Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Ver yetkiyi gör etkiyi

Şok üzerine şok yaşadığımız günlerden merhaba! Nedense dışarıdan bile olsa duruma hoş bakamıyor, neredeyse umudumu tamamen yitiriyorum. Hepimizin bildiği o çocuk tekerlemesi gibi 3-5-7-10 Dolar/Avro şampiyon. Tabi ki sebep sonuç, yetki ve etki senaryolarını paylaşmayacağım zira ben “ekonomist” değilim. Önce sizin için küçük bir alt başlık çıkartacağım akabinde başlığı açıklayacağım.

Yunanistan – Türkiye ­–ABD

Birkaç haftadır, “uçak yahut paracıklar” diye yazıyorum ve esas oyunu satır aralarında anlamaya çalışıyorum. Yeni oyun geçenlerde gün yüzüne çıkmaya başladı. ABD ve Yunanistan geçtiğimiz günlerde ortak bir savunma antlaşması imzaladı. ABD dışişleri bu antlaşmayı, TV ve sosyal medyalardan canlı yayınlar ile dünyaya duyurdu. Daha önceden birer yıllık olarak yapılan bu antlaşma bu sefer 2026’dan itibaren taraflardan biri çekilmedikçe ibaresiyle imza edildi.

Bu antlaşmaya göre ABD’nin Dedeağaç, Larissa, Girit ve Lithoro bölgelerinde askeri varlığnı artırarak lojistik üsler kuracak bu da ABD’nin boğazlardan geçmeden Bulgaristan ve Romanya’ya ulaşmasına imkan verecek. Bu bir nevi Türkiye’ye “sana ihtiyacım yok” mesajını da verir mi? bunu ilerleyen günlerde görürüz.

Bu arada, bizim beklediğimiz F35’ler yakında Yunanistan’a verilirse de şaşırmam. Ayrıca F35 olmazsa F16 verin pazarlığımızda da sıkıntılar çıktı! O konunun da netleşmesini bekliyorum. Anladığım kadarıyla pazarlığımız halen devam ediyor.

Dönelim başlığa,

Bazı şeyleri bilmek için o konunun uzmanı olmanız gerekmez. Mesela atadan deden miras bir fabrika edindiniz. Diyelim ki bu fabrika kumaş üretiyor, siz de yıllarca ailenizi ben okul bitirdim diye kandırmış, lakin “diploma nerede?” diye soran babanıza “geldi geliyor”, “postada kaybolmuş olabilir” diye yalan söyleyerek durumu idare etmeye çalışmış; lise mezunu olduğunuzu eş, dost ve akrabalarınızdan saklamışsınız. Mizansen bu ya, arkadaşlarınız diploma sormaz, ama “hangi bölümü bitirmiştin” diye sorar! Siz de muhtemelen elinizde tuttuğunuz kendi görüşünüze uygun, “Ekonomi Yine Kötü” ya da “Ekonomi Canavarı Yine Hortladı” gibi başlıklar atan gazeteden alıntılayarak “Ben Ekonomistim” dediniz ve yıllardır bu böyle gidiyor.

Hikaye bu ya, başına geçtiğiniz fabrikanın sistemi tıkır tıkır işliyordu, lakin siz de ekonomist olmanız nedeni ile seyrederek örenme yoluna gittiniz. Bu noktada şunu kabul edebilirim, bahçıvanlık öğrenilir. Ama peyzaj mimarı olmak için eğitim almalısınız! Çim biçer, şekil verirsiniz, biraz da zevkliyseniz bitkileri gerektiği gibi düzenleyebilirsiniz. Tanımadığınız bir böcek çıktığında ilaç atarsınız, gerekirse “sora sora” bulursunuz! Tanıdığınız bir ziraat mühendisi vardır, ararsınız ve o böceği öldürebilmek için gereken ilacı sorarsınız. Yani “profesyonel” yardım alırsınız. Büyük risk bu konuda en fazla o bitkiyi kaybetmektir. Dönelim fabrika örneğine, bu noktada izleyerek öğrenmenin riski büyüktür! Öğrenemez misiniz? Bir noktaya kadar evet fakat genel olarak hayır.

Adettendir aldığınız diplomayı duvara asar önüne bir masa koyar ve oturup iş yaparsınız! Bu eskilerden gelen, “biz bu işin okulunu okumuşuz! Siz ne konuşuyorsunuz…” demenin sessiz bir modelidir. İyi bir ekip kurulmuşsa dünyanın en iyi tekstil okulu Manchester’dadır ve tabi ki “yeni” Türkiye’de bir fabrikaya müdür olmak istiyorsanız, 20 yıllık tecrübe, herkesin yapamadığı her işi yapabilmek, yanan bir evdeki kediyi, tek ayağınız üzerinde jonglörlük yaparak kurtarmanız. Ya da birinin “tanıdığı” olup lise mezunu ve ya açık öğretim mezunu olabilirsiniz. 

Neyse, örneklendirelim. Fabrika müdürünüz, ülke konjonktürünün ve ekonomisinin iyiye gitmediğini, üretimi hatta vardiya yükü azaltarak, yeni pazarlar bulup parti parti çalışmayı teklif eder. Bununla birlikte, amortisman giderlerini düşürmek için bazı bantların kapatılmasını hatta ürün bandında en çok satılan ürünler dışındaki üretimi %70 düşürmeyi ve bir çok konuda radikal değişimli bir rapor ile çıkagelir. Bir “ekonomist” olarak piyasa analizi yapıp fabrikanın stratejisini kurmanız lazım. Alttan gelen bilgileri harmanlayarak almanız gereken kararları belirlemek üzere yönetim kurulunu toplayabilirsiniz. Bu noktada “yönetici” sıfatınızın “lider” özelliğinizin devreye girmesi gerekir. Peki ya siz “Ekonomist” değilseniz ve Yönetim kurulunuz liyakate dayanmaksızın ahbap çavuş ilişkisi ile oluşmuş, hatta fabrikadaki grev ve protestoları öğrendiğiniz eniştenizden öğrenir hale gelmişseniz çanlar kimin için çalıyordur tahmin etmek güç olmaz. 

Tabi bu hikayeyi bir yere bağlamalıyız, siz ailesini üniversite bitirdim diye kandıran biri olabilirsiniz, ilkokul terk bile olabilirsiniz. Yanınızda konunun en iyi insanları olabilir ama siz “buranın horozu benim!” diyerek kasılır ve “ ben ne dersem o olur” diye ortalarda gezerseniz sonunda olacak olan o fabrikanın iflasıdır.

Bu konuyu şu söz ile kapatayım, II. Dünya savaşı bittiğinde Almanlar, bir taraftan molozlar arasında ölmüş at eti yerken diğer taraftan da yeni bir sistem hakkında düşünmeye başladılar. Conrad Adenaur bu manzara karşısında şöyle der: Umarım bir daha İsa bile gelse tüm yetkiyi tek kişiye verecek kadar aptal olmayız.

Hamiş: Yetkiden doğan etkinin nasıl bir tepki doğuracağını sandıkta göreceğiz.

Haftaya dünyanın merkezindeki güncel haberler ile karşınızda olabilmek dileği ile hoşça kalın…