ekonominin en temel ilkelerinden yoksun olarak mezun oluruz okullardan. Oysa bugün çağdaş dünyaya katılım için biraz ekonomiden anlamak zorunlu diyebilirim. Çünkü bu bilgilerden yoksunsak bir şirkette yönetici olmak çok zordur, yatırımcı olmak imkânsızdır, aile bütçesini yönetmek dahi çok zordur. Yaşadığımız dünyanın siyasetçilerinin performanslarını değerlendirebilmek, hatta vatandaşlık görevimiz olan oy vermeyi dahi sağlıklı biçimde yapmak çok zordur. Bir de ekonomi ve siyasetin iç içe geçmiş olması işi daha da güçleştirir. Oysa bu ikisini ayırt edebilmek ekonomi gazeteciliğinde güvenirliliğin temelinde yatar.”

Sonra sözlerini Türkiye’nin Paris Anlaşması’nı resmen onaylamasına getirdi ve sürecinin devamında olacaklara ilişkin şöyle konuştu:

“Paris Anlaşması küresel yeşil dönüşümü dinamik hale getirecek. Avrupa Birliği’nin bu dönüşümü bir fırsat, daha iyi bir değer zincirini mümkün kılacak bir kaldıraç olarak görüyor. Yeşil Mutabakat, aslında çok uluslu yepyeni bir “toplumsal sözleşme”… İş yapış biçimini, ticareti, insanın gezegenimizle, doğa ile ilişkisini yeniden tasarlamayı hedefliyor. Bu açıdan, her geçen gün yeni şeyler öğrendiğimiz bu süreci heyecan verici buluyorum. Yeşil Mutabakat gelecek 30 yılın projesi… Bunu, 1980’li yıllarda AB’nin oluşturduğu “Tek Pazar” ile kıyaslayabiliriz. Projenin iklimle ilgili mesajları ve hedefleri en çok bilinen kısımları: 2050 ya da mümkünse daha öncesinde iklim nötr bir kıta yaratmak amaçlanıyor. Bunun için bütün ekonomiler, endüstriler ve tüketici alışkanlıkları yeni baştan şekillenecek. Sürdürülebilir Büyüme… Döngüsel Ekonomi… Ve Adil Rekabet bu dönüşümün üç ana sacayağı… En büyük ticaret ortağımız ile işbirliğimizi devam ettirmek istediğimiz için bu dönüşümü yakından izlemek ve ona uyum sağlamak durumundayız. Önce düşük karbon, ardından karbon nötr ve nihai olarak iklim nötr bir sanayi ve kalkınma yol haritasını süratle oluşturmamız gerekiyor. Sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin ve düşünce kuruluşlarının ayrı ayrı çabalarını bir araya getirecek bir işbirliğine her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olduğuna inanıyorum.

Glasgow’a gönderme yaptı, ne yapılmalı sorusunu yanıt verdi

 Dünyanın yüzde 55’ten fazlasının 2060’a kadar iklim nötr olma hedefini kabul etmiş durumda olduğuna dikkat çekiyor Bülent Eczacıbaşı ve Glasgow’daki COP26 Zirvesi’ne gönderme yapıyor. İşte o sözleri:

“Ne yapılması gerektiğini aslında hepimiz biliyoruz. Enerjide sürdürülebilir kaynaklara dönüşüm gerekiyor. 10 yıl öncesine kıyasla bu dönüşüm daha kolay ve maliyeti daha düşük. Elektrik üretiminde karbonu nasıl azaltacağımızı biliyoruz. Öncelikle bunu yapmalıyız. Sonra ekonomide nerede enerjiye ihtiyaç varsa, orada elektrik kullanmaya çalışmalıyız. Sanayide, evlerde, ulaşımda… Evet, bazı sektörler için bu söylendiği kadar kolay değil. Petrokimya, çimento ya da uzun mesafe havayolu ulaşımında bunu yapmak oldukça güç. Ama olanaksız değil. Bunun için elimizde gerekli teknolojiler var. Maliyetleri de kabul edilebilir düzeylere geliyor. Hidrojen gibi son derece umut veren enerji seçenekleri de var. Bugün küresel salgından çıkışı konuşuyoruz. Bu aşamada vereceğimiz kararlar, seçeceğimiz yol, ya daha akılcı, sürdürülebilir ve kapsayıcı bir büyüme getirecek; ya da tüketmeye ve kirletmeye devam ettiğimiz bir dünya içinde hepimiz kendi yarattığımız bir kapanın kurbanı olacağız. Çözümlerimizin doğa temelli olması gerekiyor. Bu tür çözümler uyum ve direncimizi arttırıyor. Finanstan enerjiye, lojistikten genel anlamda ulaşıma, her alanda temiz enerji kullanımımız nasıl artabilir sorusuna daha etkili yanıtlar aramaya devam ediyoruz.”