Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Orda bir Heykel var, Kozak’ta…

İsmail Özboyacı, Ömür Olgundemir, Özay Uluç, Öcal Uluç, Ömer Kulaçoğlu Atatürk Heykeli’nin önünde…

Michelangelo, Avrupa aydınlanması Rönesans’ın en büyük sanatçısıdır.  1505 yılında Papa 2. Julius tarafından “o döneme kadar eşi benzeri görülmemiş, devasa büyüklükte ve görkemli olmasını istediği mezarını yapmak üzere” görevlendirildi. Anıtın bölümlerinden biri olan San Pietro in Vinroli bazilikasının içinde birçok heykel yaptı, Michelangelo.

Bunlardan biri de “Musa Heykeli” idi. Lisedeki sanat tarihi dersimizde “Heykel bittiği zaman” Ünlü Sanatçı’nın “heykele ‘Konuş’ ve bir iki adım geriye giderek elindeki çekici fırlatıp ‘Kalk gidelim’ dediğini” okumuştuk.

Eski TRT’ci, folklorcu, gazeteci, “dünya gezgini” sevgili İsmail Özboyacı Dikili’ye yerleştiğinden beri, “Öcal Abi, Kozak’taki Atatürk Heykeli’ni gördün mü?.. Gel beraber gidelim. Mutlaka görmelisin” diye ısrar ediyordu.

Nihayet “Geliyorum” dedim. Eşimi ve gazeteci arkadaşım Ömür Olgundemir’i alarak Bergama’ya gittim. Oradan da Kozak Dağı’na ve “Heykel’i gördüm”; duygu seline kapıldım.

“Devasa bir granit kayasını” işleyerek, yontarak heykeli yapan, “Atatürk Heykeltıraşı” Prof. Dr. Tankut Öktem hocamızdı. Kafamı kaldırıp seyrederken, aklıma “Michelangelo ve Musa Heykeli” geldi.

O heykel, yılda yüzbinlerce ziyaretçi tarafından ziyaret ediliyordu, ve…

Atamızın heykeli, “tamamlandığı 2002 yılından beri ‘öylece’ bırakılmış, etrafı düzenlenmemiş, ziyaretçilerin, turistlerin dinleneceği bir kafe / park, hediyelik aksesuarların satılacağı bir kulübe bile yapılmamış, aydınlatma konulmamış”, yanına yapılan bir çeşmeden akan sular, etrafını çamur deryası haline getirirken, ilgilenen olmamıştı.

Neredeydi, Valiler, Kaymakamlar, Büyüklü – Küçüklü Belediye Başkanları, Atatürkçü STK’lar ve de “attıkları zaman mangalda kül bırakmayan” Atatürkçüler, Cumhuriyetçiler?..

Utanmalıyız; ben utandım!..

O heykel Türk’ün Atası’nındır!..

Kozak’a eşim Özay Uluç, gazeteci arkadaşımız “Kıbrıs çıkarmasında ‘savaş muhabirliği’ yapan” Ömür Olgundemir ve İsmail Özboyacı kardeşim ile beraber giderken, “o gün tanıştığım” Ömer Kulaçoğlu da vardı, bizimle. Ankara / İstanbul / İzmir’de gazeteciliğin haberciliğinden, şefliğinden, üst düzey yöneticiliklerine kadar birçok görevde bulunmuş, New York Times gazetesinde bile 16 ay çalışmış, sonunda “fotoğrafçılığı ve belgeselciliği” tercih etmiş bir kardeşimizdi. O da İsmail kardeş gibi “dünya gezgini” grubundaydı. Her yıl “bir yerlere gidiliyordu”, ötekiler geziyor, Kulaçoğlu “belgeseli için” çekimler yapıyordu. Şimdi “Kuşlar belgeseli” hazırlıyordu. Ve… Gözlem’deki köşeme “Kozak’taki Atatürk Heykeli’ni” yazdı…

İşte Ömer Kulaçoğlu’nun kaleminden Kozak’taki Atatürk Heykeli’nin hikayesi…

Güzel İzmir’in birbirinden değerli güzel yerleri vardır. Keşfedildikçe daha da güzelleşen yöreler buralar. Bazıları çok bilinir, her fırsatta gidilir. Bazıları keşfedilmeyi bekler. Gidilince hayran kalınır, defalarca gitmek ister insan.

Bunlardan biri de Kozak bölgesi. İzmir’in kuzeyinde Bergama ve Dikili ilçeleri sınırlarında Balıkesir ile komşu yöredir Kozak. Kozak çamları ile ünlüdür. Çamlar taçlandırır bu platoyu. Üstelik bu çamların içinde bir özel türü vardır ki Kozak köylerine zenginliğini sunar; Fıstık çamları… Üstelik granit ocakları ile delik deşik edilerek talan edilen bir yer buraları.

Kozak’da çamların arasında hayat bulan köyleri gezerken göreceğiniz bir görüntü kesinlikle nefesinizi kesecektir.  Kozak bölgesinin içinden geçen Bergama – Ayvalık karayolunun tam orta mesafesinden ayrılan yol sizi Bağyüzü Köyü’ne götürecektir. Köye giden bu yolda karşınıza devasa bir granit kaya kütlesi çıkacaktır. Yolun sonundaki bu devasa granit kayayı görünce sizleri hayrete düşürecek gizemin, kayanın üstünde bütün haşmeti ile durduğunu göreceksiniz.

Atatürk’ün “golf pantolonu ile” bir kolunu kalın kitaplara dayamış uzaklara bakan bir heykeli sizi karşılayacak. Gördüğünüzde siz de hayranlık duyacağınız kadar güzel bir Atatürk heykeli bu. Hayranlıkla onu seyretmeye doyamayacak, “Nasıl, kim, neden buraya yapmış bu muhteşem anıtı” diye onlarca soru akacak kafanızdan.

O zaman düşelim bu Atatürk heykelinin öyküsünün peşine…

Takmaz Sühan Şen, gurbet ellerde eğitimcilik yapan bir yazar/eğitmen. Almanya’da yaşamını sürdürürken yaz tatillerini Edremit Körfezi’nin kıyılarında geçiriyor. Her gelişinde yöreyi karış karış dolaşıyor. Ve yolu 2000 yılının bir sıcak yaz günü, Bağyüzü Köyü’ne giden bu yola düşüyor. Yol üstünde devasa bir granit kütlesi görünce durup uzun uzun seyrediyor bu kayayı. Ve aklından “Ne kadar güzel bir heykel süsler bu heybetli kayayı” düşüncesi geçiyor. Tabii çağdaş bir Cumhuriyet aydını eğitimcinin hayal ettiği heykel; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün heykelinden başkası olamazdı. Hemen yolun üstündeki köye koşup muhtarı buluyor. Ve kayayı tarif ediyor. “Kimin o kayanın olduğu arazi? Kayanın içinde olduğu birkaç yüz metresini almak istiyorum” diyor. Muhtar, heyecanlı bu garip yolcunun isteğine akıl erdiremese de arazinin sahibine götürüyor onu. Arazinin sahibi Yücel Koray da garip karşılıyor bu isteği. Ve merakla soruyor: “Birkaç fıstık çamı olan burayı alıp da ne yapacaksın ki bey?”

Sühan Şen hemen veriyor yanıtı; “Bu kayanın üstüne bir Atatürk anıtı yaptırmak istiyorum!”

Arazi sahibi, şaşkınlık yaratan bu yanıt üzerine; “Bu amaçla almak istediğin araziyi parayla satmam. Çamlığından, sınırını sen çiz, istediğin kadar araziyi bu amaç için benim armağanım olarak kabul et!” dedi.

Bu yanıt orada bulunan bütün herkesin yüzünü güldürdü. El sıkışıldı, kollar sıvandı ve alan belirlenip koruma altına alındı.

Takmaz Sühan hoca, cumhuriyetin ilk yıllarında yabancı sanatçılar tarafından yapılan Atatürk heykel ve anıtlarının dışındaki birçoğunun ne kadar yetersiz ve kötü olduğunu, Atatürk’e benzemeyen heykeller olduğunu biliyordu. O nedenle Cumhuriyetin mimarına yakışacak bir heykel yaptırmayı hayal ediyordu. Şimdi bu fırsatın önüne çıktığını gördü. Araştırmaya başladı. Çoğu yazları tatilini geçirdiği bölgede bazı heykelleri görmüştü. Ören kumsalında bir kaya üzerindeki denizkızı heykelini de çok beğeniyordu. Danimarka kıyılarını süsleyen ünlü Rodin heykeli ile kıyaslıyordu. O heykelin yontucusu, aynı yörede yaşayan, Körfez çevresinde irili ufaklı çok sayıda heykel yapmış, “Körfez’in Yontucusu” diye anılan Prof. Dr. Tankut Öktem idi.

Türkiye’de 18 ilde Atatürk ve Cumhuriyet konulu heykelleri ile 90 şehitlikte bu çeşit heykelleri bulunan Prof. Dr. Tankut Öktem’i ziyaret etti. Düşüncesini ona anlattı. Tüm masrafları karşılayacağını belirterek alana birlikte gitmeyi teklif etti. Alanı gördükten sonra, Tankut Hoca “Böylesine güzel projeye benim de katkım olsun, ben para mara istemem. Katkıda bulunmaktan büyük mutluluk duyarım” deyince kollar sıvandı.

En büyük ideali Küçükkuyu-Ayvalık arasındaki geniş alana (Edremit Körfezi’ne), Atatürk’ü ve Kuvayı Milliye’yi işlediği yontularından oluşan bir Açıkhava Müzesi oluşturmak olan Tankut Öktem, hemen çalışmalara başladı.

“Zevkle işlediğim konuların başında ulu önderimiz Atatürk’ün sadece kendisi değil, Türk toplumuna kazandırdıkları ve milli ruhumuzu canlandıran heykeller ile de geçmişimizi yeni kuşaklara armağan etmeye çalışıyorum. Atatürk sevgisini baltalayan çatık kaşlı, patlıcan dudaklı, yumuk gözlü heykelleri gördükçe Türklük adına kahroluyorum” diyerek düşüncelerini her yerde anlatan Tankut Öktem hoca, 2002 yılının ortalarında heykeli tamamladı. Atatürk’ü, golf pantolonlu spor takım giysisi, başındaki kasketiyle o kayanın üzerine oturmuş, elini üst üste dizilmiş beş kitaba dayanmış olarak dinlenirken tasarladı. Ulu Önder’i anlatacak “Milli Mücadele / Cumhuriyet / Devrimler / Bilim ve Sanat / Nutuk” kitaplarını adları uzaktan okunabilecek büyüklükte harflerle yazıp sol elinin altına dizdi.

Heykele kaide olan granit kayanın yanında ise Mevlana’dan, Yunus Emre’ye varıncaya kadar özlü sözlerle bezenmiş bir anıt! Onlardan biri de, bir hainin katlettiği, sevgili hocam Ahmet Taner Kışlalı’nın “Kemalizm, geçmişin bekçiliği değil, geleceğin öncülüğüdür” sözüdür.

Sevdiklerinizi alıp gidin ve uzun uzun seyredin bu büyük devrimcinin Kozak’taki muhteşem heykelini. Sonra da, bu güzel toprakları yurt yapan büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk’e, çağdaş eğitimci yazar Takmaz Sühan Şen’e, büyük yontucu Prof. Dr. Tankut Öktem’e ve Fıstık ağaçları ile bezenmiş Kozak’ın yüce gönüllü sakinlerinden Koray Yücel’e şükranlarınızı sunun.

(İsmail Özboyacı ve Ömer Kulaçoğlu’na teşekkürlerimle. ÖU.)

Atatürk Heykeltıraşı; Tankut Öktem

Prof. Dr. Tankut Öktem, Anıtsal heykelleri ile tanınan bir sanatçıdır. Ankara Kara Harp Okulu‘nda üzerinde 700 figürün bulunduğu Harbiyeli Şehitler Anıtı, Manisa‘daki 63 metre yüksekliği ile dünyanın en yüksek anıtları arasında yer alan Kuva-i Milliye Anıtı en tanınmış eserleri arasındadır.

Türkiye‘deki pek çok il meydanındaki Atatürk ve Cumhuriyet Anıtları, Tankut Öktem‘in eserindir. 1999 yılında “Devlet Sanatçısı” unvanını almıştır.

1940 yılında Konya’da doğan, Veteriner olan babasının onu sanata teşvik etmesiyle 2 yaşında resim yapmaya, 3 yaşında heykele başlayan Tankut Öktem, Devlet Güzel Sanatlar Yüksek Okulu‘nun Seramik bölümünde okurken, Hocası heykeltıraş Hakkı Karayiğitoğlu‘nun etkisi ile heykeltıraşlığa yöneldi. Bu okulun 3. sınıfında iken Dünya Genç Heykeltıraşlar Yarışması‘nda birincilik ödülü aldı. 1962 yılında Almanya’da Porzellanfabrik Schönwald’de stajlarını tamamladı. 1965 yılında bitirdiği İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu (İDTGSYO) seramik bölümüne bir yıl sonra asistan ve 1970 yılında da öğretim üyesi oldu.

1983-1985 yılları arasında Tatbiki Güzel Sanatların Marmara Üniversitesi oluşundan sonra heykel bölümünü kurdu ve ilk başkanı oldu. 1986’dan bu yana profesör olarak öğretim üyeliğini sürdüren Prof. Dr. Tankut Öktem’in pek çok eseri ödül aldı

Anıtlarında Türkiye Cumhuriyeti‘nin kuruluşunu, Milli Mücadele yıllarını konu olarak işledi. Çok sayıda Atatürk anıtı yapan Öktem, eserlerinde Atatürk‘ü bir kaidenin üzerinde yalnız göstermektense yarattığı toplumla beraber gösterdi. 5 Aralık 2007’de İstanbul’da geçirdiği trafik kazasında hayata veda etti.

++++++

ERDEM…  VE POLİTİKA

Cumhuriyetimiz, Atatürk ile özdeşleşmiştir. Bu bir Misak – ı Millî’dir. Bir başka anlamda da ULUSAL YEMİNDİR!..

Ali Naili Erdem

Şair Eşref Şayet Yaşasaydı… Ne yazardı?