Vatandaşa göre, “hedefe” kurumlar konulmamalı!

Neden eleştiriler, suç duyuruları “kuruluş” yerine “yöneticiler” için yapılmıyor? GÖZLEM, konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu… İşte görüşleri…
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Eski 2 CHP’li ve 1 SHP’li Genel Başkan Altan Öymen, Hikmet Çetin, Murat Karayalçın Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusu yaptıktan sonra, vatandaşlar “Açılan bu yolda başka adımlar da atılmaya” demeye başladılar.

Vatandaşın önerisi şöyle: “Neden yasal olmayan işler yapıldığında, kurumlar suçlanıyor, asıl suçlanması gereken o ‘yasal olmayan işlerin yapıldığı süreçlerde’ o kurumu yönetenler değil mi?.. Neden o yöneticilerle, yetkililerle, sorumlularla, kararda imzası olanlar, eğer varsa, onların arkasında olanlar, onları ‘bu yasal olmayan işlere yönlendirenler, talimat verenler’ ve de ‘denetlemesi gerekenler, ama denetimi yapmayanlar’ için ‘‘savcılıklara suç duyurusunda bulunulmuyor” ve o yöneticiler bu vesile ile kamuoyuna duyurulmuyor. Hedefe konan kurumlar da yıpratılıyor, yıpranıyor; muhalefet ‘asıl sorumluyu’ hedefe koymalı. Yapılabilecekse ‘onlar içi’ suç duyuruları yapılmalı!..”

Vatandaşlar örnekler de veriyor; “Mesela bir Devlet Bankası, kurulma amacının dışında bir işadamına ‘gazete / televizyon satın alınması için’ yüzlerce milyon lira kredi veriyor, ödenmiyor. Milletvekillerinin Millet Meclisi’nde önergelerine cevap verilmiyor, kredinin ne olduğu belli değil.

‘Bir şirkete ödenen ama ödenmemesi gereken milyonlarca liralık kredi’ Sayıştay Raporu ile ortaya çıkınca, ‘Yanlışlıkla ödenmiş’ deniliyor. Daha sonra, bu kredinin “faizi ile beraber geri alınıp alınmadı’ bile belli değil, kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmıyor. ‘Ticari sır’ bahanesinin arkasına saklanılıyor. Muhalefet partileri, neden ‘O kredinin verildiği süreçte, o bankanın genel müdürü, yönetim kurulu üyesi olanlar’ için savcılıklara suç duyurusunda bulunmuyorlar? Böylece milletin parası konusunda ‘böylesine büyük hataları, yanlışları yapanların kamuoyunca duyurulmasını sağlamıyorlar? ‘Suçlu’ neden o devlet kuruluşu oluyor, neden ‘asıl suçlular’ kamuoyu önüne çıkartılmıyor? Basın toplantılarında, kürsülerde, TV ekranlarında, gazete manşetlerinde, haberlerinde suçlamalar, eleştiriler, duyurulmalar ‘Devlet Kurulu’ üzerine yapılıyor; yapanlar adeta saklanıyor, neden? Hem de, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ‘Yanlış yapana hesap sorulacak’ derken…”

*******

Kurumlar mı sorumlu?

Metin Öney (Eski Milletvekili) – 1970’li yıllarda, kamuoyunda benimde tarafları arasında bulunduğum bir gurup, bir yasanın çıkarılması gerektiği tartışıyordu.

Düşünülen bu yasanın adı:

“İktisadi suçlar yasası” olacaktı.

İçeriği ise tam şimdi tartıştığımız konuydu.

Devlet kuruluşlarına atanan kişilerin yaptıkları eylem ve işlemlerden kamu aleyhine bir zarar meydana geliyor ve bunda kişinin kusuru varsa hem hukuki ve hem de cezai sorumluluğu olmalıydı.

Atanacak kişi veya kişiler bunu bilerek o görevi kabul edeceklerdi.

Çok tartışıldığı halde yasa çıkmadı.

Gerçekten kamuoyunda bu konunun tekrar enine boyuna tartışılması çok isabetlidir.

İki önemli hukuk kuralından burada bahsetmek isterim.

Şöyle ki:

Biri suçta ve cezada “şahsilik” prensibidir.

Yani suçu kim işlemişse sorumlu odur.

O halde o kişi ile ilgili hukuksal işlem yapılmalıdır.

Kurumlar “hukuki kişiliklerdir”. Bu sebeple herhangi bir hukuksal sorumlulukları olamaz. Kim yönetiyor ise ortaya çıkacak durumdan o sorumludur.

Ödül ve ceza gibi.

İyi işler yapıldığında kişiye maddi ve manevi ödüller verilmektedir.

Zafer taklalarının altından o kişi veya kişiler geçmektedir.

Pekiyi, kötü yapıldığında niçin şahsa değil de kuruma ceza kesilsin?

İkinci hukuksal kural ise, bu kurumları yönetenler “tedbirli bir tüccar gibi” davranmak zorundadır.

Yani,”tedbirde” kusurları varsa sorumlulukları da var demektir.

O halde:

Suç duyuruları tamamen kişilere yönelik olmalıdır.

Kamuoyunda o işlem ve eylemleri yapanlar tartışılmalı ve ilgili mercilere onlar hakkında suç duyurusunda bulunulmalıdır.

Yukarda belirttiğim gibi aslında yasalar da bunu gerektirmektedir.

Kurum ismi verildiği halde, kişilerden hiç söz edilmemesi hem yasaya aykırı ve hem de toplumsal bilgilenme hakkına da aykırıdır.

Fakat en doğrusu, çok eskilerde tartışılan ve yazımın başında belirttiğim bir “iktisadi suçlar yasası “ çıkarılmalı, üst düzey yöneticiler bu yasaya tabi olarak eylem ve işlemlerini yapmalıdır.

Göreve atanırken de bu konu açıkça bilinmelidir.

**********

“Suç duyurularının kişiselleştirilmesi, siyasal açıdan daha doğru ve etkili olabilir”

Mehmet Şakir Örs (Gazeteci/ Yazar) – Son dönemde ülkemizde yaşanan ve gündemde önemli bir yer tutan siyasal tartışmalarda; kurumlar yerine, davranışlarıyla ve sözleriyle tartışmaya neden olan yöneticilerin hedef alınmasının daha doğru ve etkili olacağını düşünüyoruz.

İşbaşında bulunan, yetki ve sorumlulukları başta anayasa olmak üzere yasalarla belirlenmiş, her makamdaki yönetici ve sorumlunun; bu sınırları aşan ve toplumda kutuplaşmaya / gerginliğe yol açan tavır ve söylemleri için, kişisel suç duyurularında bulunulması, hukuken bugün için sonuç doğurmasa bile, tarihe ve geleceğe not düşmek açısından önem taşımaktadır. Ayrıca, bu suç duyurularının, gelecekte koşullar değiştiğinde, hukuki sonuçlar da yaratabileceğini düşünüyoruz.

Bu değerlendirmemizin bir başka boyutu, yanlışı yapan yöneticinin ve sorumlunun doğrudan hedeflenip kamuoyuna sergilenmesinin, siyaseten daha doğru olacağı ve daha etkili sonuçlar yaratacağı gerçeğidir. Eğer olay kamuoyuna yeterli ve etkili biçimde anlatılabilirse, ortaya çıkan durum ve tablo, siyasal açıdan kendi başına bir yaptırım olacaktır. Aynı zamanda, tartışmaya neden olan olayın / konunun, kamuoyunda daha iyi anlaşılıp kavranmasını ve daha çok ses getirmesini sağlayacaktır. Bu bağlamda, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) eski genel başkanlarının örnek girişimini önemsiyoruz. Önümüzdeki süreçte, muhalefet tarafından bu örnekler çoğaltılabilir. Ayrıca, siyaseti yakından izleyen birisi olarak ilginç bulduğumuz ve haklarını teslim etmek istediğimiz, Halkın Kurtuluşu Partisi’nin (HKP) bu konudaki girişimlerine dikkat çekmek istiyoruz. Küçük bir parti olması nedeniyle, kamuoyunda yeterince duyulup ses getirmese de bu hukuki girişimlerin ilginç bir örnek oluşturduğunu düşünüyoruz.

Konuyla ilişkilendirmek istediğimiz bir başka önemli gelişme de ana muhalefet lideri/ CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bürokrasiye yaptığı çağrıdır. Doğrusu bu çağrıyı çok önemsiyoruz ve kamuoyunca da önemsendiğini görüyoruz. Bu çağrı bile, kendi başına, yönetimdeki olası yanlışlıklar için önemli bir yaptırım olmuş ve engelleyici bir güç oluşturmuştur.

Böylesi tavırların ve yöntemlerin, muhalefetin bütün bileşenleri tarafından da benimsenip yaygınlaştırılmasının; muhalefetin siyasal çabalarına ve hedeflerine yeni katkılar sunacağını ve artılar getireceğini düşünüyoruz.

++++++