‘FETÖ’den kurtulan yargı siyasetin parçası olmaya devam etti’

İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu, "15 Temmuz 2016 sonrasında FETÖ'den kurtulan yargı, bu kez de öğrendiği aynı yöntemle yargıyı araçsallaştırmaktan çekinmedi" dedi.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu, Türkiye’de hukuksuzluğun bu denli yoğun yaşandığı bir zaman diliminin hiç olmadığını ifade ederek, “2010 referandumuyla yargısını FETÖ’ye teslim eden ülkede, 15 Temmuz 2016 sonrasında FETÖ’den kurtulan yargı, bu kez de öğrendiği aynı yöntemle yargıyı araçsallaştırmaktan çekinmedi. Yargı siyasal stratejilerin parçası olmaya devam etti” dedi.

İstanbul Barosu Genel Kurulu, Haliç Kongre Merkezi’nde başladı. Geçen yıl pandemi nedeniyle yapılamayan kurulda bu yıl 7 aday var.

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Divan Kurulu seçimi yapıldı. Divan Başkanlığı’na Çağdaş Avukatlar Grubu’ndan Avukat Mert Er Karagülle seçildi. Divan heyeti üyeliklerine de muhalif grupların ortak listesinden isimler seçildi.

“En Ağırı Hukuksuzluğun Yargı Eliyle Meşrulaştırılması”

İstanbul Barosu Başkanlığı’nı 3 yıldır sürdüren Mehmet Durakoğlu, Genel Kurul’un açılışında yaptığı konuşmada, “Türkiye, yargısının her dönem sorunlar yaşadığı, idealize edilmiş bir yargı yapılanmasının bir türlü oluşturulamadığı bir ülkeydi ama hukuksuzluğun bu denli yoğun yaşandığı bir zaman dilimi tarihinde hiç ama hiç olmadı. Ama en ağırı ve belki de bizi en çok ilgilendiren yanı, bu hukuksuzluğun yargı eliyle meşrulaştırılmasıydı” dedi.

Durakoğlu, şunları söyledi:

“YARGI SİYASAL STRATEJİNİN PARÇASI OLMAYA DEVAM ETTİ: 2010 referandumuyla, yargısını FETÖ’ye teslim eden bir ülkede, 15 Temmuz 2016 sonrasında FETÖ’den kurtulan yargı, bu kez de öğrendiği aynı yöntemle yargıyı araçsallaştırmaktan çekinmedi. Yargı siyasal stratejilerin parçası olmaya devam etti. Basına açılan davalarda sadece ifade özgürlüğü ve onun bir türevi olan basın özgürlüğü kısıtlanmakta. Yapılan yargılamalar, verilen mahkumiyetler sadece sanıkları cezalandıran değil, bütün basına verilen göz dağıydı. İşleri yazı yazmak olan insanlar otokontrole sevk edildi. Öylece halkın haber alma özgürlüğü kısıtlandı. FETÖ döneminde sahte dijital deliller üretilirdi. Şimdi delile de ihtiyaç duyulmadan, bir menzile ulaşmak temel bir amaç olarak saptanmış durumda. Siyasetin ‘Gezi Tartışması’ adını verdiği bu ülke tarihinin en etkin demokratik protesto günlerini yine yargı eliyle darbe girişimine dönüştürmek, yaşatılan mahkumiyetlerle toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanılmasını engellemek bir başka menzil olarak saptanmıştır.

“Bunca Siyasetçinin Hukuk Konuştuğu Yerde, Hukukçular Da Siyaset Konuşacak”

Bunları yaptığımız için bizi siyaset yapmakla suçladılar. ‘Çıkar cübbeni de gel’ dediler. Bunca siyasetçinin hukuk konuştuğu yerde, hukukçular da siyaset konuşacak, alışacaksınız buna. Hukukun siyasetini yapmaya devam edeceğiz. ‘Çıkar cübbeni gel’ diyenlere buradan sesleniyorum. Bizim cübbemiz ruhsatımızdır. Cübbelerle Yargıtay açılışı yapacaksın, işine geldiğinde, Diyanet İşleri Başkanı’nın cübbesini oy konsolide etmede kullanacaksın. İşine geldiğinde onu şeyhülislam gibi kullanıp nefret söylemleri geliştireceksin. Biz karşı çıktığımızda, biz afişe ettiğimizde, hukuka davet ettiğimizde siyaset yapmış olacağız öyle mi? Biz yapacağız bu siyaseti. Soruşturma da açsan, bizi sanık da yapsan yapacağız.

“Demokrasiden Vazgeçmediğimiz İçin İkinci Baro Kuruldu”

İstanbul Barosu’nun adına yakışan, büyüklüğünün simgelendiği daha pek çok olguya da işaret edebiliriz. İkinci baro işte tam da bu yüzden kuruldu. Sandıklara sahip çıkıp, demokrasi mücadelesinden vazgeçmeyi reddettiğimiz için, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını savunduğumuz için, insan hakları mücadelesini bir duyarlılık, bir hassasiyet olarak değil, bir görev olarak yaptığımız için kuruldu ikinci baro.”