Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Nerde çiftçinin o güzel günleri?

Çocukluğumuzda, gençliğimizde okullarda “Türkiye, kendi kendini doyuran 6 ülkeden biridir” diye okurduk…

Sonra ve nedense 1980’li yıllarda “kendi kendimizi doyurmak için yetiştirmek yerine ithalat yapma yolu” açıldı…

Türkiye, “kendi çiftçisini destekleme, onu köyünde ‘mutlu ve tok yaşayarak’ oturtmadan” vazgeçti, her yıl milyarlarca dolarlık ithalatla “Arjantin’den, Yunanistan’a, Fransa’dan, Ukrayna’ya kadar dünyanın dört bir yanındaki çiftçileri desteklemeye ve doyurmaya” başladı!..

Dahası, açılan bu yol, “köyünde doyamayan milyonların kentlere taşıdı” ve çiftçilik ‘bitkisel hayata’ girerken, şehirler “hızlı kalabalıklaşmanın yarattığı sağlıksız ve kötü büyümenin büyük sorunları ile” baş başa kaldı.

Ve… Dünya’nın üst üste yaşamaya başladığı “Savaş / Pandemi / Ekonomi krizlerini” Türkiye de zaman zaman “misli ile” yaşamaya başladı.

Sonuç; “gıda enflasyonu önlenemez hâle geldi”, pazardan çarşıdan, bakkaldan, manavdan mutfaklara giden yola “hayat pahalılığı” denilen canavar hakim oldu; milyonlar ve milyonlar “açlık – yoksulluk arasında” çırpınır hâle geldi.

Şimdi çok okurum; “Nasıl bu kadar iddialı yazıyorsun; Köylü – Çiftçi – Tarım – Gıda konularında uzman mısın?” diye soruyordur, içinden, bu satırları okurken…

Evet, ama 46 yıldır, “tarım” denilince “ülkenin en zengin bölgesinde”, Ege’de yaşıyorum, gazetecilik yapıyorum; Ege kentlerine, kasabalarına gittiğim kadar, köylerine de gidiyorum.

Dahası, “ben köylü çocuğu olduğum için” herhalde, köylere gitmeyi ve oralarda dostlar edinmeyi, sohbetler etmeyi” kentlerdekinden daha çok seviyorum.

Bizim babamız rahmetli “emekli albay” Fuat Uluç, köy çocuğu idi. Balıkesir’in Manyas İlçesi’nin Çavuşköy’ün doğmuş ve “okumak için Askeri ortaokula girene kadar” orada yaşamıştı. Orada evler, tarlalar vardı, Dedemizden kalan. Babamızdan, Halamızdan da “çocuklarına, yani bizlere kalan…”

Bu sebeple, hemen her yıl, Manyas’a, Çavuşköy’e gidiyorum. Yıllardır, evlerimizde oturan ve tarlaları kiralayan köylüler, “kendilerini bile doyuramıyorlar” ve “icarın karşılığını” ödeyemiyorlar. Sorunlarını “birebir görüyor” ve biliyorum. Gençlerin çoğunun köyü terk ettiklerini de…

Köyün yanından geçen Kocaçay’ın içinde “sıcak su” kaynıyordu. Çocukken çayda yüzerken “su birdenbire sıcaklaşınca” şaşırırdık. Şimdi oraları “kaplıcalar bölgesi” hâline geliyor, “çiftçilik” tamamen bitecek…

Bir zamanlar buğdaydan, burçağına kadar hububatıyla, kavun karpuzu ile, mısırıyla, tütünü ile, dutlukları, kirazlıkları başta meyvesiyle, sebzesiyle “kendini doyuran ve de satan, ipek böcekçiliği bile yapan” o güzelim  Çavuşköy, adım adım betonlaşıyor!..

Köylerde çiftçi sayısı azalıyor, ekilen arazi azalıyor, tarlalardan, bahçelerden alınan tarım ürünleri de yıl yıl yüzlerce bin ton azalıyor. Çiftçinin belini “tarım girdilerine gelen zam üstüne zam” büküyor. Bitmedi; “korkunç bir tehlike” daha geliyor; kuraklık!..

Tarım Bakanı’nı dinliyorum; sadece “laf var”; anlıyorum ki; bıraktım iyiye gitmeyi, “kötü gidişi” bile durduramayacağız!..

Lafla peynir gemisi yürümez, sayın Bakan, çiftçi kan ağlıyor, “sözlerinize gülecek takati” bile yok!..

+++++++

ERDEM…  VE POLİTİKA

Farklı inançların aynı topraklar üzerinde yan yana yaşamasını temin eden laiklik, Batının bir kopyası olmayıp, bizim yaşamımızın bir ürünüdür. Buna rağmen laikliğin düşmanları eksik değildir.

                                                                              Ali Naili Erdem

+++++++

Şair Eşref Şayet Yaşasaydı… Ne yazardı?

Nihat Demirkol

Sözün Özü…

“CHP kapatılmalı… 150’likler gibi bir sürgün listesi yapılmalı” diyen yazar, “her devrin iktidarının adamı” olarak ün yapan bir gazeteci… Hayret ediyorum, “o”, bu kadar ciddiye alınır mı?..

Başkan’a mesajım var

Vazgeç bu sevdadan!..

CHP Genel Başkanı, bu kaçıncı defa “Belediye başkanları Cumhurbaşkanı adayı olmayacak” dedi; ben sayısını unuttum.

Kılıçdaroğlu “bu sözünü neden tekrarlayıp” duruyor?..

“Anketlerde AKP adayı olacağı” düşünüldüğü için Cumhurbaşkanı’na rakip olarak halka “ismen” sorulan aday adaylarından “sadece” ikisi belediye başkanı; biri Ankara Belediye Başkanı… Biri de “Sizsiniz.”

Mansur Yavaş’ın “Cumhurbaşkanı aday adayı olmak istediğine dair” bugüne kadar bir tanecik bile işareti olmadı. İşine bakıyor ve çok da başarılı oluyor…

Ama Zatıaliniz; göreve başladığınızın ikinci ayından itibaren “Cumhurbaşkanı aday adayı olduğunuz” işaretlerini vermeye azami gayreti gösterdiniz; yurt gezilerine başlayarak… Hâlâ devam ediyor…

Anlaşılıyor ki, “küçük bir ilçenin belediye başkanı iken”, birdenbire “birçok Avrupa ülkesinden kalabalık” bir Dünya Kenti’ne Belediye Başkanı olmak” ve hatta Genel Başkanınızın “Belediye başkanları görevlerine devam etmeli” demesine rağmen, sizi kesmedi…

Kendinize de, İstanbul’a da, CHP’ye de, Genel Başkanınıza da yazık ediyorsunuz, sayın Ekrem İmamoğlu!..

İhtirasınızın kestirmediği hevesi, kesin; Millet İttifakı’nın ve anketçilerin “aday adayları listesinden” çıkın!…

İnternet’ten “esen” rüzgarlar!..