Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Osman Kavala, 10 elçi, dolar, Batı, Türkiye’nin geleceği…

Başlıkta okuduğunuz her şey tek bir konu altında toplanıyor ve sonucu bir gerçeğe çıkıyor: Türkiye nereye gidiyor?
Türkiye, yabancı basının gündeminde, 10 büyükelçinin ülkeden atılmakla tehdit edilmesi, New York Times’a göre “sonradan geri adım atılması” ve giderek bozulan ekonomisiyle bu hafta hep manşetlerdeydi.
Bu konunun başlangıcı Osman Kavala olsa da temeli çöken demokrasi. Osman Kavala 2017’den beri hukuk ve kanunlar zorlanarak hapiste. Kavala, sözde Gezi olaylarına “destek vermiş.” Ne de olsa, “demokratik” ülkemizde “muhalif olmanın” bedeli ağır. Geçen yıl suçlamalarından aklanmış ve hemen sonrasında “2016 darbe girişimiyle bağlantılı olduğu” gerekçesiyle tekrar içeri alınmıştı.
Wall Street Journal, “Kavala’nın içeride olmasının tek sebebi siyasidir, başka bir şey değil” diye yazıyor.
Kavala’nın beraatı için mücadele veren demokrasi yanlısı vatandaşların, sivil toplum örgütlerinin, akademisyenlerin ve daha onlarcasının yanına bu sefer de 10 Batı ülkesi, yayınladıkları ortak çağrıyla eklenmiş oldular. “Kavala’yı serbest bırak Erdoğan” çağrısı… Biden hükümeti destekli bu çağrıya imzasını atanların arasında Almanya, Fransa ve Kanada’da bulunuyor.
Erdoğan çağrıya demokratik bir ülkenin eleştiriye açık bir lideri olarak cevap vermek yerine, “Bunları ülkemizde ağırlamak gibi bir lüksümüz olamaz” demiş ve bu büyükelçileri üstü kapalı “persona non grata” (diplomasi dilinde istenmeyen kişi ilanı) olarak ilan etmiş, “Bunun için Dışişlerine talimat verdim” demişti.
Sonuç olarak ne oldu?

Dolar yükseldi, Batı ile bağlantılarımız riske girdi; Batı’dan bir adım daha uzaklaştık, demokrasiden ise vazgeçebileceğimizi gösterdik.
Açıklamanın hemen ardından Abdülkadir Selvi’nin kaleme aldığı yazı New York Times’ın odak noktası. Selvi, her ne kadar sözde Erdoğan’a destek çıkarak Viyana sözleşmesi ihlaline değinip, “Gülen yargılandı mı?” sorusunu ele alsa da, şu sözleri yazının en çarpıcı kısmı oldu: “Ama netice itibarıyla Osman Kavala üzerinden 10 ülkeyle ilişkilerimizi koparmak kime zarar verir? Soğukkanlı olup büyük devletlere yakışan bir tavırla hareket etmemiz gerekiyor.”
NY Times, Selvi’nin yazısının ardından Erdoğan’ın davranışlarını şu sözlerle yorumlayarak, “Erdoğan geri adım attı” varsayımında bulunuyor.
“Sayın Erdoğan öğleden sonra kabine toplantısına girdiğinde büyükelçilikler açıklamalarını yapmış ve Cumhurbaşkanı onları hoşgörüyle karşılamıştı.”
Washington Enstitüsü’ndeki Türk araştırma programı direktörü Soner Çağaptay, Erdoğan’ın “diplomatik bir kararı kabul etmesinin Türk liderin nadir görülen bir alçakgönüllülük gösterisi olduğunu” ve “Batılı güçler koordineli bir yanıt verdiğinde baskının işe yaradığını gösterdiğini” söyledi.
Çağaptay, “Ekonominin çökeceğini anladı” dedi. “Katılan ülkeler arasında Türkiye’nin en büyük ticaret ortakları olduğunu” da sözlerine ekledi.
Türkiye’nin eski ABD Büyükelçisi Namık Tan’ın Twitter’daki “On Büyükelçi düştüğümüz çukurdan kurtulmamız için bir ip atmışa benziyor. Bizimkilerin bu açıklamaların üzerine atlaması bir danışıklı dövüşün de işareti. Yani, ‘Bizi kendi kendimizi düşürdüğümüz çukurdan kurtarmak için attığınız ipi tutmaya hazırız’ diyor, bizimkiler…” paylaşımına da The Wall Street Journal dikkat çekmiş.
Fakat bu gazeteler bir yanılgıya düşmüş olacaklar ki, Erdoğan, “Geri adım attı” açıklamalarına ilişkin, “Ben nasıl geri adım attım? Ben taarruzdayım. Benim kitabımda geri adım atmak yok” dedi.
Eleştirmenlerin ortak kanaati, bu tablonun Türkiye ve “zaten sıkıntıda olan” ekonomisi için tehlikeli bir ortam yaratacağı. Dolar ilk sinyallerini bu yönde verdi bile. Bu, ABD’nin gözünde Rusya’da alınan S-400’ler ve Suriye’de ABD destekli YPG’ye karşı mücadelenin tuzu biberi oldu.
Erdoğan hakkında keşke NY Times yanılmasaydı. Keşke dünya liderimiz, yapılan insan hakları ihlalini az da olsa fark etse, eleştirileri olgunlukla karşılasaydı.
Öte yandan, Abdülkadir Selvi’nin de dediği gibi; bunca siyasi ilişkiyi, ekonomimizi yaralamaya değer mi bir güç savaşı?
Hadi Cumhurbaşkanı bu tabloyu bu şekilde yorumlamıyor, peki her ay binlerce lira maaş alan binin üzerindeki Cumhurbaşkanı danışmanının bir tanesi de mi göremiyor gidişin sonunu?
Peki ya Dışişleri bakanı, onun yardımcıları, orada çalışanlar?
Halkın ödediği vergilerimizle maaş alan, sözde bu ülke için çalışanlar… Demokrasi gidiyor, Türkiye yalnızlaşıyor, ekonomisi çöküş yolunda, Türk halkı her gün daha da fakirleşiyor.
Ülke böyle bir karanlığa sürüklenirken biz, siz neredeyiz?
26 Kasım’da Kavala’nın duruşması var, aklımızla, mantığımızla ve her şeyden önemlisi vicdanımızla orada olacak mıyız?