Milletçe “kutsal” bir görevimiz var; Atatürk Cumhuriyeti’ni korumak… Ne yapmalıyız?

"Efendiler! Yarın Cumhuriyet'i ilan edeceğiz." Bu sözün üzerinden 98 yıl geçti. Bugün, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyet'in 98. yılını kutluyoruz. 29 Ekim 1923 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Cumhuriyet yönetimini ilan etmesinin ardından hayata geçirilen Cumhuriyet’in ilke ve inkılapları, bugün toplumun bazı kesimlerince tehdit ediliyor. Laiklik ilkesinin Anayasa’dan çıkarılması, Cumhuriyet rejiminin değiştirilmesi başta olmak üzere dönem dönem bazı girişimlerin yaşanması Türkiye’ye ve Türk insanına büyük üzüntü veriyor. GÖZLEM, “Cumhuriyete karşı iç ve dış tehditleri” masaya yatırdı ve uzmanlara sordu… İşte görüşleri…
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

“CUMHURİYETLE YAŞAMIMIZA KATILAN DEĞERLER UNUTULAMAZ”

Yekta Güngör Özden (Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı)- Cumhuriyet büyük kurtarıcı Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk ulusuna güneş gibi aydınlığıyla büyük bir armağandır. Atatürk ve arkadaşlarının ulusal kurtuluş savaşımızı başlattıktan sonra ülkenin koşullarını olumlu durumlara getirmek için giriştikleri çabaların tüm kaynağında, temelinde cumhuriyet yatmaktadır. Onların ileri görüşlülüğü, yurtseverliği ve birer Türk aydını olarak kahramanlıklarına ekledikleri sıfatların yanında, cumhuriyeti kurtarmalarındaki başarılar da bizim için ölümsüzleşmiş değerlerdir. O yüzden Atatürk ve arkadaşlarını unutmamız olanaksızdır. Onların seviyesini ölçecek bir değer de yoktur.  Türk ulusunun geleceğini hazırlayan büyüklerdir. Cumhuriyet Osmanlı imparatorluğunun saltanat yapısından sonra Türk ulusunun üzerine bir güneş gibi doğmuştur. Haksızlıkların ortadan kaldırılması, uygarlık çabalarının bizim yaşamımıza eklenmesi, ufkumuzun aydınlatılması yetmiyor, ülkemizin her tarafının donanması cumhuriyet sayesinde olmuştur. Burada en büyük, anlamlı pay da Mustafa Kemal Atatürk’e düşmektedir. İstese rahat rahat padişah olabileceği bir ortamda Türk ulusuna cumhuriyeti armağan etmesi onun büyüklüğünün ölçülmeyecek kadar değerli olduğunu ortaya koyan, kanıtlayan en büyük gerçektir.

Türkiye Cumhuriyetinin, Türk ulusunun üzerine güneş gibi doğmasından sonra Mustafa Kemal ve arkadaşlarının uygarlık yolundaki atılımlarına siyasal başarılarına eklemeleri, Osmanlı İmparatorluğu kalıntılarının ve gericilik öncülerinin, kışkırtıcılarının kötü amaçlarını gerçekleştirme çabalarına engel olamamıştır. Bu içimizdeki cumhuriyete yaraşır olmayan yapıdaki insanların düşüncesi ile amaçlarıyla kendilerini eski imparatorluk karanlıklarında yaşatmak isteyenlerin istekleri ile ortaya çıkmıştır. Atatürk’ün bastırdığı isyanlar, karşılaştığı olaylar, çarpıklıklar ve ihanetler gözetilirse ne büyük sıkıntılar çektiğini daha iyi anlarız. Şunu söylemek istiyorum ki: Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkemize getirdiği cumhuriyetle bizim yaşamımıza kattığı değerler, yaşamımızı süsleyen ve dokuyan güzellikler unutulacak gibi değildir. Ülkenin değil, dünyanın başka yerlerinde bile böyle güzel bir aydınlığın halkın üzerinde bulunmadığı bir ortamda Atatürk ve arkadaşlarının cumhuriyeti gerçekleştirmesi unutulmaz en büyük çabalardan biridir. İsteseler padişah ve halife olma olanakları çok basit bir biçimde ortada olduğu halde geleceği düşünerek halkına, ulusuna sevgisi ve bağlılığıyla cumhuriyet güneşini bizim nutkumuzda sonsuza değin kalacak bir biçimde gerçekleştirmişlerdir. Bugün bile kimi gericilerin kimi Osmanlı artıklarının ülkemize dayatmak istedikleri, halkımıza yaşatmaya çalıştıkları karanlık amaçlar gözetilirse, izlenirse bir daha anlaşılır ki cumhuriyeti kuranlar, Türk ulusunun yaşamında sonsuza dek hatırlanacak değerlerdir.

“ATATÜRK’ÜN KURDUĞU CUMHURİYETİ SONSUZA DEK YAŞATMALIYIZ”

Hikmet Sami Türk (Eski Adalet Bakanı)-  Cumhuriyet, halkın halk için halk tarafından yönetilmesi demektir. Türkiye’nin 18. YY’den beri devletin yönetim şekli hakkında yaptığı değişiklikler arasında en büyük devrim cumhuriyetin ilanıdır. TBMM’nin egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ilkesine dayalı olarak 23 Nisan 1920’de toplanmasından itibaren adı konmamış bir cumhuriyete girilmiştir, 29 Ekim 1923’de cumhuriyetin adı konmuştur. Aradan geçen süre içerisinde meclis hükümeti dediğimiz bir sistem uygulanmıştır. Onun eksiği bir devlet başkanının olmayışıdır. 29 Ekim 1923’te tamamlanmıştır. Cumhuriyetin ilanı ile ilgili olarak çıkarılan kanunda cumhuriyetin tanımı vardır. O da şöyle: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Yönetim usulü halkın kendi kaderini bizzat ve fiilen yönetmesi temeline dayanır. Türkiye devletinin yönetim şekli cumhuriyettir.  İki yıl sonra 100. yılını kutlayacağız. Atatürk cumhuriyet bayramını, onuncu yıl nutkunda en büyük bayram olarak niteler.

Bugünkü duruma baktığımız zaman, Türkiye’de meşrutiyet öncesine giden yetkilere sahip bir cumhurbaşkanı var. Bugün yasama yetkisinin bir bölümü cumhurbaşkanının elinde, yürütmeye ilişkin konuları da cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarıyor. Cumhurbaşkanı, meclisten yetki almadan ve yapılan düzenlemeyi meclisin onayına sunmadan doğrudan doğruya yasama yetkisinin bir bölümünü yürütmeye ilişkin konularda kullanıyor. TBMM’nin üye sayısı artırılıp 600 oldu ama yetkileri sınırlandırıldı. Özellikle denetim yetkileri, yasama yetkisinin bir bölümü, anayasanın devredilemeyen nitelikte yasama yetkisi ile ilgili başlangıç maddesine bakıldığı zaman o yetkinin devredilemeyeceği yazılıdır. Fakat cumhurbaşkanının kararnamesi ile yaptığı düzenlemeler bu temel ilkeye aykırıdır. Cumhurbaşkanı yasama yetkisinin önemli bir bölümünü kullanıyor. 2017’de yapılan anayasa değişikliği ile cumhuriyet ilkeleri ile bağdaşmayacak değişiklikler yapıldı. 2017’de yapılan anayasa değişikliği ile meclisin denetim yetkisi de sınırlandırıldı. Örneğin bugün bakanlara sözlü soru sorulamıyor, sadece yazılı soru sorulabiliyor. Gensoru söz konusu değil, gensoru bakanlar kurulu hakkında en önemli denetim mekanizmasıydı. Gensoru görüşmeleri sırasında verilebilecek güvensizlik önergesi ile hükümet düşebilirdi.  Bu bakımdan önemliydi. Denetim mekanizması işlemesi son derece güç yeter sayılara bağlanmış durumda. 

“CUMHURİYET BUGÜN ÇOK CİDDİ BİR TEHDİT ALTINDADIR”

Namık Kemal Zeybek (Eski Kültür Bakanı)- Cumhuriyet Türk ulusunun kendi kendini yönetmesi ve Türk ulusunu oluşturan bireylerin birey haline gelmesidir. Padişahın kulları olmaktan çıkıp kendilerinin efendisi olmaları gerçekliğidir. Büyük bir devrimdir. Cumhuriyet devriminin en büyük işi, doğrudan cumhuriyetin kendisidir. Düşünün ki asırlar boyunca kendilerini padişahın kulları sanmış insanlar, kul olmaya alışmışlar. Asırların meydana getirdiği bir alışkanlık ve bu o kadar derin ki. Atatürk’ün dışında cumhuriyetin ilanını isteyen kişi sayısı da çok azdı. Tabiat, doğa yasası gibi… Asırların meydana getirdiği bir alışkanlığa karşılık cumhuriyet ilan edildi. Bu büyük bir devrimdir ve insana insan olma haysiyetini veren bir devrimdir. Kullara, birey olma yurttaş olma değerini kazandıran bir devrimdir. Tabii bizim cumhuriyetimiz aynı zamanda laik bir cumhuriyettir. Din ve devlet arasına kesin bir ayrım koymuş böylece dinin de kurtarılmasının yolunu açmış devletin de gelişmesinin önünü açmıştır. Dolayısıyla cumhuriyetimize karşı olanlar hep vardır. Cumhuriyetimizin tehdit altında olması hep vardır. Cumhuriyetin cumhuriyet olmaktan çıkıp padişahlık durumuna getirilmesi çok ciddi bir tehdit değildir ama o da bir tehdittir. Cumhuriyetin niteliklerinin değiştirilmesi de cumhuriyeti cumhuriyet olmaktan çıkarır. Cumhuriyetin kurulmasının yolunu açan Kurtuluş Savaşı’nda işgalcilere teslim olmuştur padişahlık. Padişahlık kurumu istilacılara teslim olunca, istilacılarla birlikte Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştirenlere karşı olunca artık meşruiyetini kaybetmiştir ve doğrudan doğruya ulusun önderlerinin liderliğinde Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştirmiştir. Bunda Padişahın herhangi bir rolü hizmeti yoktur. Dolayısıyla cumhuriyet kendi meşruluğunu kendi insanlarının kavgasından, mücadelesinden, savaşından ve savaşımından almıştır. Cumhuriyete ve cumhuriyeti oluşturan kurtuluş savaşına karşıt olanlar İslamcılardır.

Atatürk’ten hemen sonra karşı devrim başlamıştır. Nasıl başladı? Akıl ve bilim eğitiminin yanına hemen din eğitimi konuldu. Dindar bazı kişiler iş başına getirildi. Köy Enstitülerinin önce ruhunu kapattılar, Menderes döneminde de bedeni kapatılmış oldu. Köy Enstitülerinin yerine imam hatip okulları açıldı. Köy Enstitüleri üretimle bilginin birlikte yürütüldüğü çok özgün kurumlardı.

Bugün geldiğimiz noktada Türkiye yarı yarıya adım adım bir din devleti olmaya doğru gidiyor. İşin ilginç yanı din devletleri bile dış siyasette, dini değil çıkarlarını gözetirler fakat bizi şu anda yönetenler söz gelimi ‘Taliban ile ilişki kurmak gerekir’in gerekçesi olarak ‘onlarla bizim din anlayışımız bir’ diyorlar. Cumhuriyete bağlı olanların da bilgi düzeyleri yetersiz olduğu için bizim Anadolu islamı ile Taliban’ın görüşleri farklı diyerek bu tuzağa düşüyorlar. Bunu neden tartışıyorsun? Taliban’ın görüşü ne olursa olsun Afganistan devletinin yöneticisi olmuşsa devletlerarası ilişkilerde ideolojiler ve dini inançlar etkili olmadığı için çıkarlarımıza uygunsa tabi ilişki kurulur ama bunun gerekçesi din yakınlığı olmaz. Bunu reddin gerekçesi de din uzaklığı olamaz. İktidarın her konuya dini karıştırması büyük bir tehdit ama muhalefetin de o açıdan bir yaklaşımda bulunmasını doğru bulmuyorum. Bu iktidar uluslararası ilişkilerde de dini inançları göz önüne getiriyor hatta din içindeki inanç farklılıklarını gözetiyor. O yüzden Mısır ile düşmanız.

Cumhuriyet, değerleriyle, yaklaşım ilkeleri ile bugün çok ciddi bir tehdit altındadır. Okullarda verilen din dersleri ve diyanetin anlattığı din gelecek neslin bilgilerine aykırı olduğu için, bu toplumun gelecek nesillerin bilinçlerine, bilgilerine aykırı olması sebebiyle tabandan aşağılardan gelen gençliğin dini görüşleri olmadığı için satılan mala onlar müşteri değil. Dolayısıyla önünde sonunda Türkiye çok farklı yere gelecek. Türkiye’de dincilerin sonuna kadar iktidarlarını sürdürmesi mümkün değil. SADAT’larla, imam hatiplerin sayılarını arttırmakla bu hayatın gelişmesini engelleyemezler. Kesin olarak bunlar kendi bindikleri dalı da kesiyorlar, düşecekler. Bu gençlere Atatürk’ün bilincini, Atatürk’ün yolunu yeniden anlatmalıyız, tek çözüm bu.  Dini anlatanlar dini bilmiyor, Atatürk’ü anlatanlar Atatürk’ün gerçeğini bilmiyor. Atatürk’ün gerçeğinin anlatılması lazım. Atatürk’ün gerçeğini tek cümle ile anlatabilirsiniz: “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.”

“ASKERİ VESAYETTEN KURTULALIM DERKEN DİNİ VESAYETİN ALTINA GİREN BİR SİSTEM VAR”

 Yusuf Halaçoğlu (Eski Türk Tarih Kurumu Başkanı)- Cumhuriyete yönelik tehditler yerine Türkiye’ye olan tehditler desek daha doğru olacak… Çünkü şu an için cumhuriyete olan iç tehdit cumhuriyetin temel değerlerine karşı olan politik bir tavır var. İç tehdit diyeceğimiz bir takım tarikatlar, cemaatlerin hilafet istemesi adeta tekrardan Osmanlı dönemindeki sultan veya padişahlık sistemine dönülmesi isteği var ama küçük çapta kalıyor onlar. Onun dışında cumhuriyetin temel değerleri olan halkın kendini yönetmesi konusunda sıkıntılar var. Bir hegemonya kurulmak isteniyor, belli ölçüde de kurulmuş durumda. Askeri vesayetten kurtulalım derken bu sefer dini vesayetin altına giren bir sistem var. Zira cumhuriyet halkın kendi özgür iradesi ile kendini yönetecekleri seçmesidir. Ve bu aynı zamanda kişinin kendi özgür anlayışını kendi özgür iradesini ortaya koymak anlamına da gelir. Yani başka etkiler altında kalmadan, baskı yapılmadan özgür düşüncesini ortaya koyabilme anlamında da gelir haliyle. Bunlara da engel teşkil eden sıkıntılı bir dönem var şu an Türkiye’de. Fikrini beyan eden kişilere soruşturma açılması gibi… Dışarıdan ise cumhuriyet veya rejim yerine Türkiye devletinden rahatsız olan devletler var. Bugün Türkiye içerisinde kargaşa yaratmak suretiyle veya Türk devletine baskılar yapmak suretiyle bir tehlike ortaya çıkıyor. Böyle bir şey var. Dışarıdan gelen baskılar ve tehlike cumhuriyete karşı rejime değil Türkiye’ye karşı bir tehlike olarak görüyorum. İçeride Cumhuriyet rejimine karşı olan tehlike farklı biçimlerde ortaya çıkıyor.