Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Olmayanı aramak, yalnızlık, yaşlanan nüfus

Ruh ikizi, büyük aşk. İnsanın gönlünde yatan ve gerçek farklı şeyler. Esasen olayın adı yalnızlık.
Washington Post’un haberine göre geçen yıl internette romantik dolandırıcılık olayları ABD’de yüzde elli artarak 304 milyon dolara varmış. Corona öncesi ve sonrası! Büyük çoğunluğu 60 yaş üstü insanlar.
Tabii bunlar kayda geçenler. Bir de utanıp bunu duyurmayan “muhtemelen çoğunluk” bir kesim var.
Bakın İngiltere “Yalnızlık Bakanlığı” kurdu. İnsanlık tarihinde anlamlı bir adım; çok duru, çok yalın bir gerçeğe yapıcı olarak yaklaşmak. Bu Bakanlık yüzlerle organizasyon ve sivil toplum örgütü ile çalışıyor ve genelde masrafı az olduğu için daha fazla bağış yapan yaşlanan nüfusu da aktive ediyor olabildiğince.
Gençlerde yoğun olan yalnızlık ise sonunda yaşamın gerçekleri anlaşıldıkça erişkinlerde bir uzlaşmacı taviz, bir kompromis haline dönüşerek geçici olarak da olsa bir dayanışma, bir yaşam arkadaşı, bir eş ile çözülüyor. Sonra yaşam arkadaşının kaybı vs ile çaresizliğe dönüşebiliyor.
Uzun yaşam, yani 1900’lerde 30’lu 40’lı yaşlara varan bir yaşam beklentisi 2000’li yıllarda 70-90 yaş bandına oturunca yaşlılıkta yalnızlık başlı başına bir sorun haline geliyor.
Halbuki toplum yaşlılıkta yalnızlıktan bu insanların deneyimlerinden, birikimlerinden faydalanarak çözüm üretebilir. Buna basitçe örnek vermek gerekirse; her emekli maaşı alan haftada 2-4 saatı yaptığı işte geçirebilir. Bu çalışanların yüklerinin anlamlı olarak hafiflemesine neden olur. Polis daha çok vaka çözer, hasta hizmeti kalitesi anlamlı yükselir vs. tabii mesele işi bilinçli tarif etmekte. Ki, iş tarifini de “angarya ve tadı kaçacak şekilde olmadıktan sonra” severek yapacak çok kaliteli emekli var.
Tabii en temel hedef gençlerde çalışma alışkanlığı yaratmak ve tadında çalışmanın en büyük üretici güç ve keyif olduğunu anlatmak. Çalışma alışkanlığı yaratamayan ve zamanını hayal ile geçirenler yaratmanın da tadına varamıyorlar. Hayal dünyasının bir dışavurumu ise çalışınca ‘yardım ettiğini sanan’ bireyler. Yani lütfedip bir şey verdiğini sananlar.
Toplum olarak bilgisayarcı, garson, satış elemanı para kazanmak için yaptığı işte, kendi ruhsal dengesi için “size nasıl yardımcı olabilirim” diye söze başlıyor. Bu sanki temel bir hata. “Nasıl hizmet edebilirim” daha doğru olacak. Daha doğru olmakla kalmayıp uzun vadede daha da verimli olacak. Doğrusu “yardım değil” hizmet. Bunun kötü bir yanı da yok. Doğru hizmet var, yanlış yapılanı var. Kötü bir bilgisayarı satmak yanlış hizmet. Doğrusunu satmak iyi hizmet. “Yardım” ise bedava yapılanı.
Hekim, hemşire hastasına hizmet eder. Sonra lokantada garson ona hizmet eder. Garson hastalanınca hekim, hemşire ona hizmet eder. İsmini “yardım” koyunca kör dövüşüne, kısmen hazmedilmemiş hislerden oluşan öfke hislerine giden yollar döşeniveriyor.
“Tadında çalışmanın” en zevkli işlerden biri olduğunu kabul edince, çözümler de önümüze çıkacaklar. Yalnızlık ile ilgili olanlar da. Yalnız insana yardım başka, hizmet başka. Ona hizmet ederken, onun da size hizmet etmesine imkan yaratmak önemli!