Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Britanya’nın sınavı devam ediyor

Birleşik Krallık, tüm uluslarıyla, toplam aşılama sayılarında, hem de çift dozlarda, yüzde 80’i geçen oranla, Avrupa’da liderliğini koruyor ama hala vaka sayılarında anlamlı bir azalma görünmüyor, can kayıplarında da tek haneli sayılara inilemiyor.

Aşı karşıtı kitlelerin sayısı da Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında, oldukça minimal seviyelerde olmasına rağmen, bu kadar artış nereden kaynaklanıyor?

Ulusal İstatistik Ofisi ONS (The Office of National Statistic) bunun nedenlerini araştıradursun, ortaya henüz net bir sonuç konabilmiş değil.

Pandemi bir yandan sanki aşılamanın başındaymışcasına ilerlerken, hükümet halkın dikkatini başka yönlere çekmeye çalışarak, kamuoyu yaratmaya, seçmenlerini memnun etmeye, kendisine oy vermeyenlerin de gözünü boyamaya çalışıyor. Nasıl mı?

Son bir ay içinde, neredeyse her hafta Başbakan Boris Johnson, yepyeni “action”larla medyada yer alıyor mesela. Öncelikle, ekim ayının başından bu yana yeni bir kampanya başlatarak, hükümetin ne kadar “yeşilci” bir hükümet olduğunu anlatma çabasına girdi.

“We mean Green” kampanyası ile ekim ayı sonunda Glasgow’da düzenlenecek iklim zirvesi COP26 için “algı” operasyonu yapan Johnson, hemen ardından da Birleşik Krallık’ın, dünya devletlerine “yeşil ve çevreci politikalarla” liderlik yapacak tek ülke olduğunun altını çizdi.

Başbakan, birdenbire en çevreci, en yeşil, en idealist lider rolüne bürünmeye başladı.

Öte yandan, Maliye Bakanı Rishi Sunak aldı sazı eline, yepyeni hibe ve yatırım paketleri açıklamaya başladı. Örneğin, halkın iki yıldır isyan bayrağını çektiği Ulusal Sağlık Sistemindeki aksamalar için 200 milyon Sterlin yatırım yapılacağını, dünyanın en pahalı toplu taşımasına sahip Birleşik Krallık’ın toplu taşımayı ucuzlatacak çözümler üretmek için 6,9 milyon Sterlin harcayacağını, ülkeye 10 milyar Sterlin yabancı yatırım çekme anlaşması yaptıklarını, 30 bin yeni istihdam yaratacaklarını açıkladı.

ONS’nin de eylül ayında açıkladığı 207 bin yeni istihdama ilave olacak bu sayı ile ülkede temmuz ayında 1,1 milyon olan işsizler ordusunun hızla eritileceğini duyurdu.

İngiliz medyası bu haberlere yer verdi vermesine ama bu gelişmeler pandemiyle ilgili fiyaskoların bertaraf edilmesine yetmedi.Örneğin, vaka sayıları hala günlük 40 binin üzerinde ve medyaya yansıyan bilgilere göre, 43 bin kişinin “negatif” duyurulan testinin aslında “pozitif” olduğu ve bu kişilerin virüsün yayılmasında ne büyük bir risk yarattığı gerçeği ortaya çıktı.

Öte yandan, İngiliz hükümeti, Amerikalı ilaç üreticisi Merck’in geliştirdiği Molnurpiravir isimli ilaçtan 480 bin kutu sipariş vererek yine aynı aşıda olduğu gibi ilk harekete geçen ülke oldu. Bu ilaç, Covid hastalarının tıpkı grip tedavisi gibi tedavi olup, hastaneye yatmadan iyileşmelerini sağlayacak ve bu sayede pandeminin pandemi olmaktan çıkmasına öncülük edecek.

Sağlık Bakanı’nın kasım ayından itibaren günlük 100 binlere çıkacağını ön gördükleri vaka sayılarıyla ilgili endişeli beklentinin nasıl önüne geçileceği ise halen belli değil.

Hükümet, “maske” uygulamasının yeniden zorunlu hale getirileceğinin de altını çiziyor. Özellikle, okulların ara tatil dönemi olan 22 Ekim-1 Kasım arasında, ülke dışına tatile giden ailelerin, ülkeye dönüşlerinden sonra vakaların artma ihtimali göz önüne alınıyor.

Buldukları ilk fırsatta kendilerini güneydeki sıcak ülkelere atan İngilizler, hükümetin ülkeye dönüşlerdeki PCR testiyle ilgili uygulanan “fahiş” fiyatlara da oldukça tepkililer ve bu nedenle hükümet üzerinde uygulanan baskının da netice vermesi, turizm endüstrisini de halkın da yüzünü güldürdü çünkü 80 pound olan PCR testi fiyatı Lateral Flow Test denen yeni bir uygulama ile 20 Pound’a kadar düştü. Bu sayede daha fazla aile bu ara tatilde ülke dışına giderek, seyahat ve turizm endüstrisini canlandırarak hareketlendirmeye yardımcı oldular.

Gelelim vakalarda niye hala anlamlı bir düşüş sağlanamadığına…

Dünyada ilk aşılama Birleşik Krallık’ta başlamıştı. Üstünden neredeyse 11 ay geçen bu süreçte, aşının etkisinin kaybolmaya başladığı apaçık ortada. Bu nedenle güçlendirici doz denen üçüncü dozların hızla yapılması çok önemli ancak İngilizlerin kendi aşı markası Astra Zeneca’nın ağır yan etkilerinin de geçen hafta yeniden gündeme gelmiş olması kafa karıştırıcı. Geçici felç olarak tanımlanan Gullian-Barre’in korkutucu bir gerçek olarak ortaya çıkması, üçüncü doz için Astra Zeneca’nın tercih edilmesinin önünü kesebilir. Bu durumda diğer aşı markalarının yeterli stoğunun olup olmadığı ise bir muamma.

Ne diyelim, hep birlikte yaşayıp göreceğiz bu kışı.

Bu yılı yine pandemi stresi ile bitirmeye hazırlanırken, Boris Johnson hükümetinin yeni aksiyonlarını da merakla izleyeceğiz.