Bürokrasiyi kim baskı altına almak istiyor, kim haklı?

Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yayınladığı video ile bürokratları uyardı. Bürokratlara AKP’nin değil, devletin memurları olduklarını hatırlatan Kılıçdaroğlu, 18 Ekim’den itibaren “Emir aldım yaptım” açıklamasının geçerli olmayacağını ve memurların eylemlerinden sorumlu tutulacağını kaydetti. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarına iktidar partisi AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Sen nasıl memurları tehdit edersin” dedi. Erdoğan’ın da benzer bir uyarıyı iktidara gelmeden önce 2001 yılında yaptığı ortaya çıktı.

Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından, “Bu ülkenin bürokratlarına sesleniyorum, halkımızı da şahit olmaya davet ediyorum” diyerek dört dakikalık bir video paylaşmıştı.

Kılıçdaroğlu mesajında “Açıkça söylüyorum, vazife namına mafyatik düzene hizmet edemezsiniz. Kanun dışı işleri emir olarak telaki edemezsiniz. Siz Erdoğan ailesinin değil, bu devletin şerefli memurlarısınız. Kamil akla gelmeniz için bu, Kılıçdaroğlu abinizin size son çağrısıdır. 18 Ekim Pazartesi itibariyle bu düzenin illegal isteklerine verdiğiniz tüm desteğin sorumluluğu size de ait olmaya başlayacak. ‘Emir almıştım’ diyerek bu kirli işlerden sıyrılamazsınız. Size kanun dışı her ne yaptırılıyorsa Pazartesi itibarıyla durun. Bu illegal paralel sistemlerden elinizi eteğinizi çekin. Size bunu yaptıranlara farklı bir muamele olacak elbet. Çünkü, Sadi’nin dediği gibi; zalimleri bağışlamak, yoksullara cefadır. Söylediklerimi özetlemem gerekirse; Türkiye Devleti yeniden halkın devleti olma yoluna girmiştir. Kurumları bir şahsın ve ailesinin ahırına dönüştürenler, elbette ki hesap verecektir. Sizler hala bu pislikten kendinizi sıyırma şansına sahipsiniz. Bu şansı kullanın. Siz de şahit olun sevgili halkım” demişti.

Kılıçdaroğlu video mesajında, Bilal Erdoğan’ın da kurucuları arasında olduğu TÜGVA’yı da örnek gösterip “Unutmayın; Türkiye Devleti’ni, şahıs devletine dönüştürmüş bir kişi ve ailesi var. Bu şahsın ve ailesinin, kişisel çıkarlarına hizmet etmeye zorlanmış bir kısım devlet memurları var. Bazıları çok baskı altında. Ancak unutulmamalıdır ki; devlete değil, şahsi çıkarlara hizmet etmenin sorumluğu var. TÜGVA rezaletini hep beraber izliyoruz. Lağım kokusu yine her yeri sardı. Şahıs ve ailesi vakıf süsü verdikleri bir paralel yapı ile devleti zapturapt altına almaya çalışmış. Bu sistemde Erdoğan ve şürekasının kurdukları vakıfların tezgahından geçmeyenlerin, memur olmalarının neredeyse imkansız hale getirildiği görülmektedir. Daha önce memur olanların da görevde yükselmeleri TÜGVA tezgahından geçmelerine bağlanmıştır. Böylece kamuda yapmak istedikleri ne kadar illegal iş, rant, mafyatik çıkar varsa, bunları yapacak memur militanlar düzene eklenmiştir. Şimdi, hepimizin gördüğü bildiği bir şey daha var. İktidarın değişmesine az kaldı. İktidar değiştiğinde, soruşturmalar başlayacak ve eminim ki bu bürokratların bir kısmı eminim ki; ‘efendim, emir aldık, uygulamak zorunda kaldık’ diyecekler. İşte bunu diyerek sıyrılırım diye düşünen, sarayın baskısına boyun eğerek kanun dışına çıkmış o devlet memurlarına buradan seslenmek istiyorum. Açıkça söylüyorum; vazife namına mafyatik düzene hizmet edemezsiniz. Kanun dışı işleri emir olarak telaki edemezsiniz. Siz Erdoğan ailesinin değil, bu devletin şerefli memurlarsınız” ifadelerini de kullanmıştı.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Afrika ziyareti öncesi açıklamalarında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun memurlarla ilgili sözlerine tepki gösterip “Sen nasıl olur da bu ülkenin memurlarını tehdit edersin” dedi.

Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun bu sözlerine karşılık şunları söyledi: “Bu açıklama CHP zihniyetinin vesayet zihniyeti olduğunun açık bir itirafıdır. Bürokrasiyi özellikle seçilmiş hükümete karşı çıkmaya davet etmek vesayet çağrısından başka bir şey değildir. Türkiye bir hukuk devletidir. Bunu Bay Kemal’e hatırlatıyorum. Bay Kemal’in oyun oynadığı alan da değildir. Heves ettiğiniz günler geride kaldı. Cumhurbaşkanı’ndan en alt düzeydeki memura kadar herkes görevini hukuka uygun yapmam mecburiyetindedir.”

Erdoğan’dan suç duyurusu

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatları, Kılıçdaroğlu’nun bürokratlarla ilgili açıklamasında Erdoğan’a hakaret içeren ifadelerin yer aldığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Erdoğan’ın avukatı Hüseyin Aydın tarafından, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına sunulan suç duyurusu dilekçesinde, Kılıçdaroğlu’nun, bürokratlarla ilgili sosyal medya üzerinden paylaştığı videoda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik hakaret içeren ifadelerin de yer aldığı belirtildi.

*****

ERDOĞAN 2001’DE KILIÇDAROĞLU GİBİ UYARMIŞ

Bürokratları “AKP’nin değil, devletin memurları” olmaları konusunda uyaran Kemal Kılıçdaroğlu’na tepki gösteren Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın benzer uyarıyı iktidara gelmeden kendisinin de yaptığı ortaya çıktı. Erdoğan, 2001’deki konuşmasında “Bazı kamu görevlileri operasyon yaparken tüm insan hakları hukukunu çiğneyen davranışlar yapıyor. Evde bulunamayan kişilerin ele geçirilmesi için evde bulunan kadınlar, küçük yaştaki 5 yaşındaki 11 yaşındaki çocuklar hürriyetleri kısıtlanarak adeta rehin alınıyorlar. Bu çağda insanlar bu güzel ülkemizde rehin alınıyor. Gözaltındaki vatandaşlarımıza kötü muamele yapılıyor. Devletin imkanları, belli bir siyasi parti veyahut da siyasi maksatlı operasyonlar için kullanılıyor. Devletin bürokratlarına suç işlettiriliyor. Bütün bunlardan sorumlu olan hükümet üyeleri, kendileriyle görüşen arkadaşlarımıza, olaylara el koyacaklarını söylemelerine rağmen, gözaltında bulunan vatandaşlarımıza kötü muamele günlerce sürmüştür. Buradan açıkça ilan ediyorum, bu işleri yapanlar, yaptıkları hukuksuz ve ahlaksız her türlü faaliyetin altında ezilecekler” ifadelerini kullanıyor.

*******

“ERDOĞAN’IN TEPKİSİNİ ASLA DOĞRU BULMUYORUM”

Yekta Güngör Özden (Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı) – Her Türk yurttaşının en doğal hakkı olan yönetime ilişkin görüş açıklamalarına ana muhalefet partisi başkanının öncülük ederek örnek olması kınanacak bir durum değildir. Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmalarında sakıncalı bir durum görmüyorum. Tabii bu görüş herkese göre değişebilir. Tersine görüş taşıyanlara da bir şey demem ama onları da doğru bulmuyorum. Bu bakımdan Recep Tayyip Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’nun demokratik düzeni savunan çarpıklıklara, aykırılıklara, yanlışlıklara, sakıncalara olanak tanımama görüşünü içeren sözlerine karşı çıkmasını asla doğru bulmuyorum. Siyasal yönden bir yakınlaşma ve eleştiri yapma çabasındadır. Kılıçdaroğlu’nun sözleri uyarıcı, demokrasiye aydınlığa ve devlet yönetimindeki açıklığa destek verici görüşlerdir. Bu bakımdan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Kılıçdaroğlu’nun ana muhalefet partisi lideri olarak görevi olan konulardaki açıklamalarını sakıncalı bulması görüşünü asla doğru bulmuyorum. Erdoğan kesiminden baktığımız zaman bu siyasi bir yaklaşımdır, kendileri gibi düşünmeyenlerin görüşlerini savunmak çabasından başka bir şey değildir. Muhalefet ne söylerse iktidar onun hemen karşısına çıkıp kendisini savunacaktır ve görüş açıklayanları kınayacaktır. Bunları doğal bulmak gerekir ama haklı değiller.

*******

“KILIÇDAROĞLU’NUN SÖZLERİ TEHDİT OLARAK DEĞERLENDİRİLEMEZ”

Hikmet Sami Türk (Eski Adalet Bakanı) – Memurların görevlerini bir parti mensubu değil, devletin memuru gibi yapmaları gerekir. Kılıçdaroğlu’nun hatırlattığı da memurların partizan tutum içerisinde olmamalarıdır. Bu olması gereken şeydir. Anayasanın 329. Maddesine göre memurlar ve diğer kamu görevlileri kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler. Kılıçdaroğlu’nun hatırlattığı anayasa hükümleri çerçevesindedir. Memurların zaten uymaları gereken kuralların hatırlatılmasıdır ve bir suç oluşturmaz. Kılıçdaroğlu’nun demecinde cumhurbaşkanına herhangi bir hakaret yer almıyor. O sadece memurların davranış kuralları ile ilgili konuştu, memurlar kanuna uygun davranmalarını söyledi. Anayasamızda kanunsuz emir ile ilgili bir hüküm de var. Anayasanın 137. maddesine göre kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse üstünden aldığı emri yönetmelik, cumhurbaşkanlığı kararnamesi kanun ve anayasa hükümlerine aykırı görürse yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Kılıçdaroğlu’nun sözleri bir tehdit olarak değerlendirilemez. Anayasanın memurlar için öngördüğü kurallar çerçevesinde yapılmış olan bir hatırlatmadır. Cumhurbaşkanının muhalefetteyken yapmış olduğu açıklamalar var. Memurlar yürütüme organının görevlerini somutlaştıran, onları halkın hizmetinde yerine getiren insandır. Yürütmenin başı aynı zamanda bir parti kimliği taşıyor, Partinin de genel başkanı… 2017’deki Anayasa değişikliği ile bu sistem getirildi: Cumhurbaşkanı aynı zamanda siyasi parti genel başkanı olabilir. Dolayısıyla cumhurbaşkanının da vermiş olduğu bir emri yerine getirmek memurlar için bir gerekçe olmaz. Kılıçdaroğlu’nun memurlara anayasaya uygun davranış kurallarını hatırlatması ne bir tehdit ne de cumhurbaşkanına hakarettir. Ama suç işleyen kimsenin cezası er ya da geç mahkemeler tarafından verilir. Bu hatırlatmayı yapmak ve memurları anayasa kanunları ile çizilen sınır çerçevesinde görevlerini tarafsız olarak yerine getirmelerini hatırlatmak bir suç değildir. Cumhurbaşkanına hakaret de oluşturmaz.

********

“BASKI, GÜCÜ ELİNDE TUTANDAN GELİR”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) – Bürokrasiye muhalefetin baskı yaptığı tezini savunmak, dürbüne tersten bakmaya eşdeğerdir. Zira toplum yönetiminde, toplumsal güç kategorilerini kim elinde tutuyorsa, toplumun farklı kesimlerine yönelik baskı da, gelse gelse bu güç merkezlerinden gelir. Muhalefetin elinde olmayan siyasi güç kullanması da söz konusu da olamaz. Kaldı ki bürokrasi siyasi iktidara hiyerarşik olarak bağlı durumdadır. Henüz iktidarda olmayan muhalefet, ancak moral ve etik açıdan bürokrasiyi rasyonel olmaya, adil olmaya, eşit davranmaya, kısacası demokratik hukuk devleti değerlerine uygun davranmaya “davet etme” çağrısı yapabilir. Bu gün muhalefetin yaptığı da, uçuruma giden Ülke ve ekonominin, karar verici bürokratlarına bir çağrıdan öteye gidemez. Kaldı ki, ihdas edilen kişi egemenliği modeli bürokrasiyi zaten büyük ölçüde devre dışı bırakmış durumda. Muhalefetin böylesi bir çağrısı ancak moral değer taşır ve bunun ötesinde bir yaptırım veya baskı gücü olamaz. Buna karşın, terfi ve tayinden başlayan her türlü özlük hakları açısından bürokrasi, normal bir hukuk devletinde bile iktidara bağımlıdır. Bu nedenle her türlü baskı ve zorlama; siyasi iktidardan veya mobing gibi uygulamalarla siyasi iktidarın emrinde çalışanların hukuk dışı davranışlarından kaynaklanır. Genelde insanlar, özelde ise bürokrasi üzerindeki baskılar toplumda güç ilişkilerinin hukuk dışı kullanımıyla tetiklenir. Kişisel güç, örgütlenme gücü, ekonomik güç ve politik güç ile devlet kadrolarındaki her türlü istihbarat ve bilgiyi kontrol etme gücü tamamen iktidarın elindedir. Toplumsal güç kategorileri, kişisel güçten örgütsel; örneğin Türkiye’nin bugünkü durumunda tarikatlara; tarikatlar üzerinden ekonomik güce; örneğin yeşil sermayeye; ekonomik güçten politik güce, örneğin siyasi İslam’a kaymış durumdadır. Güç kategorilerinin giderek bir biri ile oto-katalitik olarak, bütünleşme eğilimi nedeniyle güç yoğunlaşması siyasi İslamcı kadrolar elinde toplanmış ve bu sayede 100 yıllık devlet rejimi değiştirilmiştir. Tek merkezden yönetilen kişi egemenliği modeli ihdas edilmiştir. Toplumsal yapı ve işleyişin bu denli çeşitlenip çoğulculaştığı bir çağda, kişi egemenliği modeli ile devasa ekonomik ve toplumsal işleyişi tek elden yönetmek asla mümkün olamaz. Ancak kendi varlığını sürdürmek isteyen tek adam yönetimi, ister istemez otoriter bir yapılanmaya yönelir. Bugünün Türkiye’sinde olan da budur. Bu gelişmeye hizmet eden bir başka toplumsal olgu, toplumumuzun büyük bir kesiminin hala geleneksel tarım toplumu değerleri içinde yaşaması ve davranmasından kaynaklanıyor. Tüm dünyada yaşanan dinamik teknolojik ve toplumsal gelişme ve çeşitlenmeyi bir tehdit olarak algılayan bu kesimler, muhafazakar siyasi İslamcı iktidara destek olmaktadır. Bunu desteği stabilize etmeye yönelen muhafazakar ve geleneksel AKP zihniyeti, ister istemez toplumsal kutuplaşmaya yönelmiş bulunuyor. Zira kurulan kişi egemenliği sisteminin iç dinamiği bunu gerektiriyor. Bu toplumsal kutuplaşmada geleneksel tarım toplumunun, itaat ve bağımlılık şeklindeki mutlak kalıp davranışları, tek adam yönetiminin değerleri olarak devrede bulunuyor. Devlet kadrolarının bu davranış kalıplarına sahip yandaşlarla önemli ölçüde doldurulmuş olduğu bugünün Türkiye’sinde; muhalefetin moral uyarı ve çağrıları da, zaten ya boşa gidecektir, ya da sadece bağımlılık yerine aklıselimi, bilim ve çağın gereklerini gören çok sınırlı sayıdaki bürokrat üzerinde, eğer kaldı ise, yankı bulma ihtimali olacaktır. Zira bu az sayıdaki bürokratlar zaten ya istifa ettirilmiş veya kızağa çekilmiş olarak köşesinde sessiz sinmiş durumdadır. Bütün bu analizler, devlet kadroları üzerindeki baskıların, geleneksel mutlak bağımlılık ve itaat kültürü sayesinde, siyasi İslamcı zihniyeti dayatan tek adam rejiminin, tek yolcu ve mutlak davranış kalıpları ve talimatlarından gelebileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Ancak bu durum, güzel ülkemizi uçurumun tepesinden yuvarlamak üzeredir. Muhalefet, sadece bürokratları değil, tüm toplum kesimlerini aklıselime, bilime ve çağın değerlerine uygun davranmaya davet eden politik stratejiler geliştirmelidir. Ancak bu sayede hem tüm toplum kesimleri üzerindeki baskılardan, hem de uçurumdan kurtulmanın mümkün olabileceğini anlatabilmelidir.