Soru; Kuzey Suriye’deki saldırıların arkasında kimler var ve ne olacak?

Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler’deki konuşma ve temaslarından döndükten hemen sonra Moskova’ya giderek Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmesi ve bu sırada ABD Başkanı Biden’ın Suriye konusunda “Türkiye ile ilgili” açıklaması bölgedeki gerginliği arttırdı. Türkiye, İdlib’e asker tavsiyesi yaparken, 10 gün içinde art arda “iki askerimizin şehit olduğu, sonra da devriye görevini yapan polis özel harekat timinin bulunduğu zırhlı araca roketli saldırı düzenlendiği haberleri geldi. Suriye’nin Mera kasabasındaki saldırı sonucu iki özel harekat polisimiz şehit oldu, 2 polisimiz de yaralandı. Bu arada Suriye topraklarından Gaziantep’in Karkamış İlçesine havan topu saldırısı oldu, 5 havan topu mermisinin biri bir eve isabet etti, can kaybı olmadı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, şehit haberinin ardından Kabine Toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, “Artık Tahammülümüz kalmamıştır” demesi, kulislerde “operasyon sinyali” olarak algılandı ve “Suriye konusu” ülke gündeminde ilk sıraya yerleşti. Bu konuşmanın ardından da “dolar ve altındaki sıçrama” ekonomi gündeminin ilk sırasına oturdu.

Suriye Gündemi ile beraber “Kuzey Suriye’de geçen hafta sonunda art arda polislerimiz ile askerlerimizin şehit edilmelerinin, Gaziantep’in Karkamış ilçesine yapılan havan topu saldırısının arkasında kimler var” sorusu da tartışılmaya başladı.

* Rusya ve İran’ın desteklediği Beşşar Esad Rejimi’nin ordusu mu?

* ABD’nin arkasında olduğu ve silah desteği verdiği PYD / YPG terörist grubu mu?

* IŞİD mi, İdlib’teki El Kaide artığı “Türk düşmanı” terörist gruplar mı?

Bu sorulara, Erdoğan’ın “Müdahale sinyali” olarak algılanan sert sözleri de, “Müdahale olacak mı? Olursa sonrasında ne olur?” sorularını ekledi.

Cumhurbaşkanı’nın sözleri…

* Suriye’den ülkemize yönelik terör saldırılarının kaynağı mahiyetindeki kimi yerler konusunda artık tahammülümüz kalmamıştır.

* Buralardan kaynaklanan tehditleri, oralarda etkin olan güçlerle birlikte ya da kendi imkanlarımızla bertaraf etmekte kararlıyız.

* Polislerimize yönelik son saldırı ve topraklarımızı hedef alan tacizler artık bardağı taşırmıştır. En kısa sürede bu sorunların çözümü için gereken adımları atacağız.

“Türkiye’nin eylemleri tehdit ediyor”

ABD Başkan Joe Biden, Suriye hakkındaki Olağanüstü Hal kararnamesini bir yıl daha uzattı. Biden’ın, Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’ye gönderdiği ve kararın gerekçesini anlattığı mektupta Türkiye detayı dikkat çekti. Beyaz Saray’ın internet sitesinde yayımlanan mektupta Biden, Suriye ile ilgili acil durumun 14 Ekim 2021’den sonra da devam etmesine karar verdiğini kaydederek, “Suriye’deki ve Suriye’ye ilişkin durum, özellikle de Türkiye hükümetinin Suriye’nin kuzeydoğusuna askeri taarruz düzenleme yönündeki eylemleri, IŞİD’i yenilgiye uğratma çabasına zarar veriyor, sivilleri tehlikeye atıyor, ve bunun ötesinde bölgede barış, güvenlik ve istikrarı zedeleme tehdidi barındırıyor, ve ABD’nin ulusal güvenliği ve dış politikasına karşı alışılmadık ve olağanüstü bir tehdit oluşturmayı sürdürüyor” ifadelerini kullandı.

Suriye: “Türkiye’nin çekilme vakti geldi”

Suriye Dışişleri Bakanı Mikdad da topraklarındaki Türk ve Amerikan askerlerinin çekilmesi çağrısını yineledi. Suriye’de yayımlanan El Vatan gazetesine konuşan Mikdad, ‘Türkiye’nin Suriye’nin kuzeybatısındaki askerlerini çekmesinin’ ve ‘işgalin son bulmasının ardından Suriye ile normal ilişkileri garanti eden bir çözümü desteklemesinin vaktinin geldiğini’ söyledi. ABD’ye de Suriye’deki güçlerini çekme çağrısında bulunan Mikdad, “Amerikalıları ülkemizden gitmeye ikna etmek için birçok yolumuz var, dolayısıyla kayıp vermeden gitmelerini öneririm” dedi.

 Rusya da Suriye’de Türkiye’yi istemiyor

Türkiye’nin Suriye’den çekilmesini Rusya da istiyor. Türkiye ile Rusya arasında 2017’de gerçekleşen Astana toplantısında, İdlib ve komşu iller Lazkiye, Hama ve Halep’in bazı bölgeleri, Humus ilinin kuzeyi, başkent Şam’daki Doğu Guta ile ülkenin güney bölgeleri olmak üzere 4 “gerginliği azaltma bölgesi” oluşturuldu. Ancak Suriye Ordusu Rusya’nın hava desteğiyle 4 bölgeden 3’ünü ele geçirip İdlib’e yöneldi. Rusya ve rejim güçleri, İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi içinde çok sayıda yerleşimi de ele geçirdi.

******

“TERÖRLE MÜZAKERE EDİLMEZ, MÜCADELE EDİLİR”

Onur Öymen (Emekli Büyükelçi)- Ne yapılacağı belli değil… Burada esas olarak şunu hatırlatmak lazım: Suriye topraklarında bütün terör faaliyetleri ile mücadele etmek Suriye hükümetinin görevidir. Suriye bu görevi yapmadığı sürece buna benzer sıkıntılar olacaktır. Yalnız bu bölgesinde değil Suriye’nin başka yerlerinde de terör faaliyetleri var. Hatta Suriye topraklarının yüzde 20’si bir terör örgütü olan PYD’nin işgali altındadır. Onun için Türkiye ile Suriye arasında yapılacak siyasi istişareler, kurulacak temaslar bu konunun da çözümüne yardımcı olabilir. Mesela terörle mücadele için Adana protokolü var ama işlemiyor çünkü Suriye ile ilişkilerimiz yok. 2011 tarihli Terörle Mücadele Anlaşması var, bu da işlemiyor. Bu anlaşmalar işlese iki ülkenin üst düzey güvenlik yetkililerinden oluşan komiteler var orada, istihbarat uzmanları var. Terörle mücadelede işbirliği yapıyorlar, bilgi alışverişi yapıyorlar. Ve yakaladıkları teröristleri hangi ülkeden gelmişse iade ediyorlar. Mekanizma böyle işliyordu. Türkiye-Suriye ilişkilerinin gerginleşmesi, fiilen durma noktasına gelmesi sıkıntıları burada ortaya çıkıyor. Her hâlükârda Türkiye hiçbir zaman terörist saldırılara karşı sessiz kalamaz. Çaresiz kalamaz. Her dönemde terörle mücadele etmek ulusal güvenliğimizin en önemli koşullarından biridir. Biz öteden beri söylüyoruz; terörle müzakere edilmez, mücadele edilir.

******

“SURİYE ÇIKMAZI BİZİ TECRİT ETTİ”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) – AKP hükümetlerinin yanlış ve ufuksuz Suriye politikası Ülkemizin hem Batı’dan; hem de Doğudan tecrit edilmesine yol açtı. Halkımızda ve güvenlik güçlerimizde yarattığı dramatik etkiler bir trajediye dönüşmek üzere. Yanlış politika tercihinin ana nedeni, “Büyük Orta Doğu Projesinin” yanlış okunması ile başladı. Bir kez ABD’nin her gittiği yerde uyguladığı böl, bütünlüğü etnik veya dini açıdan birbirine düşman et, küçült ve bu küçükleri bağımlı kıl ve kolay yönet stratejisi hiç algılanmadı. “Orta Doğuda harita değişecek” söylemi doğru okunamadı.  Böyle olunca Türkiye’nin bölge bütünlüğünü koruyucu ve gözetici bir strateji ve politika üretmesi gündeme bile gelmedi. Eğer Türkiye harita değişimine karşı, öncelikle yakın komşuları olan Irak, Suriye ve İran ile ortak politika oluşturmaya öncülük etse, ABD’nin bölgedeki kukla devlet kurma gayretleri boşa giderdi. Ancak dış politika uzmanlarını  “monşerler “ olarak dışlayıp, Türk dış politikasını üçüncü sınıf memurların eline bırakan Türkiye,  ABD’nin bu tuzağını göremedi. Ayrıca ufuksuz dış politika tercihi olarak AKP yönetimi kendi kısır siyasi İslam’a dayalı ideolojik tercihini dış politikaya yansıttı. AKP yönetiminin İhvan, Müslüman kardeşler ve El Nusra aşkı tümüyle yanlış kararlar aldırdı. Bu yanlış karar, Türkiye’yi sadece ABD’den değil, hem Bölgedeki Arap ülkelerinden ve hem de son olarak  “zoraki ve kısmi”  işbirliği yapılan Rusya ile çatışma durumuna itti. Sonuçta hem Batı’dan, hem Doğudan (Rusya’dan), hem de bölge ülkeleri tarafından tecrit edilen Türkiye yapayalnız kaldı

Şu iyi bilinsin ki Milenyum dönüşümünden sonra ABD’nin dış politikası, Neocon çizgide Huntington tezini esas alarak, “kültürel fay hattı” olarak gördüğü hatlar üzerinden şekilleniyor. Özünde Dünya için sakat ve yanlış bir tercih olsa da; ABD bugün bu dış politikayı izliyor. Bu nedenle Yunanistan Sınırını takviye ediyor, bütün gücüyle kendisinin ve NATO sistemlerinin Yunanistan’da konumlanmasını sağlıyor. Bunun için Fransa’yı kullanıyor. Bunun için Avrupa devletleri ile birlikte Türkiye’yi Doğu Akdeniz ve petrol kaynaklarından uzak tutan stratejilere destek veriyor. ABD’nin dış politika stratejisi, Batı dışında kendisinin etkili olduğu topoğrafyada bir ülkenin güçlenip kendi kontrolünden çıkmasına izin vermeme ilkesine dayanıyor. Bu nedenle yıllardır Türkiye’ye karşı PKK’yı destekledi. İstihbarat veriyorum diye bizim yönetimleri uyuttu. PKK’nın tek başına bu ülkeyi bölemeyeceğini görünce, tarikatları kullanıp, FETO kumpasını yaratı.  Bu da Atatürkçü subaylar sayesinde engellenince ağırlığını Suriye’nin kuzeyine odaklayıp, Orta Doğuda İsrail’i yalnız bırakmayacak bir kukla devletin temellerini atmak için yeni projelere yöneldi. Böylece güçlenme potansiyeli olan Türkiye’yi hem batıdan hem de doğudan kıskaca alma niyetinde olduğunu gösterdi. Diğer yandan Rusya,  Türkiye’nin Batıdan dışlanışını zevkle seyrediyor. Bunun için Kuzey Suriye’deki girişimlere kısmi destek  (uçuş hatları gibi) verdi. Ancak Rusya, Suriye’deki üsleri ve imtiyazları ile Artık bir Akdeniz ülkesi olarak düşünülmelidir. Bu bağlamda Suriye’de kendisi dışındaki tüm güçlerin bulunmasına karşı olacaktır. Suriye’deki en zayıf güç olarak gördüğü ve kendi desteği olmadan fazla bir varlık gösterme şansı olmayan Türkiye’ye yüklenecektir. Bu noktada ikili oynayarak, Türkiye’yi tedirgin eden son olayların arka planında yer almaya devam edecektir. Rusya, Suriye’de daha fazla Türkiye’ye destek vermeyecek ve aksine Suriye’den çekilmesini talep etmeye devam edecektir. Son yıllarda, aklıselim ve bilim dışı politikaları ile iç kamuoyu desteğini önemli ölçüde kaybeden AKP yönetimi, yaratacağı Suriye gündemi ile oy desteğini geri kazanma yollarını denemek isteyecektir. Ancak bu durum, Türkiye’deki Suriye dramının, bir trajediye dönüşmesine yol açabilir.  İhvan aşkı ve Müslüman kardeşler yandaşlığı üzerinden Arap Dünyasında prestij sağlama gayretleri nasıl bir serap etkisi yarattı ise bir Suriye girişimi de ülkemiz içinde benzer sonuçlar doğurmaya aday gözüküyor. Türkiye, AKP’nin akıl ve bilim dışı, siyasi İslam temelli ideolojik yaklaşımı ile tüm dünyada yalnızlığa sürüklenmiş bulunuyor. Bunu bedelini başta güvenlik güçlerimiz ile birlikte tüm toplum, hem ekonomik, hem siyasi açıdan, içte ve dışta ödemeye devam ediyor. Türkiye’nin yeni maceralar yerine; aklı elime, bilime, uzmanlığa, demokrasiye ve Atatürkçü iç ve dış politikaya, demokratik yollardan bir an önce dönmeye ihtiyacı bulunuyor. İç ve dış politikadan, ekonomik ve ahlaki çöküntüye kadar yaşanan bu trajik durum başka türlü toparlanamaz.

********

“HATALARIMIZI SORGULAYARAK YENİ MİLLİ STRATEJİLER BELİRLEMELİYİZ”

 Soner Aydın (Emekli Albay) – Terörün her türlüsü; ülkemizin huzur ve güvenliğini, devlet yapımızı, toprak bütünlüğümüzü ilgilendiren çok ciddi tehdittir. Bu tehdidin arkasında bölgemizi kendi çıkarlarına göre şekillendirmeye çalışan devletler (ABD, Rusya, Fransa, İsrail… gibi) vardır. Böyle bir tehditle mücadelede başarısızlık telafisi mümkün olmayan kayıplara neden olabilecektir. Bu nedenle terörle mücadele azami kararlılıkla, hiçbir boşluk bırakılmadan, tavizsiz olarak sürdürülmelidir.

Geçtiğimiz hafta PKK/PYD’li teröristler tarafından Suriye’nin Azez bölgesinde Özel Harekât Polislerimizi hedef alan güdümlü füze saldırısı sonrasında yapılan; “Son saldırılar ve tacizler bardağı taşırmıştır. Artık tahammülümüz kalmamıştır”, “ABD ve Rusya bize verdikleri sözü tutmamışlardır. Bundan sonra güvenliğimiz için gerekeni yapacağız” şeklindeki açıklamalar; bende, bundan önce terörle mücadelede gereken kararlılığın gösterilip gösterilmediği konusunda kuşku yaratmıştır.

Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ve güvenlik güçlerimizin özellikle PKK ile mücadelede kendilerine verilen görevleri büyük bir fedakarlıkla yapmakta olduklarından kuşkumuz yoktur. Ama açıklamalara bakıldığında öyle görünüyor ki; siyasi irade, ABD ve Rusya’nın sözüne güvenerek terörle mücadelede birtakım boşluklar bırakmış, PKK’nın Suriye’ye yerleşmesine tahammül etmiş, taciz ve saldırılar karşısında sabır göstermiştir. Güvenlik konusunda bir kural vardır: yüzde 99 güvenlik, güvenlik değildir. Düşman, kalan yüzde bir zafiyeti arayıp bulacak ve buradan saldıracak, hedefine buradan ulaşmaya çalışacaktır.

Son zamanlarda ABD ve Rusya ile ilişkilerimizin seyri, bu süreçte Suriye’de güvenlik güçlerimize yapılan saldırıların artması ve ardından bu açıklamaların yapılması dikkat çekicidir. Olaylar böyle gelişirken “Buralardan kaynaklanan tehditleri, ‘oralarda etkin olan güçlerle’ ya da kendi imkanlarımızla bertaraf etmekte kararlıyız” şeklindeki açıklama; muhataplara karşı pazarlık içeren bir mesaj mıdır, yoksa köprüler atılmış, PKK’nın kökünün kazınması konusunda kesin karar verilmiş midir? Bunu zaman gösterecektir. Sanıyorum Ekim ayı sonunda Roma’da yapılacak G-20 zirvesinden sonra bu konu daha iyi anlaşılacaktır.

Askeri yönden değerlendirmek gerekirse; 2002-2003 yıllarında yurt içinde ve yurt dışında toplam PKK’lı terörist sayısı 6 bin civarındayken günümüzde bu sayı Irak ve Suriye’de toplam 90 bine kadar çıkmıştır. PKK/PYD’nin Suriye’deki silahlı gücü yaklaşık 50 bin kadardır. Bu teröristler ABD tarafından bütün dünyanın gözü önünde desteklenmekte, silahlandırılmakta, eğitilmekte, ABD bütçesinden pay almaktadır. ABD; PKK’yı Suriye’ye yerleştirmiştir, yönetim sistemini kurmuştur. Rusya, Fırat’ın batısında Türk Silahlı Kuvvetlerinin PKK/PYD ile temasını önlemek için gereken önlemleri almıştır. Bu aşamaya gelinmesinde bizim yaptığımız hataların sorgulanmasında yarar vardır.

Bundan başka; yurt içinde FETÖ tehdidi hala devam etmektedir, FETÖ’nün yerini almaya çalışan (bazıları dış destekli) tarikatlar birbiriyle yarış halindedir, ülkemizde kimin nesi olduğu bilinmeyen milyonlarca göçmen barınmaktadır, Suriye’de ülkemiz için tehdit oluşturan radikal İslamcı terör örgütleri dış destekle varlıklarını ve eylemlerini sürdürmektedir, Yunanistan Ege ve Doğu Akdeniz’de yine ABD’nin desteğiyle fırsat kollamaktadır. Bölgede bizi destekleyecek ülke neredeyse kalmamıştır. Kalanlar da ABD ve Rusya’ya rağmen elini taşın altına koyar mı bilemeyiz. Bu koşullarda Suriye’de PKK/PYD’ye yönelik kapsamlı bir askerî harekât; birkaç cephede, birden fazla düşmana angaje olacak büyük bir askeri güç, asıl önemlisi çok büyük bir ekonomik güç gerektirecektir.

Bu koşullarda, ABD ve Rusya’ya rağmen zamansız ve hazırlıksız girişilecek bir askerî harekât daha büyük kayıplara neden olabilecektir. Ben PKK/PYD’nin Fırat’ın doğusundaki varlığına yönelik kapsamlı bir askerî harekâta ihtimal vermiyorum (belki Türk kamuoyunu etkilemek için küçük çaplı, sınırlı hedefli operasyonlar yapılabilir). Bunun yerine; hatalarımızı sorgulayarak yeni milli stratejiler belirlemek, konuyu uluslararası zemine taşımak, bölge ülkeleriyle, özellikle de Suriye yönetimiyle ilişkilerimizi geliştirerek bütün sorunlara ortak çözümler aramak, bu emperyalist projenin karşısına güçlü bir bölgesel cepheyle çıkmak daha yararlı olacaktır kanaatindeyim.