Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

İşte Dünya ve işte Atatürk!..

İki haftadan beri sütunlarıma aldığım “bir Türk denizcisinin ‘Atatürk anılarının üçüncü bölümü…
“Deniz Mühendisi” Mehmet Ali Ergöz’ün anılarını okumamış olan okuyucularımın okumalarını ve de “okumayanlara okutmalarını” dilerim. Diliyorum ki, “Atatürk’e saygı göstermeyen, hakaret etmeye kalkışan nankörlerin nasıl birer insan olduklarını” daha iyi anlasınlar!.. “Onun anılarını bana gönderen” arkadaşıma teşekkür ediyor, sayın Mehmet Ali Ergöz’e de şükranlarımı sunuyorum. … İşte anıların 3’üncü bölümü…

***

Yıl 1988…

Ekvador’un Guayaquil şehri…
Gemideki işim bitince, çevreyi tanımak için dolaşmaya çıktım.
Bir okula rastladım. okulun girişindeki alanda 5 tane büst gördüm.
Birinci büst Simon Bolivar’a aitti.
İkincisi Che Guavera,
üçüncüsü Fidel Castro,
Dördüncüsü Emiliyano Zapata
ve Beşinci büst Mustafa Kemal Atatürk’e aitti.
Büstleri inceleyip İspanyolca açıklamaları anlamaya çalışırken, öğretmen olduğunu düzgün İngilizcesi ile söyleyen bir kişi geldi.
Nereli olduğumu sordu.
Türk olduğumu söyleyince, içtenlikli bir ilgi gösterdi.
Atatürk hakkında konuşmaya başladık. Türk devrimi konusundaki bilgisi yüksekti.
Atatürk’ü, saygı duyduğu diğer 4 devrimciden ayrı tuttuğunu söyledi.
“O yalnızca ülkesini kurtarıp modern bir ulus yaratmakla kalmadı, ezilen uluslara evrensel bir örnek yarattı. İnsanlık tarihinde hiçbir lider bunu başaramamıştır” dedi.
O an duyduğum övünç ve mutluluğu unutmam mümkün değildir.

***

Yıl 1989…

Cezayir’in başkenti Cezayir’deyiz… Yetmiş, seksen ve doksanlı yıllarda; Kuzey Afrika ülkelerinin tümüne, yaşamları için gerekli olan pek çok şeyi Türkiye’de üretilmiş ürünlerle biz götürüyoruz. Bu ürünleri, Türk yapısı gemilerle taşıyoruz. Bir gün, geminin zabitan salonunda Cezayirli acente memuruyla sohbet ediyoruz. Memura şöyle bir soru sordum; “Resmi dil olduğu için Fransızcayı yani bir Avrupa dilini biliyorsunuz. Hemen karşınızda Fransa var. 1962 yılında bağımsızlığınızı kazandınız. Ancak, hala gelişmemiş bir ülke durumundasınız. Bunun nedeni nedir?” dedim. Şu yanıtı verdi; “Bağımsız bir ülke olduğumuz doğru. Ancak, bu kalkınmak için yeterli değil. Bizde, sizdeki gibi bağımsızlıktan sonra ülkeyi devrimleriyle çağdaşlaştırıp kalkındıracak bir Atatürk çıkmadı. Sizin en büyük şansınız Atatürk’tür. İlerleyip bugüne gelebilmenizin nedeni odur.”

***

Yıl 1990…

Cezayir’in Arzew Limanı’na hububat götürdük. Yolda içe suyu tankı kirlendiği için tüm içme suyunu denize basmıştık. Limana yanaştık, su istedik. Liman yetkilileri, su pompalarının beş yıldır bozuk olduğunu, bu nedenle su veremeyeceklerini söylediler. Biraz da alaycı biçimde “Pompayı tamir ederseniz su alabilirsiniz” dediler. Öneriyi ciddiye aldık. Pompayı söküp geminin atölyesine getirdik. Pompa Fransızlar tarafından monte edildikten sonra hiç bakılmamıştı. Onların bıraktığı yedek parçalarla pompayı çalışır duruma getirip montajını yaptık ve tanklarımızı doldurduk. Bu işler bittikten sonra bir liman yetkilisi gemiye geldi. Biz, su parası isteyeceğini beklerken, yetkili kişi, “Önce Atatürk’e, sonra size teşekkür ediyoruz” dedi. Şaşırıp kalmıştık. “Bize teşekkür etmenizi anladık ama Atatürk’e teşekkür etmenizin nedeni nedir” dedik. “O olmasa, siz bu pompayı tamir edecek bir eğitim alamazdınız” dedi. Bu arada yakında bulunan bir Yunan gemisinin de su istediğini söyledi. Ona su verip vermemeyi bize sordu. (Haftaya; Son bölüm – 1999 – 2017)

+++++++

Büyük kaybım ve Tunç Başkan’a mesajım!..

İzmir’e gelip yerleştiğim ve rahmetli Kemal Ilıcak’ın Tercüman Gazetesi’nin Ege Temsilciliği’nde göreve başladığım günlerde tanıdığım, yıllar yılı “Kardeşim” dediğim, Urla’daki “Gazeteciler Sitesi’ni beraber yaptığımız” büyük dostum ve arkadaşım Ahmet Yağcıoğlu’nu kaybettim.

Öcal Uluç ile Ahmet Yağcıoğlu aileleri adeta “tek aile gibi” idi… O, tanıdığım “en dürüst, en ahlaklı, vatanına, milletine sevgi dolu” insanlardan biri, “kültür hazinesi” bir insan, “örnek” bir aile babası idi… Kalbimdeki yeri dolmayacak… Ve biliyorum ki, mekanı cennet oldu ve nurlar içinde yatıyor…

Onu, Doğançay Mezarlığı’nda toprağa verdik. Mezarlığın “yeni” bölümünde…
Gördüğüm manzara içler acısı, Türkiye adına, İzmir adına, Karşıyaka adına utanç verici idi.
O görüntüleri, detaylarıyla anlatmayacağım. Zira Ahmet’imin mezarı başındaki duygularımı “gördüklerimi yazarken” yeniden yaşamak istemiyorum…

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Tunç Soyer’e bir mesajım var; Mezarlıkta yanımda olan Eşim Özay Uluç’a dedim ki; “Vasiyetimdir; ne olur, beni böyle bir yere gömmeyin!..”

Ahmet Yağcıoğlu’nun ailesine, meslektaşlarına, yakınlarına, dost ve arkadaşlarına baş sağlığı ve sabır dilerim.

++++++++

İnternet’ten “esen” rüzgarlar!..

Kanada’da harika bir proje hayata geçiriliyor; Huzurevleri ile Yetimhaneleri birleştirmek. Büyükler torunları buldu, Yetimler anne ve baba  sevgi ve ilgisini ilk kez yaşadı. Yaşlıların sağlıklarında iyileşme başladı. Yaşama istekleri ve hayata olan ilgileri arttı. Sonuç, tüm beklentileri aştı!

+++++++

SÖZÜN ÖZÜ

 “Matematiğin babası” sayılan, “Ahlaklı olmadan dindar olunmaz” diyen büyük İslam Alimi Harezmi’ye “İnsanı matematikle anlatabilir misiniz”” diye sormuşlar. Demiş ki; İnsan, güzel ahlaklı ise = 1 eder. Yakışıklı ise buna bir sıfır ekleyin =10 eder. Varlıklı ise buna bir sıfır daha ekleyin = 100 eder. Nesep sahibi (Soylu) ise, bir sıfır daha ekleyin = 1000 eder. Fakat “ahlak” olan “1” giderse, insanın kıymeti biter ve geriye değeri olmayan sıfırlar kalır!..

+++++++ 

ERDEM…  VE POLİTİKA

KURAN ve NUTUK  bizler için çelişkilerin değil, birlikteliğin, birbirini tamamlamanın ahengi içindeydiler. Bugün için de aynı özellikleri ile yaşamımızdadırlar.

Ali Naili Erdem

+++++++

Şair Eşref  Şayet Yaşasaydı… Ne yazardı?