Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Yerli ve milli enerji politikası…

2020 yılında yurt içindeki üretim değerleri esas alındığında Türkiye taş kömüründe ve doğalgazda yüzde 97, petrolde ise yüzde 92-93 oranında yurt dışına bağlıdır. Buna karşılık ülkemiz Avrupa ülkelerine göre önemli ölçüde yenilenebilir enerji potansiyeline sahiptir.

1- Avrupa’daki hidroelektrik potansiyelinin yüzde 17’sine sahibiz. Ancak bu kaynağı doğru ve yeterli ölçüce kullandığımız söylenemez. 2020 yılı elektrik tüketimimiz 305 milyar kWh/yıl’dır. Söz konusu elektrik tüketiminin yüzde 25,6 bölümü (78 milyar kWh/yıl) hidroelektrik santrallerinde üretilmiştir. Buna karşılık mevcut hidroelektrik potansiyelimizle yılda 180 milyar kWh/yıl elektrik üretme imkanına sahibiz. ABD hidroelektrik kaynaklarının yüzde 86’sını, Japonya yüzde 76’sını, Norveç yüzde 72’sini değerlendirirken; Türkiye yüzde 50’lik bölümünü değerlendirebiliyor. ABD ve Japonya’da olduğu gibi hidroelektrik kaynaklarımızı yüzde 75 oranında değerlendirdiğimizde kullandığımız elektriğin yüzde 40’lık bölümünü hidroelektrik santrallerinden karşılama imkanına sahibiz.

2- 2020 yılı ekim ayında ithal taş kömürün fiyatı 60 dolar (dolar kuru 8 TL) iken, bu yıl ekim ayında ithal kömürün fiyatı 190 dolar (dolar kuru 9,6 TL) yükselmiştir. Kurdaki ve kömür fiyatlarındaki artışı beraber değerlendirdiğimizde ithal kömürün fiyatı bir yıl içinde dört katına çıkmış durumdadır. Yurtdışından kömür ithal edip elektrik üretmek, mevcut elektrik ücret tarifesi dikkate alındığında ekonomik olmadığından geçen yıl toplam elektrik üretiminin yüzde 20,5’inin gerçekleştiren ithal kömür santralleri üretimlerini büyük ölçüde azaltarak paylarını yüzde 10 seviyesine kadar çektiler. 01-24 Ekim arası sürede ülkemizde üretilen elektriğin yüzde 10,37’si ithal kömür santrallerince gerçekleştirildi. Buna karşılık 2020 yılında toplam elektrik üretiminin yüzde 8,1’i (24,7 kWh/yıl) rüzgar santrallerinden üretilirken, Türkiye Elektrik Üretim AŞ’nin (TEİAŞ) verilerine göre 25 Ekim Pazartesi günü Türkiye’de toplamda 864 bin 141 megavat saat elektrik üretildi. Bu üretimin yüzde 32,6’sını doğalgaz santralleri oluştururken, ikinci sırada yüzde 20,2 ile rüzgar enerjisi santralleri yer aldı.

-Rüzgar enerjisi, 2020 yılında Danimarka (yüzde 58’in üzerinde), Uruguay (Yüzde 40,4), İrlanda (Yüzde 38) ve Birleşik Krallık (Yüzde 24,2) olmak üzere birçok ülkede elektrik üretiminde önemli bir pay oluşturmaktadır. Ülkemizde rüzgar enerjisinde kurulu güç 10.000 MW olup, ülkemiz için hesaplanan potansiyel güç ise 50.000-100.000 MW’dir. Kısa süre içinde rüzgar enerjisinde kurulu gücümüzü 25.000 MW’a toplam elektrik üretimi içinde rüzgar santrallerinin payını ise yüzde 25’e çıkarmamız mümkündür.

3-  Güneşten elektrik üretimi ülkemiz için yeni bir uygulama olsa da 2020 yılında toplam elektrik üretimi içindeki pay yüzde 3,7’dir (11,4 milyar KWh/yıl.) Türkiye’nin bir güneş ülkesi olduğunu dikkate aldığımızda gelecek yıllarda toplam elektrik üretimi içinde güneş santrallerinin payını ise yüzde 10’a çıkarmamız mümkündür. Ülkemiz jeotermal kaynaklar açısından da dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer almaktadır (7. sırada). Ülkemizde jeotermal enerjide kurulu güç 1.613 MW olup ülkemiz için hesaplanan potansiyel güç ise 3.500 MW’dır. Jeotermal santrallerin 2020 yılında toplam elektrik üretimi içinden aldığı payın yüzde 3,2 (9,9 milyar KWh/yıl) olduğu dikkate alındığında jeotermal santrallerin elektrik üretimi içindeki payını yüzde 5’in üstüne çıkarmamız da mümkün görünmemektedir.

4-
a) Yenilenebilir enerji kaynakları ile ilgili olarak yurt dışında geliştirilen yeni üretim teknolojileri ve ekipmanlarına paralel olarak rüzgar ve güneş enerjisinden elektrik üretimi her yıl artarken ilk yatırım maliyetleri de düşmekte ve buna bağlı olarak elektrik üretiminde fosil yakıtların yerini hızla yenilenebilir enerji kaynakları almaktadır. Kamu menfaatlerini, çevre duyarlılığını, yurt içinde teknoloji geliştirmeyi esas alan enerji politikaları ile 7-8 yıllık bir süre içinde elektrik üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarının oranı yüzde 70-75 çıkarıp yurt dışına olan bağımlılığımızı azaltma imkanına sahibiz.

b) Ülkemizde yenilenebilir enerji ve yeraltı enerji kaynakları ile ilgili çok sayıda eğitim kurumu (Fakülte, enstitü) ve kamu kuruluşu (MTA, EPDK,MAPEG,  TEDAŞ, EÜAŞ, TEİAŞ, BOTAŞ, TPAO, TKİ, TEMSAN) olmasına ve bu kurumlarda binlerce çalışana karşılık “Yenilenebilir enerji teknolojileri” ile ilgili olarak kayda değer bir bilgi ve teknoloji üretimi yapılmamaktadır. Türkiye yenilenebilir enerji konusunda ihtiyaç duyduğu bilgiyi, teknoloji ve ekipmanların büyük bir bölümünü yurt içi kaynaklardan karşılayabilecek alt yapıya sahip olmasına karşılık bu konuda yeterli gayret ve ilgi gösterilmediği için projeden ekipmana büyük ölçüde yurt dışına bağımlıyız. Bu nedenle yenilenebilir enerji yatırımlarımız yüksek maliyetli oluyor ve yurt dışından yaptığımız ekipman ithalatları içinde ciddi ölçüde döviz harcamamız vardır. Yenilenebilir enerji kaynaklarımızın kısa sürede geliştirilmesi için;

c) Yenilenebilir enerjiler konusunda araştırma, geliştirme ve mühendislik faaliyetleri yürütüp teknoloji geliştirecek yenilenebilir enerji santralleri ile ilgili proje, tasarım  ve test konularında çalışmalar yapıp dışa bağımlılığımızı sonlandıracak kamu kurumlarına ihtiyaç vardır. (Çevre felaketi yaşayan dünyamıza da yararımız olur.)

d) Hidroelektrik ve rüzgar santrallerinde parsel değeri düşük olan ve yurt dışından getirilmesi masraflı olan mekanik ekipmanlar, yerli sanayinin katkısı ile üretilirken parasal değeri çok daha yüksek olan elektromekanik ekipmanların büyük bir bölümü ithal edilmektedir. 1977 yılında Hidroelektrik santrallerin elektromanyetik ekipmanlarını üretmek için TEMSAN kurulmuştur. Elektrik üretimi ile ilgili tüm kurumlar tarafından desteklenmesi gereken TEMSAN ihmal edilip yeteri kadar desteklenmediğinden kuruluşundan günümüze geçen 44 yıllık süre içinde kayda değer bir varlık göstermemiştir. Geçmiş yıllarda hidroelektrik santraller için ekipman üreten, günümüzde ise büyük ölçüde atıl durumda olan şeker fabrikaları Ankara Makine Fabrikası. TEMSAN  ve ülkemizde elektronik ekipman üretiminde büyük tecrübe ve altyapıya sahip ASELSAN bir araya getirilerek Elektrik santralleri için ihtiyaç duyulan elektromanyetik ekipmanın tamamını yurt içinde üretecek, milli bir kuruluşun hayata geçirilmesine ihtiyaç vardır. Bu gerçekleştirildiğinde yenilenebilir enerji yatırımlarında maliyetler kayda değer oranda düşecektir.

e) Devletin elektrik üretimi ile ilgili yatırımları büyük ölçüde durmuştur. 2022 yılında faaliyete geçmesi planlanan Yusufeli ve Silvan hidroelektrik santrallerinin dışında kamu tarafından finanse edilen ve inşa faaliyeti devam eden başka bir elektrik üretim yatırımı bulunmamaktadır. Buna karşılık son 10-15 yıl içinde kamuya ait termik santrallerin tamamına yakını, hidroelektrik santrallerinin bir bölümü, elektrik dağıtım şirketlerinin tamamı özelleştirilerek satıldı. 2002 yılında elektrik üretiminde yüzde 60 olan kamunun payı, 2020 yılında yüzde 18’e geriledi. Elektrik santrallerinin özelleştirilmesinden elde edilen milyarlarca dolar yeni elektrik santrallerinin inşasında kullanılmadı., gereksiz yatırım ve harcamalarla israf edildi. Geçmişte olduğu gibi kamunun yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırımlarını tekrar başlatarak elektrik üretiminde yurt dışı bağımlılığın azaltılmasına ve 84 milyon vatandaşımıza makul fiyatlardan elektrik enerjisi sağlanmasına ihtiyaç vardır.

SONUÇ: TL’nin devamlı değer kaybetmesi yüzünden petrol, doğalgaz ve kömür fiyatları devamlı ve yüksek oranlı olarak artmaktadır. Sonuçta elektrik üretim maliyetleri aşırı yükselmekte, tüm ekonomide zincirleme olarak “maliyet enflasyonu” yaşanmaktadır. Çareler bellidir. Yerli ve milli enerji politikası: Laf değil, icraat yapılması…