10 Elçi / Kavala krizinde geri adımı kim attı?

Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Türkiye’nin kriz yüküne eklenen “istenmeyen kişi” krizi şimdilik sona erdi. ABD, Almanya ve Fransa’nın da aralarında bulunduğu 10 ülke büyükelçisinin Osman Kavala açıklaması,  Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “sınır dışı” çıkışı Batı’yla ipleri kopma noktasına getirmişti. Kriz şimdilik çözüldü gibi görünse de ABD’den cevap: “Not ettik.”

Dört yıldır tutuklu yargılanan Osman Kavala üzerinden Batı’yla yaşanan emsalsiz krizin önüne geçmek için Dışişleri iki gün formül aradı. 5 gün süren krizin sonunda 10 elçilik, ülkenin iç işlerine karışmamayı taahhüt eden Viyana Sözleşmesi’nin 41’inci maddesine riayet ettiklerini duyurdu. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan Başkanlığında kabine toplantısı devam ederken gelen açıklamalar tansiyonu düşürdü. Kriz şimdilik çözüldü gibi görünse de ABD’den cevap: “Not ettik.”

Türkiye’nin kriz yüküne eklenen “istenmeyen kişi” krizi şimdilik sona erdi. ABD, Almanya ve Fransa’nın da aralarında bulunduğu 10 ülke büyükelçisinin Osman Kavala açıklaması sonrasında, Erdoğan’ın “sınır dışı” çıkışı Batı’yla ipleri kopma noktasına getirdi. Süreçten iki tarafın da zarar göreceği krizin önüne geçmek için Dışişleri Bakanlığı iki gün formül aradı. Sonunda 10 elçilik, ülkenin iç işlerine karışmamayı taahhüt eden Viyana Sözleşmesi’nin 41’inci maddesine riayet ettiklerini duyurdu. Bakanlar toplantısı devam ederken gelen açıklamalar tansiyonu düşürdü. Böylece Ankara ile Batı arasındaki “istenmeyen kişi” krizi şimdilik sona erdi. Ancak Kavala ile ilgili denetim sürecinin devam ettiğine dikkat çeken uzmanlar, krizin aslında henüz sona ermediği görüşünü savunuyor.

Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı öncesinde ABD Büyükelçiliği’nin Twitter hesabından “ABD, Diplomatik İlişkiler Hakkındaki Viyana Sözleşmesi’nin 41’inci maddesine riayet etmeyi teyit eder” açıklaması yapıldı. Aynı açıklamayı diğer büyükelçilikleri de art arda paylaşınca gergin ortam yatıştı. Erdoğan da kabine toplantısı sonrası yaptığı konuşmada, “Bugün büyükelçiliklerden yapılan açıklamayla yanlışlıklarından geri dönülmüştür” diyerek krizin yatıştığı mesajını verdi.

Kriz neden çıktı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) serbest bırakılması kararı almasına rağmen iş insanı Osman Kavala’nın dört yılı aşkın süredir tutuklu olduğuna dikkat çeken 10 ülkenin büyükelçisi veya maslahatgüzarı 18 Ekim’de ortak bir açıklama yayınladı. Büyükelçiler, Türkiye’ye üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nin kararları ve imza attığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni hatırlattı. Bildiriye imza atan 10 büyükelçinin “Persona non grata/İstenmeyen kişi” ilan edilmesi için Dışişleri Bakanına “talimat” verdiğini açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleri siyaset ve diplomasi sahnesini karıştırdı.

Kriz nasıl yatıştı

Edinilen bilgilere göre Erdoğan’ın büyükelçilerle ilgili açıklaması sırası sonrasında Dışişleri Bakanlığı ve AKP kurmayları, istenmeyen kişi talimatından vazgeçmesi ya da ertelenmesi, ikili müzakerelerle çözüm aranması yönünde Erdoğan’ı ikna etmeye çalıştıkları siyasi kulislere yansıdı. Büyükelçilerin “istenmeyen kişi” ilan edilmesinin Türkiye’nin önemli işbirliklerine zarar vereceğinden endişe eden AKP’li kurmayların ise Erdoğan’la temas kurup krizin çözümü için formül arayışına girdiği ifade ediliyor. Ardından Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri’nin devreye girdiği ve büyükelçiliklerin Türkiye’nin iç işlerine karışmamayı kabul etmelerinin sağlandığı belirtiliyor.

Geri adımı kim attı

Türkiye, büyükelçiliklerin “Viyana Sözleşmesi”ne atıfta bulunarak açıklama yapmasını bir çeşit “geri adım” olarak nitelendirildi. Bakanlar toplantısı devam ederken gelen açıklamalar tansiyonu düşürdü. Beştepe kaynakları da açıklamanın Erdoğan tarafından olumlu karşılandığını bildirdi.

Erdoğan, kabine toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada, büyükelçiler krizine ilişkin “Niyetimiz asla kriz çıkarmak değil, ülkemizin egemenlik haklarını korumak. Açıklamalarla iftiradan geri dönüldü. Bu büyükelçilerin artık beyanlarında daha dikkatli olacaklarına inanıyoruz. Türkiye gibi misyon sahibi bir ülkede hiçbir karar tesadüfen alınmaz, hiçbir eylem bilinçsiz yapılmaz. Biz ne yaptığımızı, sonucunda nelerin ortaya çıkacağını iyi biliyoruz” dedi.

DW Türkçe’ye açıklamalarda bulunan AKP’nin ilk Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, yaşananları “trafik kazası” olarak nitelendirdi. Bu kazada büyük kusuru Erdoğan’da gören Yakış, “Aslında geri adım atan Türkiye. Kriz çözüldü, ama kalıntıları ortada kalacak. Erdoğan’ın diplomasiyi bilmediğini bir kez daha gördük” dedi.

Büyükelçiliklerin Viyana Sözleşmesi’ne bağlılığını teyit etmesinden daha doğal bir şey olamayacağını ve bunun bir “geri adım” gibi görülemeyeceğini belirten Yakış, “Geri adım atan Türkiye’dir. Erdoğan, istenmeyen adam inadını kırmak durumunda kalmıştır. Türkiye’yi bundan böyle kurtaracak olan AİHM kararlarını uygulamak ve Kavala’yı, Demirtaş’ı serbest bırakmaktır” şeklinde konuştu.

ABD: Not ettik

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Price, “büyükelçilik krizine” neden olan Kavala açıklamasıyla ilgili olarak “İnsan haklarına saygı ve hukukun üstünlüğüne olan taahhüdümüze güçlü bir şekilde bağlıyız.” dedi.

Büyükelçileri sınır dışı etmekten vazgeçen Erdoğan’ın açıklamalarını “not ettik”lerini belirten Ned Price, Türkiye’de insan haklarını desteklemeye devam edeceklerini belirtti. Sözcü, pazartesi günü büyükelçiliklerden yapılan açıklamanın sadece Viyana Sözleşmesinin 41 Maddesiyle ilgili duruma açıklık getirmek için yapıldığını söyledi. Ned Price ayrıca, NATO müttefiki Türkiye ile tüm anlaşmazlıkların çözümü için işbirliği içinde olmak istediklerini belirtti.

Cumhurbaşkanı ne demişti?

Erdoğan, cumartesi günü Eskişehir’de toplu açılış töreninde yaptığı açıklamada,  “Kavala dediğin Soros’un Türkiye şubesi. 10 büyükelçi onun için Dışişleri Bakanlığı’na geliyor. Bu ne terbiyesizliktir ya? Siz burayı ne zannediyorsunuz? Burası Türkiye, Türkiye! Burada kalkıp da Dışişleri’ne gelip talimat verme gibi bir yola giremezsiniz. Gerekli talimatı ben de Dışişleri Bakanımıza verdim. ‘Bu 10 tane büyükelçinin bir an önce istenmeyen adam ilan edilmelerini hemen halledeceksiniz’ dedim. Zira, bunlar Türkiye’yi tanıyacaklar, anlayacaklar, bilecekler. Türkiye’yi bilmedikleri, anlamadıkları gün burayı terk edecekler” demişti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 10 büyükelçinin Osman Kavala’nın serbest bırakılması çağrısı sonrası yaşanan krizden iktidarı sorumlu tuttu. Partisinin grup toplantısında konuşan Kılıçdaroğlu, bu kriz sebebiyle dövizin arttığını ifade ederek, “Bir devlet bir kişinin iki dudağına teslim edilemez. Sen yönetemiyorsun ve Türkiye’yi felakete hazırladın. Bir kara kışla karşı karşıyayız.” dedi.

****

MADDE 41 NEYİ ÖNGÖRÜYOR?

Diplomatik İlişkiler Hakkındaki Viyana Sözleşmesi’nin 41. Maddesi, büyükelçilerin bulundukları devletin içişlerine karışmamasını öngörüyor.

1. Kabul eden Devletin kanunlarına ve nizamlarına riayet etmek, ayrıcalıklarına ve bağımsızlıklarına halel gelmeksizin, bu gibi ayrıcalıklardan ve bağışıklıklardan yararlanan her şahsın görevidir. Anılan Devletin iç işlerine karışmamak da bu şahısların keza görevidir.

2. Gönderen Devlet tarafından kabul eden Devlet nezdinde yapılması misyonun uhdesine tevdi olunan bütün resmî işler, kabul eden Devletin Dışişleri Bakanlığı veya mutabık kalınacak başka Bakanlık ile veya aracılığıyla yürütülür.

3. Misyonun binaları, misyonun bu Sözleşmede belirtilen görevleri veya diğer genel uluslararası hukuk kuralları veya gönderen ve kabul eden Devlet arasında yürürlükte olan özel anlaşmalar ile bağdaşmayacak bir tarzda kullanılmaz.”

******

“TÜRKİYE’YE KARŞI HUSUMET HAVASI OLUŞTU”

Onur Öymen (Emekli Büyükelçi)- Burada işin can alıcı tarafı, ilk adımı atan 10 ülkenin adımının yanlış olması. Bu, “insan hakları kararlarında başka ülkeyi eleştirmek uygun değildir” demek anlamına gelmiyor. İnsan hakları artık bir iç mesele sayılmıyor. Birleşmiş Milletler Yasası’na ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde iç mesele olmaktan çıkmış insan hakları ile ilgili konular ve bunun denetim mekanizmaları oluşturulmuş. Mesela BM’nin bir insan hakları komisyonu var. Avrupa Sözleşmesi’nde bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kurulmuş ve bu mahkemenin kurallarına uyulması zorunlu hale getirilmiş. Buna uymayan ülkeler aleyhine Avrupa İnsan Hakları Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine gitme hakkı tanınmış oradan sonuç alınamazsa ilgili ülkeyi üyelikten çıkarmak ya da üyeliğini askıya almak yolları açılmış. Böyle bir uluslararası mekanizma olduğu için hiçbir ülke “Ben insan hakları alanında dilediğimi yaparım kimse karışamaz” diyemiyor. İşin başka tarafları da var. 1961 tarihli Viyana Sözleşmesi’nin 41. Maddesi diyor ki: “Bir ülkede büyükelçiler, diplomatlar o ülkenin yasalarına uymak zorundadır. O ülkenin iç işlerine karışamazlar.” Bu bildiri bu maddeye aykırıdır, ihlaldir. Bunları, davanın içeriğinden bağımsız olarak söylüyorum. Anlattığımız bu mekanizmanın zayıf tarafı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği bir kararı bir ülke uygulamazsa ne olur? Hakikaten fiilen üyeliği sona erdirilen veya askıya alınan ülke yok. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bir ülke hakkında mahkum etme ihlal kararı verdiği 635 ret ya da ihlal kararı var. Buna karşı bir şeyler yapılamıyor ve bu ülkeler de ona yeterince tepki göstermiyorlar. Ortaya şu soru çıkıyor: Acaba insan hakları alanında çifte standart mı uygulanıyor? Mesela bir örnek var: Batı Trakya’daki Türkler ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği ihlal kararını Yunanistan 13 yıldan beri uygulamıyor. Peki buna itiraz eden, tepki gösteren bir ülke olmuş mu? Kavala davasına benzer davalar da var. Kavala davası ile ilgili gösterdiğiniz tepkileri tüm davalara karşı gösteriyor olsanız denilecek ki bu bir ilke tutumudur. Kararı uygulamama sıralamasında en önde gelen 9 ülkenin altısı Avrupa Birliği ülkesi… Düşünebiliyor musunuz? Kendisi veya kendi grubundaki ülkelerin uygulamadığı birçok karar var ve sıralamada önde geliyorlar fakat Türkiye gibi bir ülkeyi uygulamıyor diye eleştiriyorlar. Biz istediğimizi yaparız, insan hakları ile ilgili iç meselemize kimseyi de karıştırmayız tavrı da doğru değil. Çünkü biz 2004 yılının mayıs ayında bir anayasa değişikliği yaptık. Anayasamızın 90. maddesi diyor ki: “Usulüne göre yapılmış uluslararası anlaşmalar kanun hükmündedir.” Ona ek olarak, “İnsan hakları alanında imzalanan uluslararası sözleşmeler kanunların önünde gelir.” kısmı eklendi. Bu da demek oluyor ki Bu hükümet zamanında yapılmış bir anayasa değişikliği ortadayken,  “Nasıl olur da siz bizim meselemize dışarıdan eleştiride bulunursunuz?” diyemezsiniz. Karşı taraf da işin ciddiyetini, yaptığı hatayı anladı ve Viyana Anlaşması’nın 41. Maddesine bağlıyız o çerçevede hareket ediyoruz, yanlış yapmışız anlamlarına gelecek diplomatik ifadelerle bu durumu yumuşattı. Türkiye de bunun üzerine tutumunda ısrar etmedi. Fakat daha ciddi bir durum var. Türkiye’nin aldığı sınır dışı kararına dair Avrupa Güvenlik Konferansı isimli oluşumun başındaki kişi Erdoğan’ın açıklaması üzerine bir Tweet yayınladı ve dedi ki:  “Bütün AB ülkelerinde görev yapan tüm Türk büyükelçilerini istenmeyen şahıs ilan edelim.” Doğrudan doğruya Türkiye’ye karşı hasmane bir tavır. İşte bu ciddi. Bu Türkiye’ye karşı nasıl bir husumet havası oluştuğunu gösteriyor. Bu düzeyde bir kişinin bunu söylemesi ciddi bir husustur. Bu kişi birkaç saat sonra bir Tweet daha yayınladı. “Belki bu işi diplomasi yoluyla halletmek daha iyi olur” diye, geri adım atmış ama bunu söylemiş olması bile kafalarının arkasında Türkiye ile ilgili nasıl bir düşünce olduğunu gösteriyor.