Soyer’den COP26’da döngüsel kültür ve iklim krizi mesajı

Dünya Belediyeler Birliği Encümen Üyesi, Sürdürülebilir Kentler Ağı Küresel Yönetim Kurulu Üyesi ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, dört oturumda konuşma yapmak üzere gittiği Glasgow’daki 26. BM İklim Değişikliği Taraflar Konferansı'nda (COP26) konuştu.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, 31 Ekim-12 Kasım 2021 tarihlerinde Glasgow’da düzenlenen 26. BM İklim Değişikliği Taraflar Konferansı’na (COP26) İzmir’i ve dünya kentlerini temsilen dört oturumda konuşma yapmak üzere katıldı. İklim Mirası Ağı, Dünya Belediyeler Birliği (UCLG), Sürdürülebilir Kentler Ağı (ICLEI) tarafından düzenlenen “Kültürün Öncülüğünde İklim Dirençli Gelecek: Nesiller Arası Diyalog (Culture Driving Climate Resilient Futures: An Intergenerational Dialogue)” başlıklı oturumda konuşan Başkan Tunç Soyer, “İklim krizi tüm dünyayı büyük bir felakete sürüklerken İzmir’i temsilen geldiğim COP26’da, dünyanın her yerinden gelen meslektaşlarımla doğaya uyumlu yeni şehirler kurmak için çalışıyoruz. İzmir’i doğayla uyumlu yaşamın öncü şehri yapmak en temel hedefimiz” dedi. 
Soyer, bugün “Kültürün Oluşturduğu Yolda İklim Dirençliliği ve Sürdürülebilir Kalkınma” adlı oturuma da konuşmacı olarak katılacak. 7 Kasım’a kadar çeşitli temaslarda bulunacak Soyer, 6 Kasım’da Edinburgh’ta İskoçya GLOBE COP26 Yasama Zirvesi’ne katılacak. Aynı gün Glasgow Şehir Meclisi’nde Glasgow Gıda ve İklim Deklarasyonu (Glasgow Food and Climate Declaration) etkinliğinde konuşma yapacak ve Deklarasyon’a imza atacak. 

“Gençler vicdanlarımızın sesini duymak istiyor”
Başkan Tunç Soyer, ilk oturumda sözlerine Şahmaran adlı Anadolu efsanesinden söz ederek başladı. Başkan Soyer, “Şahmaran efsanesi özetle şunu anlatır: İnsanın hırsı, yılanın zehrinden daha tehlikelidir. Çünkü kendini de zehirler. İnsan hırsının yegâne panzehri ise vicdandır. Vicdanlı insan, yaşamı tekil değil müşterek bir eylem olarak tarif eder. Yönünü diğer insanlar ve doğayla ortaklaşa belirler. Şahmaran efsanesi, tek bir insan dahi vicdanını yitirdiğinde, herkesin zarar göreceğini anlatır. İnsanlık iklim krizini tanımadan yüzlerce yıl önce anlatılan bu hikâye, bugün de değerini hiç kaybetmedi” dedi. Glasgow’da uzmanların dünyanın geleceğine yön verecek cümleleri bulmaya çalıştığını belirten Soyer, “Gençlerin bizden ihtiraslarımızın değil, vicdanımızın cümlelerini duymak istediklerini görüyorum” şeklinde konuştu. 

Döngüsel kültür ve iklim krizi
Eylül 2021’de İzmir’de yapılan UCLG Dünya Kültür Zirvesi’nde insanlığın içinde bulunduğu ekonomik ve ekolojik krizlerin çözümüne katkı koymak amacıyla “döngüsel kültür” adıyla yeni bir kavram geliştirdiklerine değinen Başkan Soyer, “Döngüsel kültür kavramının iklim kriziyle mücadelede önemli bir yeri olacağına inanıyorum. Döngüsel kültür, dört ana ayak üzerinde yükseliyor: Doğamızla uyum. Geçmişle uyum. Birbirimizle uyum. Ve son olarak, değişimle uyum. Sanatı, felsefeyi ve ekonomiyi, yani kültürünü doğasından ilham alarak var eden insan, bir an geldi, doğayla arasındaki tüm bağları söküp attı. Buradan, iklim krizi doğdu. Bu nedenle döngüsel kültür kavramı, öncelikle doğamızla uyumu esas alıyor. İkincisi geçmişle uyum. Bizden önce var olan kültürleri anlamadan, geleceğe dair bir kültürel tasarım yapmanın mümkün olmadığını düşünüyorum. Gezegenimizin ihtiyaç duyduğu kültürel değişimi gerçekleştirmek istiyorsak, temel başlangıç noktalarımızdan biri de şu üçüncü başlık olmalı: Birbirimizle uyum. Bir başka deyişle, insan haklarının evrensel değerlerine saygılı, yaşamın her anında demokrasi. Burada doğa haklarını gözeterek eşit vatandaşlığı güvence altına almak ve kapsayıcılık ana ilkemiz. Döngüsel kültürü tarif ederken, değişimle uyumu dördüncü bir başlık olarak ele almamızın nedeni bu. Kültür üretiminin yeni kuşakların yaratıcılığı ve doğanın sonsuz ilham kaynaklarından beslenmesini sağlamak” dedi.

Yeni bir şehircilik anlayışı: Citta Slow Metropol 
Döngüsel kültür kavramının arkasındaki teoriyi, tıpkı döngüsel ekonomi ve döngüsel şehir gibi nüfusu dört buçuk milyona yakın İzmir şehrinin yönetim anlayışına dâhil ettiklerini vurgulayan Soyer, “Somut uygulama örneklerini oluşturduk. Böylelikle az önce bahsettiğim dört başlığın tümünü içinde barındıran bir şehircilik anlayışı tarif ettik: Citta Slow Metropol, İzmir’in öncülük ettiği döngüsel kültür kavramını uygulamaya adamış bir program. Bu anlayış, şehirleri popülizm ve otokrasiyi değil, sakinliği ve uyumu besleyen bir ekosistem olarak görüyor. Sanatı, bilimi ve hayallerimizi birleştiriyor, yaşam sözcüğü içinde yeniden birbirine bağlıyor. Citta Slow Metropol, yerel ve evrensel değerleri birleştiren yenilikçi bir kent yaşamı modeli” dedi.

ICLEI deklarasyonu 
Yönetim kurulu üyesi olduğu ICLEI’nin (Local Governments for Sustainability) COP26 deklarasyonunda da kültürel dönüşümün iklim kriziyle mücadeledeki rolüne değinildiğini belirten Soyer, “İzmir’de uygulamaya başladığımız döngüsel kültür kavramı ve Citta Slow Metropol yaklaşımı, ICLEI’nin tam da bu haklı ve önemli hassasiyetine karşılık geliyor. COP26’nın iklim kriziyle mücadelenin çok ihtiyaç duyduğu döngüsel kültür kavramı ve onun ilkelerini kapsayacak nitelikte kararlar üretmesini temenni ediyorum” şeklinde konuştu.

Demokrasi ve doğa hakları vurgusu
Demokrasinin İzmir’in merkezinde bulunduğu Ege kıyılarında ortaya konmuş, insanlığın en önemli inovasyonlarından biri olduğunu vurgulayan Soyer, “Demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel insan hakları üzerinde yükselen bir değerler manzumesi. Fakat dünya öyle bir noktaya geldi ki, demokrasinin hayata bakışı yeni bir perspektif daha kazanmak zorunda. Bu da ancak içine doğayı da alan bir ufuk geliştirmekle mümkün. Bu nedenle temel insan haklarını doğanın haklarıyla da buluşturmak mecburiyetindeyiz. Aslında doğa hakları kavramının nüvesi demokrasinin ruhunda var. Fakat artık bunu dillendirmek gerekiyor. İnsan hakları tek başına yetmiyor. Doğa haklarını, iklim mücadelesi başta olmak üzere tüm hak mücadelelerine dokunan bir genişlik içinde tarif etmek zorundayız. Demokrasi eğer, insanların bir arada yaşamasındaki uyumsa, şimdi artık döngüsel bir kültürle doğayla uyumun da hukukunu oluşturmak zorundayız” dedi.

Kimler konuştu?
“Kültürün Öncülüğünde İklim Dirençli Gelecek: Nesiller Arası Diyalog (Culture Driving Climate Resilient Futures: An Intergenerational Dialogue)” başlıklı ve Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi Türkiye Milli Komitesi (ICOMOS) İklim Mirası Ağı Koordinatörü Andrew Potts moderatörlüğünde yapılan oturuma Sürdürülebilir Kentler Ağı (ICLEI) Dünya Sekreteri ve Küresel Politika ve Savunuculuk Başkanı Yunus Arıkan ve Cayman Adaları Ulusal Vakfı Gençlik Elçisi Isabela Watler konuşmacı olarak katıldı. Oturuma ayrıca Dünya Belediyeler Birliği (UCLG) Kültür Komitesi Direktörü Jordi Pascual, Meksika’dan ICOMOS yetkilisi Yoloxochitl Lucio Orizaga, Afrika Dünya Mirası Fonu Gençlik Programı’ndan Rim Kelouaze, Tarihi İskoçya Gençlik Forumu’ndan Louise Kelly, Europa Nostra/ Avrupa Kültürel Mirası Koruyan Öğrenciler Derneği adına Pravali Vangeti, REMPART-Miras Koruyucu Gönüllüleri’nden Marion Cloarec, Ateliers3architectes adına Lucien Waninsida Zongo çevrim içi olarak dâhil oldu. 

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Glasgow’da 31 Ekim’de başlayıp 12 Kasım’a kadar sürecek 26. BM İklim Değişikliği Taraflar Konferansı’nda (COP26) konuşmacı olarak katıldığı ikinci oturumda İzmir’de iklim kriziyle mücadelede yapılan çalışmaları anlattı. İngiliz Konseyi (British Council), Dünya Belediyeler Birliği (UCLG) Kültür Komitesi ve İklim Mirası Ağı tarafından düzenlenen  “Kültürün Oluşturduğu Yolda İklim Dirençliliği ve Sürdürülebilir Kalkınma” adlı oturumda konuşan Başkan Tunç Soyer, “Yakın zaman öncesine kadar şehir ve doğa zihinlerimizde birbirinin zıttı olarak görülüyordu. Şehir, hızlı, kabuğuna çekilmiş, kendi kültürünü yaratmış, evlerin, tiyatro ve sinemaların, beton yolların, fabrikaların oluşturduğu meskûn bir alandı. Doğa ise uzaktaydı. Birçoğumuz için sadece belgesellerde yaşıyordu. İzmir’de bu durumu tersine çeviriyoruz. İklim kriziyle mücadele için kentsel ve kırsal alanları bir bütün halinde planlıyoruz. Kent ve kır geçiş hattını kaderine terk etmek yerine ekoloji ve ekonominin müşterek gelişiminin, yani şehrin dirençliliğinin anahtarı haline getiriyoruz. Bugün birbiriyle neredeyse hiç konuşmayan kentsel katmanlar arasında fiziksel, ekonomik ve belki de en önemlisi kültürel bağlar kuruyor, İzmir’i döngüsel şehir ilkeleriyle yönetiyoruz” dedi.

Soyer Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi’nde
Başkan Soyer, çeşitli temaslarda bulunmak, Glasgow’daki 26. BM İklim Değişikliği Taraflar Konferansı’na (COP26) katılmak ve İzmir’i temsilen dört oturumda konuşma yapmak üzere Birleşik Krallık’a gitti. Soyer, bugün “Kültürün Öncülüğünde İklim Dirençli Gelecek: Nesiller Arası Diyalog” başlıklı etkinlikte de konuşmacı olarak yer almıştı. 7 Kasım’a kadar çeşitli görüşmeler yapacak olan Soyer, 6 Kasım’da Edinburgh’ta İskoçya GLOBE COP26 Yasama Zirvesi’ne katılacak. Aynı gün Glasgow Şehir Meclisi’nde Glasgow Gıda ve İklim Deklarasyonu (Glasgow Food and Climate Declaration) etkinliğinde konuşma yapacak ve Deklarasyon’a imza atacak. 

İzmir’in Doğayla Uyumlu Yaşam Stratejisi
Başkan Soyer ikinci oturumda yaptığı konuşmada İzmir’in Doğayla Uyumlu Yaşam Stratejisi’nde dört temel adım belirlediklerine de dikkat çekti. Soyer, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunların ilki doğanın şehre nüfuz edebilmesi. İzmir’in çeperindeki doğal alanlarda yaşayan canlıların yeşil koridorlar aracılığıyla kent merkezine erişebilmesi. İkinci uygulama başlığımız, insanların doğaya nüfuzunun yönetilmesi. Yani şehrimizde yaşayan insanların kırsal alanlara doğal dengeyi bozmayacak, zarar vermeyecek şekilde erişmesi. Üçüncü başlığımız, İzmir’de döngüsel ekonomiyle ilgili çalışmalarımız. Bu kapsamda kent ve kır arasında doğrudan ekonomik bağlantılar kuruyoruz. Son olarak, İzmir’deki kırsal alan ile metropol alan arasındaki kültürel bağları çoğaltmayı hedefliyoruz. Döngüsel kültür, bu amaçla geliştirdiğimiz ve ilk olarak Eylül 2021’de İzmir’de gerçekleşen UCLG Dünya Kültür Zirvesi’nde tarif ettiğimiz bir kavram. Bu yeni kavramı, insanlığın içinde bulunduğu ekonomik ve ekolojik krizlerin çözümüne katkı koymak amacıyla geliştirdik” dedi.

Kurda, kuşa, aşa… 
Kültürü, bir binayı bir araya getiren harç veya bir ağacın kökleriyle dallarını birleştiren su damlaları gibi gördüğünü söyleyen Soyer, “Yaşamlarımızda her ne yapıyorsak, bilim, sanat, spor, bilim veya siyaset. Hiç fark etmez… Kültür bunların tümünün içinde var. Kültür, tüm bunları bir arada tutan harç, yaşamın öz suyu. Biraz bile eksilse, yaşamın içindeki uyum da bozuluyor. Bu nedenle her şey gibi iklim kriziyle mücadelenin de kültürel bir temele, döngüsel bir kültüre ihtiyacı var. Anadolu insanının tohum ekerken kullandığı ‘kurda, kuşa, aşa’ sözünün böyle bir kültürün yansıması olduğuna inanıyorum. Bu ifade, doğadaki varlıkları merkezinde insanın durduğu bir çevre değil, doğrudan hak öznesi olarak tanımlıyor. Döngüsel kültürün gelişimine rehberlik ediyor. Dahası, sürdürülebilirlik için tecrübeyle sabit bir matematik ortaya koyuyor: İki doğaya, bir aşa. Belki de iklim kriziyle mücadelemizin en önemli sırrı, bu üç kelimelik cümlede gizlidir… Kurda, kuşa, aşa. Yani, iki doğaya, bir aşa” dedi. Soyer, sözlerini şöyle tamamladı: “Akdeniz’in kadim şehirlerinden İzmir’in Belediye Başkanı ve ICLEI Yönetim Kurulu üyesi olarak beni bu değerli oturuma davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim.”

Konuşmacılar kimlerdi?
İkinci oturuma Kültür ve Kalkınma Lideri Rosanna Lewis, İklim Bağlantısı Direktörü ve Yaratıcı Komisyonlar Sunucusu Alison Barrett, Uganda’dan INTO Genel Sekreteri Catherine Leonard konuşmacı olarak katıldı. Kültür hakları alanında BM Özel Raportörü Karima Bennoune, Kolombiya’dan Uluslararası İlişkiler Direktör Yardımcısı Andrea Laverde ve UCLG Kültür Komitesi Direktörü Jordi Pascual ise çevrim içi olarak yer aldı. Uganda Kültürlerarası Vakfı’ndan Emily Drani ise video gönderdi.