Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Kültürel yozlaşmada üçüncü faz Araplaşma?

Türk ve Arap toplumlarının ve kültürlerinin ilişkisi farklı içerik ve nitelikleri ile değişik aşamalardan geçti.  Öz olarak Arap kültürü, çöl ortam ve olgusunun yarattığı kısıt ve sınırlar içinde kapalı aşiret kültürleri olarak şekillendi. Dolayısı ile doğa güçleri tarafından kontrol edilen, edilgen bir algıya sahiptir. Türklerin Orta Asya dönemi kültürü ise doğa merkezli, doğa ile bütünleşik, sürekli yer değiştiren ve dinamik bir yaşam içinde dünyevi bir algıya sahip olarak şekillendi. Ancak İslam Dini ile kendi dar kabuğundan çıkıp geniş bir coğrafyaya yayılan İslam Dininin, çok sayıdaki bölgenin farklı düşün sistemleri ve kültürlerini henüz yok etmeyip, kendi haline bıraktığı dönemde, çok kültürlülük sayesinde, bilim ve kültürün her alanında parlak bir dönem yaşandı. Ancak kapalı Arap kültürünün yayıldığı bölgelerde din üzerinden kurduğu tekil hegemonya, zamanla dini inancın tek başına tek doğru olarak merkeze alınmasına yol açtı. Ayrıca yine din üzerinden kişisel hegemonya kurmayı sağlayan tarikatlar yüzünden İslam Dünyası dar, çatışmacı, kişisel-geleneksel kültür değerlerine mahkum edildi. Bu durum parçalanma, çatışmacı kapalı tarikat yapıların oluşumunu daha da yaygınlaştırdı. Bu süreçte İslam coğrafyasında dinamik özellikleri ile öne çıkan Türk kültürü ve Türk Devletlerinin ağırlık kazandığı bir dönem yaşandı.

Selçuklu döneminde dinamik ve dünyevi Türk kültür değer ve davranışları korundu. Ancak Osmanlı’da Yavuz döneminde İstanbul’a getirilen Arap Ulemasının devlet katındaki etkileri Devlet kültürüne sızdı. Ayrıca uzun süreç içinde Osmanlı’daki kısıtlı eğitim şansının, üstelik din ağırlıklı kitap ezberi şeklinde yapılması, muhafazakar ve geleneksel Arap kültürü ve Arap hurafelerinin toplum tabanında yaygınlık kazanmasına hizmet etti. Bu süreç Türk Toplum ve kültürünün Araplaşma yönündeki birinci fazını oluşturdu. Birinci fazın duraklatılması ve önünün kesilmesi Büyük Dahi Atatürk’ümüz sayesinde gerçekleşti. Ne var ki, devlet katında önü kesilen Araplaşma sürecinin tabandaki temsilcileri olan tarikatlar alttan alta faaliyetlerini sürdürmeye devam ettiler. Özellikle Sağ iktidarlar, oy uğruna bunlara göz yumdu. 

Türk Toplumunun Araplaşma yolundaki ikinci Fazı ve en büyük adımı AKP’nin Siyasi İslam modeli ile güçlü biçimde devreye alınmış bulunuyor. Dinin Siyasete ve ticarete alet edilerek, devlet yapısının tarikatlara teslim edilmesi bu yönde büyük bir adım oluşturdu. AKP’nin müttefiki olan tarikatlar, Türk kökenli din ve aklı sentez eden kuzey İslam’ının Maturidi-Yesevi- Mevlevi ve HaceBektşaş- Yunus Emre geleneği yerine Arap kültür ve hurafelerinin etkisinde olan, çoğu da Güney Doğu üzerinden Anadolu’ya yayılan, hurafelerle karışık Arap İslam’ın temsilcileri durumunda bulunuyor. Siyasi İktidar ve bu tarikatlar, Türk kültürü yerine Arap toplumlarının hurafelerle bezenmiş taban kültürüne yakın olan Müslüman Kardeşler, İhvan Müslümanlığı ve selefi teslimiyetçiliğini öne çıkarmış oldular. Bu durum Türk toplumunda kutuplaşma ve çatışma yaratmaya hizmet ederek toplumu çok yönlü bunalıma atmış bulunuyor. Üstelik bu dönemde süper güçlerin Türk Devletinin yapısını değiştirme süreci de tabandaki selefi İslamcı kadroların teslimiyetçi kültürü sayesinde tek adam yönetimine dönüştürülmüş bulunuyor.  Böylece Türk toplumunu AKP iktidarında Araplaştırma sürecinin ikinci fazı da tamamlanmış gözüküyor.

Suriyeli sorunu Türk Toplumunu Araplaştırma sürecinin üçüncü fazına geçişe işaret ediyor. Bugünün Türkiye’sinde 5 milyona yakın Suriyeli yaşıyor. Suriye’den Türkiye’ye göç eden eğitimli ve nitelikli Arapları batılı ülkeler arayıp bulup vatandaşlık verirken, eğitimleri düşük olan, bilimden nasibini almak yerine dini hurafelerle beslenmiş taban kültüründen gelenler ise Türkiye’de kalıyor. Bu kesimlere İlişkin olarak Doğru Parti genel Başkanı Sn. Rifat Serdaroğlu’nun analizleri de üçüncü fazın uygulamaya konulmak üzere olduğunu gösteriyor. Doğum oranları açısından verdiği örnek çok net bir Araplaşmayı ve hurafe kültürü içindeki tabandan gelen nüfusun durdurulamaz artışını ortaya koyuyor. Doğum oranları 1,7 ye karşılık, 5,7 olduğuna göre, her 1 milyonluk Suriyeli kadın 5 milyon 700 bin çocuk doğururken; her 1 milyon Türk kadını sadece 1 milyon 700 bin çocuk doğurduğunda arada 4 milyon fark oluştuğunda artık bu toplum Türk toplumu olmaktan çoktan çıkmış olacaktır. Büyük sayılar kanunu gereği bu geometrik artışın önüne geçmek mümkün olmayacaktır. Bu süreçte oluşacak olan kültür de, ne Türk kültürü, hatta ne de gerçek Arap kültürü olacaktır. Aksine bilgisizlik, muhafazakarlık, geleneksellik kalıplarından ve Arap hurafelerinden beslenen yozlaşmış bir cehalet kültürü olmaya adaydır. Böylesi bir süreç Türkiye Cumhuriyetinin geleceğini yok etmeye yönelik bir durum yaratmaya aday olduğu gibi; bir referandumla başka bir tarafa yönlendirme açısından, süper güçlerin kullanacağı bir oyuncak olmaya adaydır. Siyasi hırs uğruna bu gelişmelere göz yummanın vebali altından kalkılamayacak kadar büyük olacaktır.