Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Krizli Köyün Kavalcısı

Hanımefendiler, beyefendiler, ülkemizin geleceği pembe yanaklı, güzel, gürbüz çocuklar hepinize merhaba! Geçtiğimiz haftadan bu güne cereyan eden gündemi bazı ülkeler sanırım altı ayda bir yaşıyor! Peki ya biz? Her gün iki defa epikriz almazsak yerimizde duramıyoruz. Sürekli alarm halinde, her zaman tetikte olmak üzere, kulağımızdaki “Su uyur düşman uyumaz!” küpesi ile sürekli ya kriz eşiğindeyiz, ya bekliyoruz, ya da içindeyiz! İnternette elden ele dolaşan o video gibi “Düzelicez be inşallah!” diyerek yapabileceğimizden fazlasınca yanan halkaların içinden geçmeye çalışıyoruz! 

Misal erişkin bir Türk beyaz yakalı yönetici, günde minimum üç, beş kriz yönetir ki bunun ikisi kesinlikle ego merkezli krizlerden kaynaklanır. Aklı birbirine iş “kitlemek” olan bir toplumun çarkları, dedikodu dişlileri, had bildirme kuvveti ile aklınızı, ruhunuzu çiğner! Kimisinde iş körlüğü olur, kimisi depresyona girer. Toplumun yorucu gücü içinizde bulunan renklerin bir bir solmasına ve sonunda sizin de onların rengine bürünmenizi sağlar. 

Malum, gündemi birçok farklı noktadan birkaç görüş ve farklı açılardan takip ediyorum. Osman Kavala meselesini elim yüreğimde takip ettim. Zira yükselen döviz, affedersiniz değer kaybeden Türk Lirası Arjantin Pesosunu geçer mi geçmez mi? Hamdolsun, evelallah Türk önde Türk ileri! Yallah, bismillah, inşallah, maşallah bu gibi durumlarda “kefen” ile yola çıkanları göremezsiniz. Bu noktada “ama yol yaptı, buzdolabı verdi, bana ekmek verdi” diyen Notredamme’ın Kamburunu göremezsiniz. 

Siyaset Bilimine yakın olanlarınız bilecektir ki, savaş çıkarmak için yapmanız gereken 15 genel geçer stratejik taktik vardır! (savaş dediysem top tüfek değil yanlış anlamayın) modern yüzyılda savaş ekonomi ile yapılır! Elin oğlu “istersem ekonominizi batırırım” der ve sizin de ekonominiz “kağıttan kaplan” gibiyse hop tepetaklak gidersiniz… Bunlardan bir tanesini sizlere aktarayım, belki tanıdık gelecektir. “uluslararası kriz çıkararak içeride kenetlenmeyi sağlamak” gazetelerin spor sayfalarını okuyorsanız, orada şunu göreceksiniz “siz hepiniz, biz tek!” Klasik bir Fatih Terim söylevidir, her geriden gelişlerde takımını kenetlemek ve kriz çıkarmak için kullanır. 

Cumadan pazartesi sabahına kadar hafta sonu olmasına rağmen Kavala krizi ile değer kaybını hızlandıran Türk Lirası hamdolsun şu açıklama ile yavaşlayıp sakinleşti. Bizim paranın gazını alan şu açıklama olmuştu; 

“ABD, 18 Ekim tarihli açıklamaya ilişkin bazı soruların yöneltilmesi vesilesiyle, Diplomatik İlişkiler Hakkındaki Viyana Sözleşmesi’nin 41. Maddesine riayet etmeyi teyit eder.” 

Peki, orijinal metin ne diyordu? 

“In response to questions regarding the Statement of October 18, the United States notes that it maintains compliance with Article 41 of the Vienna Convention on Diplomatic Relations.” 

Amerika’da üniversite bitirmiş, ve bu ülkede yaşayan biri olarak “Confirm”, “Affirm” ve “Note” kelimeleri arasındaki farkları bilmek için alim olmaya gerek yok. “tasdiklemek”, “onaylamak”, “teyit etmek” ve “not etmek” kelimelerini bilmede olduğu gibi… 

Türkiye’de bu olaylar yaşanırken New York Times, haberi “Erdoğan’dan geri adım!” olarak geçti! Bu da kafamda şu lambayı yaktı; ülkenin iç işlerine karışmadan gündemi nasıl başka bir konuya çeviririm, bunu nasıl yaparım? Sanırım böyle bir kriz çıkarır ve akabinde durumu “muzaffer Romalı bir kumandan” gibi hissettirerek telafi ederdim.  

Bu bir diplomasi zaferi midir? Bence değildir! Bana göre Türkiye uluslararası platformda kendi ayağına sıkmaktan kurtuldu! 

Kriz ile başladık, kriz ile devam ettik bu bölümü de kriz ile bitirelim! Yıllar evvel Southampton’da Titanic’in yapıldığı tersaneyi gezmiştim. Hikayeyi biliyordum ama gemi batarken hala canlı müzik çaldığını, hatta çalan parçayı ilk defa orada duymuştum. O krizin içinde müzik insanları rahatlatması için çalınıyordu elbet! Peki, şu gündemde sizin kulağınızda da “Krizli Köyün Kavalcısı” gibi bir şarkı çalıyor mu? 

G20 Liderler Zirvesine çok az bir zaman kaldı! 

Bizim paracıklar hala içerde, uçaklar ne oldu hala bilmiyoruz, üstüne büyükelçi krizi… 

Suyundan da koy gibi hafta olacağa benziyor! Zira muhteşem bir diplomatik taktikle bir gece ansızın Rusya’dan S400’leri günceller, 40’da uçak alıverir nur topu gibi başka bir kriz daha yaratıveririz! Lira/Ruble paritesi ne acaba, 40 uçaklık para ile Moskova’ya inene kadar paramız 32 uçağa ucu ucuna yetmesin bari.  

Sahi kucağımızda başka bir krize yer, bunu da atlatacak sabrımız kaldı mı? 

Haftaya dünyanın merkezindeki güncel haberler ile karşınızda olabilmek dileği ile hoşça kalın…