Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

G20 Roma, Glasgow İklim Zirvesi vs

Bilenen bazı şeyler hiç değişmedi: Küresel iklim değişiklikleri, Habitat daralması ve olası global çevre felaketleri, yakın gelecekte insanlığı bekleyen en büyük tehlikeler…

26. Küresel İklim Konferansı (COP26), 31 Ekim -12 Kasım 2021 tarihlerinde İskoçya’nın Glasgow kentinde düzenleniyor. Amaç, Paris İklim Anlaşması ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinde verilen sözlerin yerine getirilip getirilmediğini denetlemek ve mümkünse de buna yönelik çabalara destek olmak. Hatırlatmak gerekirse, 1992 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) uyarınca ‘tehlikeli iklim değişikliklerini önlemek’ ve ‘küresel olarak adil bir şekilde sera gazı emisyonlarını azaltmanın yolları’ için hedefler belirlemek temel argümanlardı. Bu kapsamda, 2050 yılına kadar küresel sıcaklık artışını 2 ama tercihan da 1,5 derecenin altında tutarak, gezegenimiz için net sıfır karbon emisyonu elde etmek.
COP 26 öncesi de G20 liderleri Roma’da toplandı ve küresel ekonomi ile son iki yılın değişmez gündemi pandemi nedeni ile küresel sağlık ajandalı başlıklara doğal olarak iklim değişiklikleriyle mücadeleyi de aldılar.
Yapılması gerekenler de net esasında… Paris İklim Anlaşmasında, hükümetler arası iklim değişikliği panellerinde bu konu enine boyuna tartışıldı, gezegenimizde 1,5 -2 derecelik bir artışın hangi felaketlere davetiye çıkaracağı ortaya konuldu. Deniz seviyeleri yükselecek, seller, kuraklıklar birbirini takip edecek, sıcak hava dalgalarının tetiklediği şiddetli fırtınalar ve aşırı hava koşulu değişiklikleri tüm Dünyayı etkileyecek ve milyonlarca insan yaşadıkları yerleri terk ederek göç edecek.
İnsanlığın gelişmesi adına büyük bir ivme yaratıldığı atfedilen iki yüz yıl önce başlayan endüstriyel devrim dönemine göre mavi gezegenimizin atmosferindeki sera gazı emisyonu 1,2 derece arttı. Yukarıdaki bahsedilen olumsuzlukların önlenmesi adına bu artış 1,5 derecelerde sabitlenmeli ki 2050’li yıllara kadar sera gazı emisyonunu sıfırlamak mümkün olsun. Bunun için de başta bazı sanayi işletmelerinin faaliyetlerine son verilmesinden kömür ve petrol dahil fosil yakıtların kullanılmasının azaltılmasına ve tarım ve hayvancılık başta olmak üzere bir çok sektörde yapısal değişikliklerin yapılmasına gerek var. Ryan Morrison gibi araştırmacılar fosil yakıtların aşamalı olarak kaldırılması ile yeni iş fırsatlarının oluşacağını, bu kapsamda yaptıkları hesaplamalarda yeşil endüstrilerde petrol ve gazda olandan üç kat daha fazla istihdam kapasitesinin oluşacağını öne sürüyor. Doğal olarak da orman ve sulak alan kapasitesinin çoğaltılması da gerekli olacak.
Biz ülke olarak şimdilik, Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın ismini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı şeklinde değiştirdik. Geçen ay da Paris İklim Anlaşmasını Meclis onayından geçirdik. Bu kapsamda, bir yol haritası oluşturmak amacı ile önümüzdeki yıl ulusal iklim şurası yapacağız. Sayın Cumhurbaşkanı haklı bir serzenişle “Yeryüzüne kim en çok zararı verdiyse, doğal kaynakları kim vahşice sömürdüyse, iklim değişikliğiyle mücadeleye de en büyük katkıyı onlar yapmalı” demekte. Ama bu cümlelerin hedefi ülkeler konuya angaje değil maalesef. Örneğin emisyonda ülke bazında en büyük pay sahibi ülke olan Çin’in lideri Şi Cinping, zirveye gelmedi!.. Çin, 2060 yılına kadar net sıfır emisyon sözü verse de analistlerin ortak görüşü sadece Çin’in bile bu sözünü tutmaması,gezegenin sıcaklığını 1,5 derecenin üzerine çıkarabilir! Büyük fosil yakıt üreticileri olup sözlerini tutmak konusunda güven vermeyen Rusya ve Suudi Arabistan ile oburca Amazon Ormanlarını talan eden Brezilya’dan bahis bile etmiyorum.
Ama günün sonunda, insanlık, fakir zengin tüm Dünyanın ortak bir sorunu olan küresel iklim değişikliğini bir bütün olarak karşısında buldu ve var olan kapasitesi ile varlık mücadelesini birlikte yapacak. Dünyanın iklim dönüşümüne ihtiyacı var. Her yaşayan canlı, dünyayı koruma ve geliştirme sorumluluğu ile doğuyor.