Fosil yakıt tekelleri ne anlatıyor?

Artan gaz fiyatları kömüre talebi artırdı. Elektrik üretiminde kömürün payının büyümesi ise küresel karbon emisyonunu artıracak. Bu da iklim krizine karşı mücadeleyi sekteye uğratacak.Fosil yakıt tekelleri ne mesaj veriyor?
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Küresel enerji krizi fosil yakıt tekellerine yaradı. Yüksek gaz fiyatları nedeniyle Avrupa, Çin ve Uzakdoğu’da elektrik üretiminde gazdan kömüre geçiş hızlandı. Kömürden elektrik üretimi haziran-eylül arasında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 15 arttı. Dünyanın en büyük enerji tüketicisi konumundaki Çin, kış dönemine girerken elektrik tedarikini sürdürülebilir kılmak için kömür üretimi ve ithalatının artırılmasına yönelik karar aldı. Hindistan’da ise beklenmedik bir hızla yükselen talep karşısında santrallardeki kömür rezervleri dibe vurdu. Bu durum beraberinde pek çok sorunu getirdi. Elektrik üretiminde kömürün payının büyümesinin, küresel karbon emisyonlarındaki artışı hızlandırabileceği öngörülüyor.

İskoçya’nın Glasgow kentinde 31 Ekim-12 Kasım tarihlerinde düzenlenecek ve yaklaşık 200 ülkenin lider ve temsilcilerinin katılımının beklendiği Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26. Taraflar Konferansı (COP26) öncesi, arz kısıtları nedeniyle fosil yakıt kullanımında yaşanan artış, iklim kriziyle mücadele için atılan adımları gölgeliyor.

Düşecek Arz Fiyatı Katlayacak

Uzun yılardır kömür sektöründe çalışan, dünyada ve ülkemizde kömür sektöründeki gelişmeleri yakından izleyen Dr. Nejat Tamzok şu değerlendirmeyi yaptı:

“Son dönemde uluslararası piyasalardaki kömür fiyatları akıl almaz bir hızla yükseldi. Avustralya buhar kömürü (Newcastle) için, bir yıl önce tonu 50 dolarlar seviyesinde olan fiyatla, bir ara 270 dolarları gördü. Neredeyse bir yılda yüzde 450 oranında bir artıştan bahsediyoruz. Kömürde böyle bir fiyat hareketi daha önce hiç görülmedi.

Kömür fiyatları, küresel elektrik talebinin salgın nedeniyle daraldığı geçtiğimiz yılın ortalarında neredeyse son 15 yılın en düşük noktasına kadar gerilemişti. Salgın nedeniyle uygulanan kapanmaların hafiflemesiyle birlikte, özellikle Asya’dan gelen talep nedeniyle hızla yükseldi ve son yılların en yüksek seviyelerini gördü. Elektrik talebinin 2021 ve 2022 yıllarında da hızlı büyümeye devam etmesinin beklendiği dikkate alındığında, fiyatların bir süre daha yüksek seyredeceği öngörülebilir. Diğer taraftan, küresel gaz fiyatlarındaki artış, Çin’deki buhar kömürü üretiminde aksamalar gibi faktörler de bu eğilimi desteklemekte.

Ülkemizdeki ithal kömür yakıtlı santrallar ve genel enerji dengesi açısından, fiyatların orta ve uzun vadedeki yönü çok daha önemlidir. Bu noktada ise küresel kömür arzı belirleyici olacaktır.

Arz tarafında, şiddeti giderek artan pek çok engel bulunmaktadır. Başta Çin ve Hindistan olmak üzere küresel kömür talebinin geleceği konusundaki belirsizlikler, daha düşük maliyetlerle üretilebilecek kömür yataklarının giderek azalması, küresel ısınma olgusunun tetiklediği iklim politikaları, yenilenebilir kaynakların yükselişi, enerji depolama teknolojilerindeki gelişmeler gibi pek çok parametre nedeniyle finans kuruluşları kömür madenciliği ve kömürlü santral finansmanından çekilmekte, ihracatçı ülkeler yatırımlarını yavaşlatmakta, pek çok uluslararası şirket kömür üretiminden vazgeçmektedir. Öte yandan, hızla yaygınlaşan karbon fiyatlandırma mekanizmalarının ve karbon vergilerinin, kömür yatırımlarından kaçışı daha da hızlandıracağı açıktır. Dolayısıyla, önümüzdeki yıllarda küresel kömür arzının, talepten hızlı düşmesiyle, fiyatların daha da yukarılara doğru hareket etmesi yüksek bir olasılıktır. Bu durum ithal kömür yakan santrallerin önündeki en önemli riski oluşturmaktadır.”

İklim Krizi ve Glasgow Zirvesi

İklim kriziyle ilgili yapılacak Glasgow Zirvesi öncesi, spekülatif fiyat artışları ile fosil yakıt tekelleri ne mesaj veriyor?

Geçtiğimiz yıl dünya ölçeğinde etkin olan pandemi, dünya ölçeğinde enerji kaynaklarına olan talebi azalttı. Oluşan arz fazlasıyla petrol fiyatları hızla düşerken, doğalgaz fiyatları da gerilemekteydi. Pandeminin yıkıcı etkilerinin bir derece azalması ve kısıtların kalkmasıyla, sanayi hareketlenmiş ve fosil yakıtlara talep artmıştı.

Ancak bu artış, pazarda satış fiyatı 70 dolar olan buhar kömürünün fiyatının 3,5-4 kat artarak 250-280 dolar/ton olmasını, gaz fiyatlarının ise 5-10 kat artmasının gerekçesi olamazdı. Fiyatların çok kısa sürede bu kadar hızla yükselişi, bu yükselişten yararlananların yalnızca spekülatörler, simsarlar vb. olmadığı, daha büyük güçler ve kurumlar olabileceğine işaret etmekteydi.

ABD’de de, petrol ve gaz lobilerinin sözcüleri, petrol ve gazın geri plana atıldığını, sürekli değil kesintili kaynak olarak tanımladıkları ve güvenilmez buldukları güneş ve rüzgâra gereğinden fazla destek ve ağırlık verildiğini iddia etmekteydi. Geçtiğimiz yıllarda artan yerli üretimle ABD dünya doğalgaz üretiminde en ön sıralarda yer almaktaydı. Çatlatma yöntemiyle gaz ve petrol üretimi için yatırım yapan; ancak maliyetleri hızla artan yatırımcılar petrol fiyatlarının dibe vurduğu dönemde, büyük zararlarla karşı karşıya kalmışlardı. Bloomberg’in bir çalışmasına göre, çatlatmalı yöntemlerle petrol ve doğalgaz üreten şirketlerin yaptıkları harcamalar, gelirlerinden 300 milyar dolar fazlaydı.

Biden iş başına gelince; aldığı ilk kararlardan biri Paris İklim Anlaşmasına geri dönmek oldu. Açıklanan, emisyonları 2030’a kadar 2005’deki düzeyin %50 altına düşürmek, 2050’de ise karbon salımlarını sıfırlamak, 2035’e kadar elektrik üretimini tamamen yenilenebilir kaynaklara dayandırmak gibi hedeflere nasıl ulaşılabileceği ise merak konusu. Bu iddialı hedeflere ulaşmak için yapılması gereken bazı yasal düzenlemelerin, Senatodaki oylamalardaki eşitlik, ancak Senato Başkanının da katılması halinde Demokrat Parti lehine dönebildiği için, Senatodan geçmesi kolay olmayacak.

Joe Biden’ın enerjide dönüşüm programı iklim kriziyle doğrudan mücadele yerine, esas olarak bir bölümü sosyal boyutu da olan altyapı yenileme yatırımlarına kamu kaynakları ile hızlandırmayı öngörüyor. Program, fosil yakıtlı santrallar, hidrolik çatlatma yoluyla petrol ve gaz çıkarılması vb. faaliyetlerin durdurulması, kömür santrallarının hızla devre dışı bırakılması vb. somut hedefler içermiyor. Tersine karbon emisyonları ile ilgili olarak kullanılan sıfır emisyon, nötr karbon gibi sorunlu terimler, fosil yakıt temelli faaliyetlerin sürmesini ancak salımların tutularak yer altında depolanması gibi yöntemleri öngörüyor. Karbon salımlarını tutma ve yer altına depolama çalışmaları ilave bir enerji ihtiyacı doğuracağı gibi, yer altı sularına karışma, çatlaklar, yer sarsıntıları vb. nedeniyle yüzeye çıkma riskleri de içeriyor.

ABD’de, petrol ve gaz şirketleri, fosil yakıt tüketiminin denetlenmesi ve sınırlanmasına yönelik attığı ürkek adımlardan bile geri durması için Biden yönetimine yoğun baskı uyguluyorlar.

Kaynak: Birgün