Piyasalar şaşkın; “Pusula” arıyor

Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Türkiye ekonomisi faiz, enflasyon, döviz girdabında çırpınıyor. Sorun şu ki, kısa adede çıkış da mümkün gözükmüyor. Hükümetin attığı her adım daha büyük sorunlara yol açıyor. Yatırımları teşvik için faiz indiriliyor, dolar bir anda fırlıyor. Ülkenin dış borcu katlanıyor, enflasyon artıyor, TL’nin alım gücü eriyor.

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun Politika Faizini 200 baz puan düşürülmesi ile başlayan kurdaki yükseliş trendi, tüm kesimleri tedirgin ediyor. Faiz indiriminin üzerine gelen 10 büyükelçi krizi, döviz kurunu tüm zamanların en yüksek seyisine fırlattı. Kurun yükselmesiyle zamlanan akaryakıt, beraberinde maliyet artışlarını getirmesi iş dünyasını tedirgin etti.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Twitter’dan yaptığı açıklamada “Merkez Bankası’nın faiz indirimi kararı sonrası hem uzun vadeli faizlerin hem de döviz kurlarının artması reel sektörümüzü tedirgin etmektedir. Temennimiz piyasadaki faizlerin ve enflasyonun düşeceği, finansal istikrarın tesis edileceği ortama en kısa sürede kavuşmaktır” ifadeleriyle gelişmelere dikkat çekti. İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan da, “Merkez Bankası, bugünkü kararıyla enflasyonu önemsemediğini ve dikkate almadığını ortaya koydu” değerlendirmesini yapmıştı.

Kurdaki istikrarsızlık tedirgin ediyor

Türkiye ekonomisinin faiz-kur-enflasyon girdabına kapılması, toplumun her kesimini tedirgin ediyor. İş dünyası, “öngörülebilirlik ve dengeli kur şart” çağrısı yaparken, faiz indirimi kararı sonrasında Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Osman Kavala’nın serbest bırakılması çağrısı yapan ABD ve AB üyesi 10 ülkenin büyükelçilerini “istenmeyen kişi” ilan etmeleri yönünde Dışişleri Bakanlığı’na talimat verdiğini açıklaması piyasaları olumsuz etkiledi. Pazartesi günü Dolar / TL kuru 9,85’in üzerini gördü.

Akaryakıta zam üstüne zam

Dolar kurunun rekor kırmasının ardından akaryakıt ürünlerine art arda zam yapıldı. Benzine 16 Ekim’de 14 kuruş, 25 Ekim’de 44 kuruş, 27 Ekim’de 28 kuruş olmak üzere 10 günde toplanda 86 kuruş zam yapıldı.  Motorinin litre fiyatı 19 Ekim’de 23 kuruş zamlanmıştı. Böylece motorinin pompa fiyatı 9-19 Ekim döneminde toplamda 87 kuruş zamlanmış oldu.

Asgari ücret eridi

Türk Lirası sadece dolar ve euro karşısında değil, birçok ülkenin para birimine karşı değer kaybediyor. Türk Lirası ile birlikte asgari ücret de eriyor. Asgari ücret son 10 ayda yüzde 33 eridi. Avrupa’da asgari ücretle en fazla çalışan nüfusa sahip ülke olan Türkiye’de mutfak enflasyonu yüzde 24,6’ya ulaştı. Türkiye’de nüfusun yüzde 42,9’u asgari ücretle çalışıyor. Yükselen döviz kurları sonrası alım gücü de gittikçe azalıyor. Dolar kurunun 10 TL eşiğine ulaşması ile birlikte asgari ücret dolar bazında değer kaybetmeye devam ediyor.

Türkiye’de net asgari ücret 2 bin 825 lira. Merkez Bankası’nın verilerine göre, asgari ücret 2021 yılının ocak ayında 385 dolara tekabül ediyordu. Dolar 9,80’in üzerini gördü. 25 Ekim tarihi itibarıyla asgari ücret dolar bazında 288 dolara düştü. TL, son dönemde yaşadığı değer kayıpları sonrası, dünyada alım gücünün en kötü olduğu para birimleri arasında sondan 5’inci sırada yer alıyor. Özellikle enflasyon oranlarının yükselmesiyle birlikte açlık sınırı da üst seviyelere ulaştı.

Mutfak enflasyonunun son 1 yılda yüzde 24,6 artması ve buna bağlı olarak milyonlarca kişinin açlık sınırının altında yaşaması, Türkiye’de asgari geçim standartlarını da yeniden alevlendirdi. Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (TÜRK-İŞ) verilerine göre, Türkiye’de 2021 yılında dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması (açlık sınırı) 3 bin 49 TL. Türkiye’de asgari ücret ise 2 bin 825 TL.

“Yoksullaştığımı hissediyorum”

AKP MKYK üyesi Orhan Miroğlu, milletvekili emekli maaşıyla geçinmekte zorlandığını belirterek “Yoksullaştığımı hissediyorum” dedi.

Türkiye’de bir emekli milletvekili maaşı aylık ek ödeme hariç yaklaşık 15 bin 800 lira. Yani yaklaşık beş asgari ücrete denk geliyor.

Yeni Journal’dan Çınar Ayser Çınar’a konuşan AKP’li Miroğlu, ekonomik kriz nedeniyle geçinmekte zorlandığını söyledi: “Ekonomist değilim ama yaşananların da farkındayım. Her şeye rağmen umutlu olmak lazım diyorum. Siyasi istikrarı önemsiyorum. Ben milletvekili emekli maaşıyla yaşayan biriyim. Doğrusunu isterseniz ben de yoksullaştığımı hissediyorum.”

Miroğlu emekli maaşının yanısıra evi geçindirebilmek için çalışmayı da düşünüyor: “En iyi yaptığım iş yazı yazmaktır. Hatta bu aralar yazı yazsam evin ekonomisine katkıda bulunabilir miyim diye de düşünüyorum. Çünkü ben de şu an meslek olarak işsizim. Siyaset bir meslek değil çünkü yapılır ve biter. Bu nedenle kendimi işsiz bir yazar olarak tanımlıyorum. Neyse ki her şeye rağmen kitaplarım kitapçı vitrinlerinde yer almaya devam ediyor.”

*****

MERKEZ BANKASI ENFLASYON TAHMİNİNİ YÜZDE 18.4’E ÇIKARDI

Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, yılın IV. Enflasyon Raporunu açıkladı. Bir önceki enflasyon raporunda yüzde 14,1 olan yılsonu TÜFE beklentisi yüzde 18,4’e yükseltildi. TCMB Başkanı Kavcıoğlu, enflasyonun 2021 yılsonunda yüzde 18,4 olarak gerçekleşeceğini 2022 yıl sonunda yüzde 11,8 ve 2023 yıl sonunda ise yüzde 7 seviyesine geriledikten sonra orta vadede yüzde 5 düzeyinde istikrar kazanacağını tahmin ettiklerini açıkladı. Kavcıoğlu, gıda enflasyonu varsayımını 2021 için yüzde 15’ten yüzde 23,4’e çıkardıklarını bildirdi.

*******

“İVEDİLİKLE GÜVEN ORTAMI SAĞLAYICI POLİTİKALAR UYGULANMALIDIR”

Ramazan Abay (Prof. Dr.)- Merkez Bankası Başkanının siyasi iradenin görüşü doğrultusunda karar alarak aklı başında hiçbir ekonomistin enflasyonun yüzde 19’un üzerinde olduğu bir noktada ve politika faizinin enflasyonun altında olmayacağını defalarca ifade etmesine rağmen iki yüz baz puan indirerek yüzde 16’ya çekmesi sonucu hızla yükselen döviz kurları ekonomimizin üzerindeki kara bulutlar yetmezmiş gibi büyükelçilerinin imzaladıkları bildiri sonrası yaşanan diplomatik krizin derinleşmeden atlatılmış olması mantığın, hırsın önüne geçerek atlatılmış oldu. Ancak rehavete kapılmamak lazım. Söz konusu ülkeler Türkiye ihracatının yüzde 50-60’ının yapıldığı ülkelerdir. Bu ülkeler ile inatlaşmak güven ortamı yaratamadığı için yabancı sermaye girişi sıkıntısı yaşayan Türkiye’yi daha derin bir krize doğru sürükleyebilir. 2018’de Rahip Brunson olayında neler olabileceğini hatırlamak bile istemiyoruz.

Merkez Bankası Başkanı ekonominin temel prensiplerine bağlı kararlar almak yerine siyasi iradenin sloganı olan “faiz sebep enflasyon neticedir” diyor. Eğer böyle olsaydı politika faizi 200 baz puan yerine daha fazla düşürülebilirdi. Siyasi iradenin de önünde bir engel yoktu. Demek ki bu “faiz sebep, enflasyon neticedir” savı geçerli değildir. Faiz düştü, kurlar hızla yükseldi. Kamu bankaları kredi faizini 2 puan indirdi ancak bu şartlarda bu politikalarla üretimi artırıcı tedbirler almadan enflasyon düşmez. Üretim ancak yeni yatırımlarla, yeni yabancı sermaye ve fon girişlerinin ülkeye girişi ile artırılabilir. Bu kaynakların ister yerli, ister yabancı olsun aktif duruma girmesi için ülkede ivedilikle güven ortamı sağlayıcı politikalar uygulanmaya konulmalıdır. Ortak akılla kararlar almak yerine bireysel kararlar alınarak güven ortamı sağlanamaz. Bireysel kararlar bazen felaketin habercisi olabilir.

******

“SIKINTI SONUNDA VATANDAŞI BULACAK”

Mustafa Günenç (Emekli Banka Genel Müdürü) – Paramızın değer kaybı, enflasyonu ve hayat pahalılığını ardından sürüklemektedir. Diğer faktörlerin yanında bence en önemli faktör, döviz fiyatının aşırı yüksekliğidir. Finans kesiminde domino etkisini kur artışları tetikleyecek gibi görünüyor. Yabancı para ile bankalara borçlanan ve döviz girdisi olmayan firmaların, bu yükü kaldırmaları mümkün görünmüyor. Bunun benzerini faiz takıntısı olan Tansu Çiller zamanında da (1994) görmüştük. Zaten 2001 ve öncesi döviz patlamalarını yaşayan firmaların neler yaşadıklarını unuttuklarını zannetmiyorum.

Bu sefer iki değişiklik var. Firmaları ve bankaları bekleyen “tokatta” birincisi birkaç defa yapılandırılan kredilerin yapılandırılırken, bankalarca yüksek faizle yeni bakiyeler bulup, o bakiyeden yapılandırıldığını duyuyoruz. Yapılandırmada önceki ana para ile yapılandırma arasındaki fark, banka bilançolarına kar olarak yansıyor. Bir de bunun üstüne kur artışları olayı iyice çözümsüz hale getiriyor. İstisnalar hariç hiçbir firma bunları ödeyecek durumda değil.

İkinci olarak ülkeye yeni bir iş kolu getirildi, varlık şirketleri. Bankalar alacaklarını alamaz duruma geldiklerinde mevzuata uygun şekilde yüksek iskonto oranlarıyla bu varlık şirketlerine devrediyorlar. Bu yüksek iskonto oranları az buz değil. Alacağının yüzde 98,5’ini zarar yazıp, 1.5’ini varlık şirketine satan işlemler gördük. Bu defa büyük montanlı kredilerde aynı şeyleri yaşayacağız. Hatta varlık şirketlerinin bir tanesi hazırlık için borsaya açılıp para toplama yolunda. Bu işlemler neticesi ne olacak? Bence bankalar, silinecek alacaklardan oluşacak zararları, ancak sermaye ile kapatabilecekleri için yüksek sermaye artırımlarına gitmek zorundadırlar.

Piyasada bir de soyut bir olay oluşacak. Finans piyasasında ahlak büyük darbe alacak. Nasıl vergisini, sigorta primini zamanında ödeyen firmalar, ödemeyen firmaların karşısında kendilerini “aptal” hissediyorlarsa bankalarla olan kredi çalışmaları olması gerektiği gibi yürüyen firmalar aynı duruma düşecekler.

Kamu bankalarının artıracakları sermayeler, dolaylı olarak da olsa vatandaşın cebinden çıkacak. Özel sektör bankaları da bankacılık hizmet gelirlerini devamlı artıracaklar. Her halükarda sıkıntı sonunda vatandaşı bulacak.