AKP’yi 2023 seçiminde “Z kuşağı” şoku bekliyor

GÖZLEM, konuyu masaya yatırdı, uzmanlara “Genç neslin iktidara sırtını dönmesinin sebepleri nelerdir ve Cumhurbaşkanlığı ile Milletvekili seçimlerine etkisi ne olacaktır” sorusunu sordu. İşte görüşleri…
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Kamuoyu araştırmaları, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oy oranının her geçen gün daha da gerilediğini ortaya koyuyor. Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı henüz belli olmamasına rağmen, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’ı anketlere göre geride bıraktığı görülüyor. Bu sonuçta genç nüfus olan “Z kuşağı”nın tercihi dikkat çekiyor. ORC’nin “Z kuşağı” anketinde CHP yüzde 33.8 oy oranı ile birinci parti çıktı. AKP ise yüzde 11.4’te kaldı

ORC Araştırma Şirketi Z kuşağına “Bu pazar genel seçim olsa hangi partiye oy veririsiniz?” diye sordu. Cevaplarda, CHP yüzde 33.8, AKP yüzde 11.4, İYİ Parti yüzde 6.6,  MHP yüzde 7.2, HDP yüzde 5.3, DEVA yüzde 2.1, Gelecek yüzde 0.9, Saadet yüzde 0.8, Diğer yüzde 0.7.  Kararsızlar yüzde 13.4, oy kullanmayacağım yüzde 17.8 sonucu çıktı. 2023 yılında yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçimlerinde 64.5 milyon seçmenin yaklaşık 13 milyonunun Z kuşağı seçmeni olacağı tahmin ediliyor. Bu da seçmenin yüzde 20’sini oluşturuyor. Z kuşağı anketinde Millet İttifakı, Cumhur İttifakı’na yüzde 2.3 fark attı.

Muhalif liderler Erdoğan’ı geride bıraktı

Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı henüz belli olmamasına rağmen, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, ABB Başkanı Mansur Yavaş ve CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’ı anketlere göre geride bıraktığı görülüyor.

MetroPOLL araştırmanın Eylül ayı “en popüler lider” araştırmasında Recep Tayyip Erdoğan ilk üçe bile giremedi. Araştırmaya göre, ABB Başkanı Mansur Yavaş yüzde 56’yla Eylül ayının en popüler siyasetçisi olurken, onu yüzde 47’yle İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu izledi. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener yüzde 44’le üçüncü, Erdoğan ise yüzde 41’le dördüncü oldu. Beşinci en popüler lider yüzde 33’le Devlet Bahçeli olurken onu yüzde 31,4’le CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve yüzde 29,6’yla CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel izledi. Ankette Akşener dışındaki tek kadın 12’nci sırada yer alan Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu oldu.

Erdoğan eleştirdi, ORC cevap verdi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Afrika’ya giderken, Atatürk Havalimanı’nda anketlerle ilgili açıklamasında “Anketlerle millete psikolojik operasyon çekme çabaları her zaman olmuştur. Biz bunlardan bıktık, bunlara da alışığız. Kamuoyu araştırma ve anket şirketlerine benim güvenimin kalmadığını hatırlayın daha önce de açıklamıştım. Son seçimlerde sonuçları bırakın bileni yakın tahminde bulunan şirket bile çıkmadı. İşte şahsımın cumhurbaşkanı seçildiği o seçimlerde bunu çok açık net gördük” demişti.

ORC Araştırma Genel Müdürü Mehmet Pösteki ise, Erdoğan’ın bu sözlerine “Boşuna demiyoruz Cumhurbaşkanı yanlış bilgilendiriliyor” diyerek şu açıklamayı yapmıştı: “2018 seçimlerinde, istatistik bilimini şaşırtacak derecede doğru sonuçlar bulduğumuz, İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un da katıldığı A Haber canlı yayınında açıklanmıştı. Ardından onlarca yayın organında başarımız konuşuldu.”

********

Z Kuşağı nedir?

Z kuşağı, “Milenyum Çocukları / İnternet Kuşağı” diye nitelendirilen Z kuşağı “18 – 22 yaş arasındaki” demografik grubu kapsıyor. 2023’de yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçimlerinde 64.5 milyon seçmen olacak. Z kuşağı seçmeninin 13 milyon olacağı tahmin ediliyor. 64.5 milyon seçmenin yüzde 20’sini oluşturuyor.

********

“Z KUŞAĞI UMUDUMUZDUR”

Ertuğrul Yalçınbayır (Eski Başbakan Yardımcısı)- Bu kuşak yeni oy kullanacak, bu kuşak genç kuşak. Bu kuşak sosyal medyayı kullanan, sosyal medyayı etkili biçimde kullanan, bu konuları takip eden bir kuşak. Bu kuşak sadece Türkiye’deki bilgi kaynakları ile yetişmiyor. Diğer ülkelerdeki bilgilere de ulaşmaya çalışıyor ve ulaşabiliyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu her bir sahada, insan haklarında, temel hak ve özgürlüklerde, iyi yönetişimde, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumun iyi olmadığını görüyor. Ve Tayyip Bey’e artık sarı kart, kırmızı kart vermesi gerektiğini düşünüyor. Zaten şu anda izlenen politikalar Türkiye’nin sarı kart gördüğünü, yönetimin de giderek bu sarı kartın kırmızı karta dönüşeceğini ifade ediyor.  Büyükelçi ile ilgili yapılan tavırlar, TÜGVA vakfı vasıtasıyla yandaşları, yandaş vakıf, kurum ve kişileri kayırmalar genç kuşağı isyana sevk ediyor. Genç kuşağın bu hareketi umut vericidir. Bu hareketi Türkiye’nin de hep birlikte değiştirme gücünü kullanabileceğini gösteriyor. Demokrasinin en önemli niteliği değiştirme gücüdür. Türkiye bu sınavın içinde, gençler sınavlarını demokrasi için yapıyorlar, gençler sınavlarını gelecek için de yapıyorlar. Burada gençlerin verdiği mesajdan herkesin etkilenmesi lazım. Türkiye’nin içinde bulunduğu durumdan çıkış, özgürlükten, özgürleşmeden geçiyor. Özgürlüğün, özgürleşmenin temsilcisi ve arayıcısı artık Z kuşağıdır. Y’ler bitti. Artık yolsuzluk, yasaklar, yoksulluk bunlar diz boyu. Y’den sonra Z umudumuzdur. Z diyor ki “Artık yalana, dolana, talana, aldatmaya, aldatılmaya son! Biz burada diğer kuşaklara da önderlik yapıyoruz.” Z kuşağı umudumuzdur.

*******

“ ‘Z KUŞAĞI’ ÖZGÜRLÜĞÜNE DÜŞKÜNDÜR”

Metin Öney (Eski Milletvekili) – Yapılan araştırmalardan anlaşılıyor ki “Z kuşağı” yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerde oyunu daha çok muhalefete yönelik kullanacaktır. Bu çok doğal bir sonuçtur.

Çünkü:

Genç seçmenin ön önemli sorunu Üniversiteyi bitirdikten sonra iş bulabilmektir. Bunun için çalmadık kapı bırakmamaktadır.

Ancak:

Durum gösteriyor ki işsizlik oranı “okumuş” kitlede çok daha yüksektir. Üniversiteye girmek başlı başına bir sorundur. Bunu aşıp okulu bitirmek ve fakat iş bulamamak ise şüphesiz genç seçmeni haklı olarak ve bir umut olarak muhalefete yönlendirmektedir.

İşin bir başka boyutu da iş bulamayan genç seçmen yurt dışına çıkmak için gayret göstermektedir. Yani ülkeyi terk etme gibi bir durumla karşı karşıyadır. Böyle olunca kendisine bu imkanları sağlayamayan iktidarı değil bir umut olarak gördüğü muhalefeti seçmesi çok doğal bir durumdur.

Özetle, okulları okumak, sonra iş bulmak ve bilhassa uygun bir iş bulmak mevcut sistem içinde çok zordur ve çoğu kere imkansızdır. Tabiatıyla bütün bunlar yolunda gitse dahi bir de yuva kurması söz konusudur. Ve hatta ailesine de yardımca olması gerekecektir.

Tüm bunlar bir arada düşünüldüğün de, Z kuşağının muhalefetten yana olması işin tabiatı gereğidir. İlaveten ve önemli, genç seçmen “özgürlüğüne” diğer kesimlere oranla daha düşkündür.

İnsan hak ve özgürlüklerinin savunucusudur ve böyle bir ortamda yaşamak istemektedir. Otoriterleşen bir rejim genç seçmene asla uygun değildir. Bunun için muhalefeti seçmesi ve daha özgür bir ortamda yaşamayı arzu etmesi siyasi tercihinde önemli bir faktör olarak gözükmektedir. Genel seçmen sayısı 65 milyon civarındadır. Genç seçmen ise on üç milyonu bulmaktadır. Oran çok önemlidir. Bir de buna genç seçmenin enerjisi katılırsa seçimlerde de önemli bir etken olarak ortaya çıkması kaçınılması imkansız bir sonuçtur.

Özetle, genç seçmenin işsizlik sorunu, okurken barınacağı bir yurt bile bulamaması, yurt dışında kendisine imkan arayışları, özgür bir ortamda yaşama arzusu her geçen gün iktidardan uzaklaştırmakta ve muhalefete yaklaştırmaktadır. Muhalefetin de bu sebeplerle genç seçmeni hedef kitle olarak tayin ve tespit etmesi ve stratejisini buna göre yönlendirmesi gerekmektedir.

*******

“Z KUŞAĞI GELECEK ENDİŞESİ TAŞIYOR”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) – Bilişim teknolojilerinde yaşanan köklü değişimler 1980 ve 1990’lı yıllarda tüm dünyada ticaret ve refahın hızla artışına hizmet etti. Ancak bu refah artışından daha çok belli kişiler ve kesimler yararlandı. Buna karşın takip eden yıllarda yeni teknolojilerin işgücü tasarrufu ve endüstri 4.0 uygulamaları nedeniyle, belli toplum kesimleri işsizlik ve yoksullaşma ile karşılaştı. Bu süreç 2008 ekonomik krizinden sonra daha da hızlandı. Yaşanan ekonomik kriz ve yoksullaşma ortamında kitleler, muhafazakar ve hatta otoriter yönetimlerde sığınma aramaya yöneldi. Gelişmekte olan ülkeler bu krizleri daha yoğun yaşarken daha çok din temelli muhafazakarlaşma; gelişmiş batı ülkeleri ise milliyetçilik temelli ideolojilere yönelim yaşadı. Kitlelerin yoksullaşma ve ekonomik refah sorunlarına uygun çözüm üretemeyen toplumlarda sosyal ve ekonomik krizler daha da derinleşti. Türkiye Milenyum sonrası bu süreci muhafazakar AKP iktidarı ile yaşadı. Muhafazakar AKP iktidarı başlangıçta, 2001 krizi için alınan önlemlerin mirasına kondu. Üstelik Cumhuriyet döneminin birikimleri olan sanayi kuruluşlarını özeleştirerek iktidar için gerekli kaynakları kullandı. Ancak uyguladığı ticaret temelli ekonomik strateji; üretim, sanayi, bilişim ve yenilikçilik temelli yaklaşıma uzak düştüğü için, ekonomide 2013 ten sonra kişi başına milli gelir* sürekli bir azalış sürecine girdi. Bu süreçte işsizlik, enflasyon, iç ve dış açık ve de yoksulluk devreye girdi. Yoksullaşan ülkede ekonomik sorunlar giderek katmerleşirken Covid-19 sürecinde kitlelere yeterli, devlet yardımı yapılamadı. Ekonominin sarsılan iç ve dış dengeleri toparlanmak yerine giderek daha da bozuldu. Gerek ekonomi politikaları, gerekse sosyal politikadaki aksaklık ve yanlışlar yanında, yanlış yönetilen Suriye politikasının yükleri de toplum kesimlerinin üstüne yansıdı. Ayrıca AKP yönetimi, giderek artan ölçüde siyasi İslam rotasında bir ideolojiyi devreye alarak Cumhuriyetin kuruluş değerleri ile zıtlaşma, çatışma ve tersine çevirme sürecine girerek ülkeyi tam bir Orta Doğu Toplumu rotasına soktu. Bilim, teknoloji ve aklın üstünlüğü yerine Siyasi İslam’ın inanç ve itaat mekanizmasını öne çıkardı. Aklın rehberliğinden yoksun kör inanç ve cehaleti kültür olarak gençlere vermeye çalışan tarikatlara dayalı bir devlet düzeni kurmaya yöneldi. Ayrıca, Cumhuriyetin devlet ve Siyaset kurumlaşmasını ortadan kaldıran tek adam rejimini devreye aldı. Bu koşullarda toplumun yönetimi; akıl, bilim, uzmanlık, liyakat, başarı,  özgürlük ve demokrasi, kuvvetler ayrılığı ve hukukun üstünlüğü gibi tüm çağdaş değerlerinden uzaklaştı. Tek adam talimatları ile yönetilir oldu. Sonuçta AKP yönetimi, toplum sorunlarını çözmek yerine sorun üreten, toplumu kutuplaştıran ve bağnaz muhafazakarlığın desteğinden beslenen bir stratejiye bel bağladı.

Hal böyle iken, Z kuşağının bu iktidardan umudunu kesmesi hiç de şaşırtıcı değil. Sadece onlar değil, bu ülkenin milyonerleri AB ülkelerinden konut alıp vatandaşlık edindiler. Yetişmiş yazılımcılar Hollanda ve Berlin başta olmak üzere yurt dışına akın ettiler. Sıra şimdi genç doktorlara geldi. Onlar da yurt dışına kaçmak için sıraya girdiler.  Önlerinde bu kadar, akıl, bilim ve çağ dışı bu denli uygulama varken ve nitelikli işgücü yurt dışına kaçarken, Z kuşağının bunları görmediğini düşünemeyiz. Tam aksine Z kuşağı, özellikle okumuş kesimi, mobil internet üzerinden dünyada olup biteni en hızlı ve en yoğun olarak takip ediyor. Onlar dünyaya, bağnaz inanç kalıpları yerine, daha geniş ufuktan ve çok boyutlu bakmayı yaşadılar. Bu kesimin dünya algısı ve düşün sistemi siyasi İslam’ın ve tarikatların kör inanç ve müritlik temelli itaat değerlerine sığmaz. Onlar çok daha geniş bir yelpazeden dünyada olup biteni izleme şansına eriştiler. Olayların neden ve sonucunu değerlendirebilecek durumdalar. Oysa AKP politikacıları düşünme yerine sadece kör inanca sahip insanlar yetiştirebilmek için durmadan tarikat okullarına destek veriyor. AKP’nin yaratmak istediği siyasi İslamcı bir Orta Doğu ülkesi olmayı eğitimli Z kuşağının kabul etmesi beklenemez. Ancak eğitimsiz olanlar ile yandaş olarak hak edilmemiş çıkar elde edenler bu iktidarı desteklemeye devam edebilirler. Aklını kullanan ve eğitimli hiçbir Z kuşağı bireyi, kendini hak, hukuk ve özgürlüğün olmadığı kapalı topluma mahkum eden partiye destek vermez. Söz konusu anket sonuçları da bu olguyu yansıtmakta olup; geleceğinden endişe duyan Z kuşağı umudunu muhalefete bağlamış bulunuyor. Muhalefet akıllı politika ve iletişim sayesinde kararsızları da kendine çekebilir.  Yandaşların ise muhtemelen bağımlılığa dayalı çıkar ilişkileri sürecektir.