Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

İvedilikle güven ortamı sağlayıcı politikalar uygulanmalıdır

Merkez Bankası Başkanının siyasi iradenin görüşü doğrultusunda karar alarak aklı başında hiçbir ekonomistin enflasyonun yüzde 19’un üzerinde olduğu bir noktada ve politika faizinin enflasyonun altında olmayacağını defalarca ifade etmesine rağmen iki yüz baz puan indirerek yüzde 16’ya çekmesi sonucu hızla yükselen döviz kurları ekonomimizin üzerindeki kara bulutlar yetmezmiş gibi büyükelçilerinin imzaladıkları bildiri sonrası yaşanan diplomatik krizin derinleşmeden atlatılmış olması mantığın, hırsın önüne geçerek atlatılmış oldu. Ancak rehavete kapılmamak lazım. Söz konusu ülkeler Türkiye ihracatının yüzde 50-60’ının yapıldığı ülkelerdir. Bu ülkeler ile inatlaşmak güven ortamı yaratamadığı için yabancı sermaye girişi sıkıntısı yaşayan Türkiye’yi daha derin bir krize doğru sürükleyebilir. 2018’de Rahip Brunson olayında neler olabileceğini hatırlamak bile istemiyoruz.

Merkez Bankası Başkanı ekonominin temel prensiplerine bağlı kararlar almak yerine siyasi iradenin sloganı olan “faiz sebep enflasyon neticedir” diyor. Eğer böyle olsaydı politika faizi 200 baz puan yerine daha fazla düşürülebilirdi. Siyasi iradenin de önünde bir engel yoktu. Demek ki bu “faiz sebep, enflasyon neticedir” savı geçerli değildir. Faiz düştü, kurlar hızla yükseldi. Kamu bankaları kredi faizini 2 puan indirdi ancak bu şartlarda bu politikalarla üretimi artırıcı tedbirler almadan enflasyon düşmez. Üretim ancak yeni yatırımlarla, yeni yabancı sermaye ve fon girişlerinin ülkeye girişi ile artırılabilir. Bu kaynakların ister yerli, ister yabancı olsun aktif duruma girmesi için ülkede ivedilikle güven ortamı sağlayıcı politikalar uygulanmaya konulmalıdır. Ortak akılla kararlar almak yerine bireysel kararlar alınarak güven ortamı sağlanamaz. Bireysel kararlar bazen felaketin habercisi olabilir.