Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Su Yasasının aciliyeti

Yalçın Bayer 14 Ekim 2021 tarihli Hürriyet gazetesindeki “Yeni Su Yılına Şiddetli Kuraklıkla Girdik!” başlıklı yazısında çok önemli bir konuya değindi: Susuzluk ve ona bağlı kuraklık tehdidi.

Bayer’in yazısında alıntı yaptığı İnşaat Mühendisi Dursun Yıldız, su kıtlığının ve yönetiminin hafife alınacak bir olgu olmadığını, meteoroloji, su yönetimi, iklim değişikliği vb. konularını kapsayacak yeni bir Bakanlık oluşturulmasını zorunlu gördüğünü ifade ediyor. Kimdir Dursun Yıldız? Devlet Su İşleri eski yöneticisidir. İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi öğretim görevlisidir. ‘Su Politikaları Derneği’ Başkanıdır. Su konusunda yayınları bulunan yetkin bir kişidir Yıldız. Dedikleri ciddiye alınmalı. Diyor ki:

“Halen su yönetimi konusu Tarım Bakanlığı bünyesinde sıkışmış durumda. ‘Su Yasası Taslağı’ yakında TBMM’ye gelecek. Yasayı havza ölçeğinde uygulayacak güçlü bir kurumsal yapıya ihtiyaç var. Bu yasa ‘İklim Yasası’ ve ‘Biyoçeşitlilik Yasası’ taslakları ile birlikte ele alınırsa daha uygun olur.

Paris İklim Anlaşması’nı TBMM’den geçirdik. ‘Yeşil Dönüşüm Eylem Planı’nı yayınladık. Bunların uygulanabilmesi için eksiklikleri bir an önce tamamlamamız şart. Tüm kurumların koordinasyon içinde çalışması gerekli.”

Su Yasası

Burada en başat konu “Su Yasası”dır. Bundan 20 yıl önce İnşaat Mühendisleri Odası Genel Başkanı görevindeyken DSP Amasya Milletvekili Gönül Saray’ın girişimiyle TBMM bünyesinde oluşan “özel komisyon” ile “Su Yasası” hazırlanması için çeşitli kamu kurumlarının temsilcileriyle toplantılar düzenlenmişti. Ama bunlardan somut bir sonuç alınamadı.

Mart ayında “Su Şurası” tanıtımında yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Su yönetimindeki yetki çatışmalarını önlemek amacıyla Meclis’te bir su kanunu hazırlıyoruz” demesi de umudumuzu artırmıştı. Dileriz artık onlarca sorumlu makam arasında ‘şaşırıp kalan’ su yönetiminde eşgüdümü sağlayacak bir yasa hazırlanır da israfların, plansızlığın, kaçakların önüne geçilir. Ne demişti Cumhurbaşkanı? “Suyumuzu korumakla vatanımızı korumak arasında hiçbir fark görmüyoruz.” Bu tespite kimsenin karşı çıkacağını sanmıyorum.

Havza ölçeği

Dursun Yıldız’ın vurguladığı gibi su kanununda eşgüdümün her şeyden önce “havza ölçeğinde” ele alınması büyük önem taşıyor. Nitekim Prof. Dr. Metin Sözen Başkanlığındaki ÇEKÜL Vakfının oluşturduğu ‘havza birlikleri’ benzer bir yaklaşımla, parti, siyasi görüş ayrılığı demeden kamu-sivil ortaklığını sağlamıştı. Çünkü “tarih boyunca akarsu boylarında gelişen kentler, bulundukları havzada aynı hayat kaynağından beslenmiş, benzer bir kültür yaratmışlardır.” Bu ortak kimlikler arasındaki güç birliği, su yönetiminde de tayin edici bir rol oynayabilir.

‘Su Politikaları Derneği’nin su yasası konusundaki bir raporunda şöyle deniyor:

“Su kaynaklarının yönetimi söz konusu olduğunda tüm uzmanların birleştikleri konu, tüm havzanın bütüncül bir yaklaşımla değerlendirildiği ve planlamanın sürdürülebilirlik temelinde yapıldığı Entegre Su Kaynakları Yönetimi’nin (ESKY) bir zorunluluk olduğudur. Çünkü akarsu havzaları, birbirlerini etkileyen karmaşık alt sistemlerden oluşan büyük bir sistemler bütünüdür. ESKY, su kaynaklarından maksimum ekonomik ve sosyal getirinin elde edilebilmesi için havzadaki su, toprak ve bunlarla ilişkili kaynakların korunması, yönetilmesi ve geliştirilmesi çalışmalarının eşgüdümü sürecidir. Bu süreç, kaynakların eşitlikçi kullanımının, tatlı su ekosistemlerinin korunmasının ve gerektiğinde restorasyonunun planlanmasını da içerir.”

Gediz kirliliği

Kamu yararı esas alınarak hazırlanacak bir yasa partizanlığın da önüne set çekebilir. Örneğin geçtiğimiz aylarda Başkan Tunç Soyer’in Gediz nehrinin temizlenmesi için girişimlerinin karşılıksız kalması, hatta engellenmesi gibi bir durum ortaya çıkamaz. Nitekim, partizanlığın aşılabildiği ÇEKÜL’ün sözünü ettiğim “Kendini Koruyan Kentler “ projesi çerçevesinde oluşan ‘havza birlikleri’, ortak doğal ve kültürel zenginliklerin bütünleşmesini sağlamıştır.

Aksi takdirde 2009 yılında, zamanın Çevre ve Orman Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu’nun durumuna düşer insan. Ne demişti Bakan Eroğlu, İzmir, Uşak, Manisa Valileri ile İzmir Büyükşehir ve Manisa Belediye Başkanlarının katıldığı “Gediz Havzası Eylem Planı” değerlendirme toplantısında?

“Gediz’de birlikte mücadeleyle hedefe varacağız. Balık avlayacağımız günler yakın. Hedefimiz tertemiz yapmak. Gediz bizim yüzümüzün akı olmalı. Daha önce bu hedef için 31 Aralık 2012 saat 17.00’yi verdik. Bu tarih geçerli. Hatta 2011 yılına çekmek için gayret ediyoruz.”

Eroğlu, kirletenlere ilişkin bir soruya ise “Amacımız bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek” yanıtını vermişti. Ne var ki, üzüm yenemedi. Çünkü bağcıyı kızdırmak istemediler. Hedeflenen günden kaç yıl geçti, siz hesaplayıverin!