Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Depremzedelere destek

Geçen hafta ‘30 Ekim Sisam Depremi’nin yıldönümü idi. Bir yıl içinde yapılanlar, vaat edilip de gerçekleşemeyenler tartışıldı. Yıkılan ve ağır hasarlı binalar yerine ‘Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yaptırdığı konutların teslim tarihi Kasım ayı sonuna ertelendi.

117 canımızın yittiği depremden etkilenen 700’e yakın orta hasarlı binanın kaderi gündemdeki ana konu oldu. Şu anda geçerli yasal mevzuata göre bu binaların bir yıl içinde yıkılıp yeniden yapılması ya da güçlendirilmesi gerekiyor. Ama bırakın yeterli insan kaynağını bu işlerin yapılmasını sağlayacak parasal kaynak ortada yok.

Orta ve hafif hasar

Ağır hasarlı binalar için yaklaşık 25 bin hak sahibine ödeme yapan Doğal Afet Sigortaları Kurumu, DASK, orta ya da hafif hasarlı binalara gelince kaynak sağlayamıyor. Mevzuatı izin vermiyor. Bunca yıldır halktan ‘deprem sigortası’ adı altında para toplamış olan Devlet de parasal destek verme konusunda ilgisiz. Geriye orta ve hafif hasarlı bina sahibi depremzedelerin kendi güçleriyle çözüm bulmaları kalıyor. Bu da kolay değil. Mağdurların çoğunun inşaat maliyetlerini karşılama güçleri yok.

İzmir Depremzedeleri Derneği (İZDEDA) mağduriyetlerin giderilmesi için hem Bakanlık hem de Yerel Yönetimler gözetiminde çözüm arıyor.

Orta ya da hafif hasar nedeniyle yeniden yapılacak binalar için İzmir Büyükşehir Belediyesi (İBB) imara yönelik bir çözüm getirdi. Buna göre, ‘daha önce yürürlülükte olan imar mevzuatına uygun bir şekilde ruhsat alınarak inşa edilmiş ama imar mevzuatındaki değişiklikler nedeniyle hak kaybına uğrayan binalar’ için düzenleme yapıldı. Örneğin halen 8 katlı bir yapı yeniden yapıldığında 7 kata düşüyorsa, bu düzenlemeye tabi olacak; yine 8 katlı yapılabilecek.

Ancak işin mali yükü de bir engel olarak depremzedelerin karşısına dikiliyor. İZDEDA Başkanı bu yükü karşılayabilmek için İBB’nin yüzde 25-30 arası bir emsal artışı getirmesini istiyor. Pratikte ne anlama getiriyor böyle bir artış? Her katta 2 dairesi bulunan 8 katlı bir binanın yüzde 25 artışla 10 kat yapılabilmesi anlamına geliyor. Bu artış, kentteki tüm riskli binaları da kapsayacak şekilde genişletilirse ciddi bir yoğunluk sıçraması yaşanacağı çok açık.

Odalar karşı

İnşaat Mühendisleri Odası, Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası gibi teknik meslek odalarının karşı çıkışları özellikle bu noktada yoğunlaşıyor.

İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Eylem Ulaş Ayatar emsal artış kararlarının siyaseten alındığını belirterek şunları söylemiş: “Bir siyasi parti liderinin yapmış olduğu açıklama üzerine emsal tartışması daha farklı bir noktaya taşınmış oldu. Siyaseten söylenen bu sözü de anlıyorum. Niye? Mağduriyetler var. Vatandaşın önüne çıkan maliyet engeline karşı böyle bir çözüm üretilmiş olunabilir. Sonuçta teknik eleman değiller. Meslek odası olarak bugün olayı o yapıyı yıkıp yerine başka bir yapı yapmak olarak görürsek ve maliyet açısından bakarsak bir çözüm olur mu, olur. Ancak o alanlar dışındaki riskli yapılar var. Bu bir eşitsizlik de getirir. Sonu yok bunun. Çünkü yapı stokuna güvenmiyoruz. Dolayısıyla emsal artışlarının getirdiği yoğunluk alt yapıya da yansıyacak. Bugün çözüm olarak gözüken bu karar yarın yeni sorunlar yaratacaktır.”  Ayatar, çözüm önerisi olarak güçlendirmeye dikkat çekiyor ki bence de en uygulanabilir çözüm bu.

Mimarlar Odası İzmir Şubesi Başkanı İlker Kahraman da şunları vurgulamış: “ Bir bölgedeki plana esas nüfus yoğunluğu üzerinden okul, hastane, polis teşkilatı ve itfaiyeye ilişkin kararlar, su – kanalizasyon hatlarına ilişkin kararlar alınır ve netleştirilir. Plan yapılırken sosyal donatı ve yeşil alan miktarları da nüfus yoğunluğuna göre oluşturulur.  Bu kararları atlayarak ben yaptım oldu ile nüfus yoğunluğunu arttırıcı kararlar verilemez. Eğer bu mümkün ise hepimizin oturduğu binalar kat sayısı kadar kat hakkını tüm binalara verip kimsenin cebinden para çıkmadan düzenli aralıklar ile şehri yeniden inşa etmek mümkün olurdu.”

Emsal artışına karşı çıkış yalnızca teknik meslek odalarından gelmedi. İzmir Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanlarından Narlıdere Belediye Başkanı Ali Engin’in karşı çıkışına da değinmeden olmaz. Ali Engin şöyle diyor: “Tüm riskli binalarda artış vermek nüfusu bir milyon kişi arttırır. Biz geleceğe yeni gecekondular yapmış oluruz. Şu anda İzmir’de 2 milyon nüfusa yetecek imarlı yapılaşmamış arsa stok alanı var.”

Ali Engin, emsal artışı kararının sadece depremde zarar gören ağır ve orta hasarlı yapılarla sınırlı kalması gerektiğini belirtirken “İzmir’in binalarının tamamını elden geçirseniz ve riskli mi diye baksanız yasaya göre yarısı riskli ve hasar görebilecek şekilde çıkar” diyor.

Çözüm

Emsal esas alınarak çözüm arandığında bunun yalnızca İzmir’de uygulanmasının mümkün olmadığı görülecektir. Diğer deprem bölgelerindeki kentler de benzer bir istekle ortaya çıkacaktır haklı olarak. Bu nedenle çözümün mali destek üzerinden aranması en gerçekçi yaklaşımdır. Daha önceki yazılarımızda değinmiştik. İstanbul Avcılar Belediyesi kurduğu bir şirket vasıtasıyla uygun yüklenici ve giderek banka kredisi bulunmasında halka yardımcı oluyor.

Ayrıca, Başkan Tunç Soyer’in orta hasarlı binalar için sağlayabileceğini ifade ettiği 340 milyon dolarlık uygun faizli Dünya Bankası kredisinin sağlanması konusunda da Parti ayrımı yapmadan tüm yetkililer kendisine destek vermelidir. Parti ayrımı yapmadan tüm İzmir Milletvekillerinin çözüme katkılarını bekliyoruz. Başarırlarsa Türkiye’ye örnek olacaklardır.