Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

TÜİK rakamları, siyasi baskı rakamları

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, Gözlem’in, Türkiye gündeminde yer alan konulara ilişkin sorduğu soruları yanıtladı. Kışlalı, Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı enflasyon rakamlarının gerçeği yansıtmadığını “birkaç elle tutulur kanıt” ile açıkladı. Merkez Bankası’ndan gelmesi beklenen “Kasım faiz indirimi”ni değerlendiren Kışlalı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara Çubuk’ta linç girişimine uğradığı anda kayda alınan görüntülerin AKP’nin grup toplantısında izletilmesi üzerine CHP ve SHP eski Genel Başkanlarının “Erdoğan hakkında suç duyurusunda bulunmasını” değerlendirdi. İşte görüşleri…

GÖZLEM – Siyasetin zirvelerinde “karşılıklı ağır hakaretler” günlük hâle geldi. Bu tablonun tabana sirayet etmemesi mümkün değil. Türkiye tam bir bölünme yaşıyor; bu gidişin sonu nereye varacak?
K – Bu kapıyı en başından beri açıp, kamuoyu nezdinde oy potansiyelinin düştüğünü gördükçe “aşırılaştırarak” siyasetine sokan kişi aslında Recep Tayyip Erdoğan. Ona destek de, ayrıştırıcı ve hakaretane ifadelerini “ayarlı” bir şekilde yapıldığı intibaı vererek yazılı açıklamalarına katan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den geliyor. Genel olarak bakıldığında ben muhalefetten, HDP de dahil ağır hâkaret içeren ifadeler çıktığını görmüyorum. Bu durum “iktidarda olmalarına karşın kaybetmekte olduğunun farkında olan”ların ruh halini yansıtıyor. İktidar zaten bu durumun tabana sirayet etmesini istiyor, arzuluyor, siyaset yapma biçimini de ona göre kurguluyor. Buna bir de Erdoğan’ın grup toplantısında Kılıçdaroğlu’na linç girişiminin videolarını göstermesinden, Bahçeli’nin, yine kendi yardımıyla olduğu izlenimi yaratılacak şekilde hapishaneden çıkartılan mafya lideri Kürşad Yılmaz’ı kabulüne kadar kullanılan değişik türdeki mesajlar eklenirse, durumun vahameti daha da açık bir şekilde ortaya çıkıyor. Bu tür siyaset yapma halinin bir sonraki seçimlere kadar yoğunluğunu arttırarak devam edeceğini tahmin ediyorum. İktidarın bu politikasını terk etmesini gerektirecek bir durum yok. İnşallah bu durum, bir noktada insanların karşılıklı olarak sokağa dökülmelerine neden olmaz.
GÖZLEM – TÜİK’in enflasyon rakamları için vatandaşlar “Bizlerle resmen alay ediliyor; bizler, çarşıya, pazara giden aile babaları, anaları olarak gerçeğin ne olduğunu bire – bir yaşıyorken yüzde 20’yi bile bulmayan rakamlara inanmamızı beklemek bizlerle alay etmek değilse nedir?” diyorlar. Siz ne diyorsunuz?
K – Türkiye İstatistik Kurumu’nun hafta içi açıkladığı enflasyon rakamlarına göre tüketici enflasyonu yüzde 19,89 olarak açıklandı. Bu rakamın gerçek olmadığının birkaç elle tutulur kanıtı var. Birincisi TÜİK enflasyonu yine, daha önceden de çoğu kez gördüğümüz şekilde, bir üstteki yuvarlak rakamın –bu durumda yüzde 20’nin– hemen altında açıklandı. Başlı başına bu bile TÜİK rakamlarını izleyen aklı başında, tarafsız “ilgililer” için, TÜİK rakamlarının gerçeği yansıtmadığının, siyasi baskıyla bir algı yaratmak için belli eşiklerin altında tutulduğunun göstergesi. Ancak bunun da ötesinde gerçek enflasyonun açıklananın çok üstünde olduğunu gösteren birkaç kanıt daha var. Bunlardan birincisi TÜİK’in açıkladığı ama algı ve kullanım açısından tüketici enflasyonu kadar etkisi olmayan üretici enflasyonunun yüzde 46,31 olarak gerçekleşmiş olması. Üretici fiyatlarındaki artış eninde sonunda tüketici fiyatlarına yansımak zorundadır. Yoksa, –yani üreticiler bu artışları tüketiciye yansıtamazsa– batarlar. 2020’nin Temmuz ayında tüketici enflasyonu yüzde 12’ye yaklaşırken, üretici enflasyonu yüzde 6’nın hemen üstündeydi. Ancak üretici enflasyonu 2020’nin sonuna gelmeden yüzde 20’yi aştı ve hızla yükselerek bir yılda yüzde 50’ye dayandı. Buna karşın tüketici enflasyonunun sadece yüzde 20’ye çıkması, bu rakamın güvenilirliğinin ciddi biçimde sorgulanmasına yol açıyor. Zaten TÜİK, devletin yurttaşlarından elde ettiği gelirler olan vergi, harç ve cezalarını arttırmada kullandığı enflasyon oranını –buna “yeniden değerleme oranı” deniliyor– yüzde 36,2 olarak açıkladı. Yani iş devletin çalışanına ödemesinde kullanacağı, asgari ücret belirlemede dikkate alınan ve iç siyasette algı için çok önemli olan “tüketici” rakamına gelince yüzde 19,89 olarak açıklanan enflasyon, iş devletin kendi elde edeceği gelire gelince yüzde 36,2 olarak açıklanıyor. Dolayısıyla tüketici enflasyonunun gerçekte hiç değilse yüzde 36,2’ye doğru hesaplanmış ve açıklanmış olması gerekiyor. Tüm bunların ötesinde, bağımsız ekonomistler tarafından hesaplanan Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) rakamları ise, Ekim 2021’de yıllık enflasyonun yüzde 49,87 ile yüzde 50’ye dayandığı gerçeğini gözler önüne seriyor.

GÖZLEM – Merkez Bankası’ndan “Kasım faiz indirimi” bekleniyor. Bu indirimin “Ekonomik felaketin kapısını sonuna kadar açacağını” söyleyen ekonomistler var. Yorumunuz?
K – Bence o kapı geçen ay Merkez Bankası’ndaki “karşı görüşün kırıntısını açıklama eğilimi”nde olan bürokratların görevden alınıp faizlerin beklentilerin de ötesinde 200 puan indirilmesiyle açılmıştı. Bunu Merkez Bankası Başkanı’nın bundan sonra yaptığı ve “Merkez Bankası’nın artık fiyat istikrarını değil cari açığı hedeflediğini ortaya koyan açıklaması izledi. Buna göre eğer faizler yeterince indirilip TL’nin değeri düşürülürse, ihracat artacağı için, kabaca ihracat ile ithalatın farkından oluşan cari denge fazla vermeye başlayacak. Böyle olunca da hem faizler düşürülmüş, hem de döviz piyasaları bir dengeye ulaşmış olacak. Oysa esasında Erdoğan’ın “fikri” olan bu iddianın, Türkiye’de ihracat büyük ölçüde ithalata bağımlı olduğu için, dolayısıyla ihracatın artması için ithalatın da artması gerekeceğinden geçerli olamaz. Onun yerine başta tamamen dışa bağımlı olunan enerji girdileri olmak üzere ithalatın pahalılaşması nedeniyle geniş halk kitlelerini derinden etkileyecek şekilde ekonomiyi gelecek yakın dönemde bir zam dalgası saracak. Yani ciddi bir enflasyon artışı yaşanacak. Bu da ekonomik açıdan önemli bir yıkımla beraber kanımca AKP iktidarının sonunu getirecek.

GÖZLEM – Biden – Erdoğan görüşmesi ve sonuçları konusunda görüşünüz?
K – Roma’da yapılan görüşmede her ikisinin de tamamen ayrı acendaları vardı ve görüşme sonrası yaptıkları açıklamaların neredeyse hiç bir ortak kalemi içermemesinden de anlaşılacağı üzere bu görüşme herhangi bir konuda “uzlaşı” ile değil, en azından bir önceki “görüşememe” sonrası ortaya çıkan “temazsızlık” durumunu ikisi açısından ayrı ayrı kaygılarla düzeltmeye yarayan bir “görüşülmüş olma hali”ne dönüştürme “başarısı” ile sonuçlandı. Erdoğan açısından ABD’nin ve Başkanı’nın kendisi gibi bir “dünya liderini” muhattap almadığı ve bu sebeple kendi cephesinde “kötü algı” yaratacak bir durumun önüne geçilmiş oldu. Kanımca Biden de, öteden beri Yunan sempatizanlığının da etkisiyle Türkiye’ye karşı olan ve sanırım Başkan olmadan önce Erdoğan ile yaşadığı atışma sonrası –Erdoğan ile ilgili “Bence yapmaması gereken ona karşı farklı bir yaklaşım izlemek. Muhalefetin liderlerini desteklediğimizi açık şekilde belirtmeliyiz” açıklamasına Erdoğan ve Türkiye’den sert tepki gelmişti– pekişen son derece katı, taraflı ve düşmanca tutumunu “yumuşatmaya” evrildi. Biden, Türkiye’nin Rusya’ya karşı savrulma ihtimalini dikkate alınca bu “kişisel” tarafı ağır bastığı anlaşılan tutumunu bu kadar “fütursuzca” sürdürmemesi gerektiğini anlamış olsa gerek, görünüşte daha “ortadan gidecek” bir yaklaşıma çevirdi. Ama Biden’in Türkiye ile ilgili yaklaşımının özde değişmeyeceğini ve bu nedenle Erdoğan’ın iktidarını korumak ve “beka”sını sürdürmek adına ABD’ye ve onun başta Yunanistan olmak üzere partnerlerine büyük ödünler vereceğini ve vermeye devam edeceğini tahmin ediyorum.

GÖZLEM – CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, bir zamanlar çok eleştirilen “Gandhi / Pasif mücadele” yönteminden tümüyle vazgeçip, bugüne geldi ve “cesur / sert mücadele merdivenlerini” tırmanmaya başladı, her gün “daha da sert.” Bu tutum, “Cumhurbaşkanlığı adaylığına karar vermesi” şeklinde yorumlanabilir mi?
K – Kanımca muhalefetin tutumu açık. Öncelikle CHP ve İyi Parti’den oluşan Millet İttifakı’na ek olarak Saadet ve Demokrat partileri ile Deva ve Gelecek partilerinin beraberce sürdürdükleri Türkiye’yi “güçlendirilmiş parlamenter sisteme” taşıyacak metin ve plan üzerinde anlaşılacak. Seçim zamanı geldiğinde ise Millet İttifakı’nın bu diğer partilerin katılımıyla genişleyip genişlemeyeceği ve son haliyle Millet İttifakı içindeki görüşmeler sonucu cumhurbaşkanı adayları ortaya çıkacak. Kemal Bey’in ve CHP içindeki eğilim ile Meral Akşener’in açıklamalarından şu ortaya çıkıyor: Şu an için Millet İttifakı içinde en büyük olasılıkla cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu olacak. Ancak ben kendisinin sokağa dökülmeye fırsat vermeden “temkinli” bir şekilde arttırdığı muhalefet söyleminin Cumhurbaşkanlığı adaylığının kesinleşmesinden çok çözülmeye başladığını hissettiği iktidarın yerine geçecek alternatifin programını yaratmaya ve bunu halka anlatmaya yönelik olduğunu düşünüyorum. Dikkat ederseniz muhalif tutumunu arttırırken iletişimini Erdoğan’dan ziyade politikalarına dönük sürdürüyor. Tabii Erdoğan’a da cevap veriyor ama esas muhalif siyasetini “uygulamalara eleştiriler” ve CHP’nin izleyeceği politikalar üzerinden yürütüyor.

GÖZLEM – 2 CHP, 1 SHP eski Genel Başkanı’nın “Erdoğan hakkında suç duyurusunda bulunmasını” nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu adım, “taraf tutan” valiler, kaymakamlar başta bürokratlar, “taraf tutan” savcı ve hakimler, “geri dönmeyen krediler veren” bankaların genel müdürleri ve yönetim kurulu üyeleri, “cemaat ve tarikat vakıflarını besleyen” belediye başkanları için de “suç duyularında bulunulması kapısını” açabilir mi?
K – Aklın yolu bir. Öncelikle bir defa Erdoğan’ın linç girişimi videosunu izlettirerek Kılıçdaroğlu’nu hedef göstermesi kanımca normal bir demokraside çok ciddi bir suç olarak değerlendirilebilirdi. Ancak buna karşı doğrudan kendisi suç duyurusunda bulunsa, “korkuyor” algısı oluşabilirdi. Onun yerine eski CHP Genel Başkanları’nın ortaklaşa yaptıkları bu suç duyurusu adımı çok isabetli ve geleceğe dönük de önemli ipuçları veren bir yaklaşım oldu. Bundan hemen önce de hatırlarsanız Kemal Kılıçdaroğlu adeta bir mali milat oluşturarak bu tarihten sonra usulsüz işlemlere imza atacak bürokratları açıkça uyardı. “Sizden hesabını sorarım” dedi. Dolayısıyla bunun hesaplanmış ve planlanmakta olan bir hareket olduğu anlaşılıyor. Zaten CHP’nin sürdürdüğü çalışmalar da bu adımları içeriyor. Bunun doğal olarak arkasından gelmesi beklenen devam adımı da CHP’nin ve muhalefetin ısrarla gündeme taşıdığı yapılmış ve yapılmakta olan usulsüzlükler ve yolsuzluklarla ilgili sorumlu tutulacak mevcut bürokratlar hakkında, belki hemen suç duyurularıyla ama hiç şüphesiz Millet İttifakı iktidara gelir gelmez atılacak adımlarla, denetim ve yargı yolunun açılacak olmasıdır. Bunun yanı sıra yine örneğin bürokratların çift maaş almasının önüne geçecek yasa teklifinde olduğu gibi bu usulsüzlük, haksızlık ve yolsuzlukların önüne geçecek adımların atılacağının da tüm halka gösterilmesi çok önem taşıyor.

GÖZLEM – Anketlerden gelen “AKP’nin CHP’nin arkasına düştüğü haberleri” artarken, kulislerde “AKP içinde rahatsızların seslerini yükseltmeye başladığı” iddiaları da yaygınlaşıyor. Erdoğan’ın sağlık durumu konusundaki endişeler de AKP’lilerin “yarınlarını düşünmeleri” konusunu parti içi gündemine getiriyor; ne düşünüyorsunuz?
K – AKP içinde henüz bir “çözülme” yok. Erdoğan’a karşı, Bülent Arınç’ın yaptığı gibi açık veya kulislere yansıyan kapalı kapılar ardında yapılan eleştiriler de henüz “eleştiri” olma seviyesinin ilerisine geçmiş değil. Ancak parti içindeki kıpırdanmaların icraata dönüşmesi, ancak Erdoğan’ın ve iktidarının gidici olduğu kesinleştiğinde ve Erdoğan’ın iktidarını kaybetmeme adına “olmayacak” adımları atmaya hazırlandığı bir noktada, hiç beklemediği bir şekilde “kısmi bir başkaldırı” ile gündeme gelebilir.