10 ülke / Kavala Dosyası, elçilerin azarlanması ile kapanacak mı?

İş insanı Osman Kavala'nın tutukluluğunun dördüncü yılı dolarken, ABD'nin de aralarında bulunduğu 10 ülkenin Türkiye büyükelçileri, Ankara'ya Kavala'nın tutukluluğunun sona erdirilmesi çağrısı yaptı.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Açıklamayı sitelerinden duyuran, ABD, Almanya, Fransa, Hollanda, İsveç, Kanada, Norveç, Danimarka, Finlandiya ve Yeni Zelanda büyükelçilikleri, tutukluluğunun insan haklarına ve demokrasiye gölge düşürdüğünü kaydetti. Dışişleri Bakanlığı, ortak çağrıda bulunan 10 ülkenin büyükelçilerini, yayımladıkları “Hadsiz ve kabul edilemez” bildiri nedeniyle uyardı.

 Büyükelçilerin açıklamasında “Osman Kavala’nın tutuklanmasının üzerinden dört yıl geçti. Davanın, farklı dosyaların birleştirilmesi ve beraat kararından sonra yeni davaların yaratılması yoluyla sürekli geciktirilmesi, Türk yargı sisteminde demokrasiye saygıyı, hukuk devleti ve şeffaflık ilkelerini gölgelemektedir.

Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İsveç, Kanada, Norveç ve Yeni Zelanda Büyükelçilikleri olarak Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleriyle ve milli kanunlarıyla uyumlu şekilde, bu davanın adil ve hızlı biçimde sonuçlandırılması gerektiği kanısındayız. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu husustaki kararları doğrultusunda Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılmasının sağlanması için Türkiye’ye çağrıda bulunuyoruz” deniliyordu.

Avrupa Birliği’nden de geçtiğimiz haftalarda yapılan açıklamada ”AİHM’in bağlayıcı kararına rağmen Osman Kavala’nın serbest bırakılmaması, özellikle Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleri ışığında üzücüdür” denilmişti.

Türkiye’den tepki

Açıklamanın ardından 10 ülkenin büyükelçileri Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldı. Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, büyükelçilerin uyarıldığı belirtilerek, “Hadsiz açıklama kabul edilemez” denildi.

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Türkiye’de ‘devam eden dava’ hakkında, TBMM’de soru sormak ve görüşme yapmak bile anayasa tarafından yasaklanmışken, mahkemenin nasıl karar vereceğini söylemek başka ülkelerin büyükelçilerinin hakkı değildir; büyük bir haddini bilmezliktir. İşinize bakın” dedi.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül de yaptığı açıklamada, “Diplomatlar, kabul edildikleri devletin hukukuna saygıyla mükelleftir” dedi.

Mahkemelere “tavsiye ve telkinde bulunma”nın hiçbir büyükelçinin haddi olmadığını söyleyen Gül, “Hukukun üstünlüğüne gölge düşüren şey de bu had ve hudut bilmezliktir” ifadelerini kullandı.

İçişleri Bakanı: “Kabul edilemez”

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, söz konusu çağrıya Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu savunarak tepki gösterdi. Soylu, “Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, hukuk devletidir. Büyükelçilerin yürüyen bir davada yargıya tavsiye ve telkinde bulunması kabul edilemez. Tavsiye ve telkininiz, hukuk ve demokrasi anlayışınıza gölge düşürmektedir.” ifadelerini kullandı.

*****

HERKES TÜRKİYE’YE KARŞI DAHA SAYGILI DAVRANMAYI ÖĞRENMELİDİR”

Onur Öymen (Emekli Büyükelçi) – İki ayrı boyutu var. Biri, insan hakları konuları, çağdaş, Avrupa Konseyi Üyesi ülkelerde, iç mesele sayılmıyor. Çünkü bütün Avrupa Konseyi üyeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni onaylamış, imzalamış. Türkiye de 1949’dan beri üye… Bu konuda bir yükümlülüğümüz var. İkincisi, bu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yarattı. Bizim de taraf olduğumuz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi var. Biz de bu mahkemenin yargısını kabul ettik. Mahkeme kararına uymak zorundasınız. Ama karar varsa, mahkemenin kararı yoksa o zaman bu kurulu nasıl işleteceksiniz? Böyle bir karar kesinleşmemişse, kural işlemiyor ama karar kesinleşmiş karar olduğu zaman ülkeler bu karara uymak zorundadır. Uymazlarsa, konu Avrupa Konseyi’nin bakanlar komitesine gidiyor. Bakanlar komitesinde gerekli görüşmeler yapıldıktan sonra ilgili ülkeye uyarılarda bulunuluyor, zaman veriliyor. Yine kurala uyulmazsa, bu üyelikten çıkarmaya kadar gidiyor. Anayasamızın 90. maddesinin son fıkrası şöyle: ‘İnsan hakları ile ilgili uluslararası anlaşmalar milli yasalardan ön gelir.’ Bu işin bir tarafı.

İkinci tarafı ise bu konuyu o ülkenin siyasallaştırdığı anlaşılıyor. Bu konuyu hukuk çerçevesinde çözmeye çalışmak veya hukukun kurallarını işletmek yerine siyasi bir girişim haline getirilmesidir. O zaman da şunu söylemek lazım: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin aldığı başka kararlar uygulanmadığı zaman siz aynı yönteme başvurdunuz mu? Mesela Yunanistan, Batı Trakya’daki Türkler ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararına uyulmayınca Yunanistan’a karşı böyle bir girişim yaptınız mı? Veya bu mahkeme kararı verilecek davasında Birleşmiş Milletler’in Soykırımla Mücadele Sözleşmesi kurallarına uymasına amilken siz Biden’ın bu sözleşmeye aykırı bir biçimde “Ermeni Soykırımı olmuştur” şeklinde beyanatta bulunmasına karşı herhangi bir girişim yaptınız mı?

Bu hiç doğru bir girişim olmamıştır. Kararı uygulamayan başka ülkeler de oldu.  Bu ülkelere karşı hangi büyükelçiler böyle bir girişimde bulundu? Türkiye’yi ikinci sınıf devlet gibi görmelerine müsaade etmememiz lazım. Buna benzer girişimler Osmanlı döneminin son zamanlarında olmuştur. Orada da Büyükelçiler bazen bireysel olarak, bazen hep birlikte Osmanlı İmparatorluğunu baskı altına almak için girişimlerde bulunmuşlardır. Ve bu talepleri de o zamanlar Osmanlı Hükümeti kabul etmiş, boyun eğmiştir. Ama artık Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı Devleti değil. Onun için bizim söyleyeceğimiz budur ve herkes Türkiye’ye karşı daha saygılı davranmayı öğrenmelidir. Davanın içeriğinden bağımsız olarak söylüyorum tüm bunları. Davanın içeriğine dair değerlendirme yapmak Türkiye’de Anayasa Mahkemesinin işidir. Hukuk kurumları, barolar, meclis adalet komisyonu vardır. Bir haksızlık yapılmışsa bunun önlenmesi için çeşitli mekanizmalar vardır, işletilmesi gereken, işletilebilecek olan. Başka türlü mekanizmalar var, ama bunların hepsi bizim mekanizmalarımız, Türkiye’nin mekanizmaları. Başka bir devletin ya da devletlerin kalkıp da filanca insanı kurtarmak için böyle bir girişimde bulunmaları doğru mu?