Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Fanatizm illeti…

AKP’nin 19 yıldır sürdürdüğü, “Kavgacı, ayrımcı, farklı düşünenleri dışlayıcı/tehdit edici/her türlü suçlamayı, hakareti, iftirayı, yalanı mubah gören” politikaları yüzünden; (zaten fazlası ile mevcut olan) bölünmeler, kamplaşmalar, düşmanlıklar iyice zirve yapmıştır. Fanatizm, en ince damarlarımıza kadar nüfuz etmiştir.

1- Her cemaat mensubu, diğer cemaatleri, küfre düşmekle itham etmektedir.

2- Her partili; diğer partilileri düşman gibi görmektedir. Her türlü baskıyı, iftirayı, hakareti, dışlamayı, zulmü mubah saymaktadır.

3- Her takımın taraftarları, diğer takım taraftarlarından nefret etmektedir. Küfürü, kavgayı, normal görmektedir.

4- Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Her taraftan misal verebiliriz. Özellikle, medyayı gösterebiliriz. Hepsi, (hem iktidar hem de muhalefete destek verenler) yandaşlarını yere göğe sığdıramamakta; karşı tarafa ise her türlü yalanı, hakareti, uydurma haberi, iftirayı, suçlamayı mubah saymaktadır. Farklı fikirlere söz hakkı tanımamaktadırlar. Her gece aynı kişileri ekrana çıkarmakta “çok bilmişler sohbeti” düzenlemektedirler. Karşı taraf devamlı olarak suçlanmakta, en kötü konular bile abartılmakta, hiçbir zaman karşı tarafın takdir edilebilecek bir davranışı, dile getirilmemektedir. Halkımızın okumayan/araştırmayan bir toplum olduğunu bilmenin rahatlığı içinde, gerçekler saptırılmaktadır. Toplumdaki gerilimlere, devamlı körüklenmektedir. Bu arada, her türlü ahlaki değerden nasipsiz troller de “sahiplerinin sesi” olarak fitne ve fesat kazanını kaynatmaktadırlar. Mesela;

a) Elli yıldır tanıdığım; beraber mesai yaptığım, Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili Yeniçağ Gazetesi’nde bir röportajım çıktı. Doğru bildiklerimi dile getirdim. Bugüne kadar, dürüstlüğü, çalışkanlığı, saygısı vb. konulardaki izlenimlerimi aktardım. Milli ve manevi değerlere çok saygılı bir insan olmam hasebiyle, benim gibilerin duygularını incitecek bir sözüne ve davranışına (Milli Şef döneminin aksine) şahit olmadığımı belirttim. (Kaldı ki AKP’ye muhalif olmamın en büyük sebebi; dini politik çıkarlarına alet etmeleri; milli, manevi değerleri ve toplumun ahlaki yapısını dejenere etmeleri; Türk/TC/Ne Mutlu Türküm Diyene vb. kavramlara, Andımıza düşmanlık etmeleri, Hanefiliğin yerine Şia/Vehhabilik ve Selefiliği ön plana çıkarmalarıdır.)

b) Hemen Aktrollerin hücumu başladı. Her türlü hakaret ve iftiralar sıralanır oldu. Ne Fetöcülüğüm kaldı ne de HDP yandaşlığım. Hâlbuki bu zavallılar, Gözlem Gazetesi’nde çıkan ve internette de yer alan yazılarımı okusalar ya da “Yaşadıklarım/Unutmadıklarım/Yazdıklarım” adı ile çıkan kitabımı inceleseler, HDP’yi ve cemaatçiliği nasıl tenkit ettiğimi görürlerdi. (Mesela, en son 2 Ekim 2021 tarihli Gözlem’de HDP’yi ve CHP’yi nasıl tenkit ettiğimi görürlerdi.)

c) Aynı fanatizm muhalefet medyası için de geçerlidir. Benimle ilgili hiçbir zaman haber çıkmaz. Yaptıklarım (Metro ve Büyük Kanal bile) sık sık CHP’li başkanlara mal edilir. Mesela; 5 Ekim tarihli Sözcü Gazetesi’nde Aytaç Erkin’in “Erdoğan, CHP’nin gıda tanzim projesini keşfetti” diye bir yazısı çıktı. Başkan İlhan Alyanak’a övgüler düzüyor. (Kıskandım mı? Hayır. Aksine, Rahmetli Alyanak’a verdiğim destekleri, kendisini nasıl onore ettiğimi, ailesi dahil çok kişi bilir.) Ama haber yanlış. Zira, belediyelerin tanzim satışı yapmaları, merhum Ecevit tarafından, 1974 yılında emredilmişti. Sadece İzmir’de değil, birçok şehirde uygulama yapıldı. Ama asıl başarı bizim kurduğumuz (İlk dönemde İrfan Akça’nın ikinci dönemde Bülent Sezen’in ve tüm personelin harika performansları ile) TANSAŞ tarafından gerçekleştirildi. Pahalılığın stokçuluğun gerçek anlamda belini kırdık. (Sermayemiz 10 milyon TL ve günlük ciromuz, 1 milyon TL idi.) Sadece İzmir’e değil, Ege’nin büyük bölümünde halkın cankurtaran simidi olduk. Merhum Özal ile ters düşmekten bile yılmadık. Halkın yolunda olduk.

-Bu arada “Sosyal Belediyecilik” edebiyatı yapanlar, hiçbir zaman bizim 32 bin aileyi bir TV fiyatına ev sahibi yaptığımızı; burs, aşevi, yetiştirme yurtları, meslek kursları, ilk kadın sığınma evi, engellilere desteklerimiz, sağlık hizmetleri vb. hizmetleri, okullara yardımlarımızı, kreşlerimizi, kütüphaneleri dile getirmezler. Niçin? Çünkü bizim inançlı bir yapımız vardır. 10 yıllık görev dönemimde, maaşların, ücretlerin, istihkakların, borçların, vergi ve SSK ödemelerinin ve de geçmiş dönemde hiç ödenmeyen tüm borçların bir gün bile gecikmediğini belirtmezler. 10 yıl içinde tek kuruş banka kredisi kullanmadığımızı (belediye şirketleri dahil) tüm şirketlerimizin kar ettiğini, tam anlamıyla katılımcı, şeffaf, denetlemelere açık, tüm tenkit ve önerilere saygılı, partizanlık yapmayan, dürüstlüğü ve liyakat sistemini ön planda tutan, lüks ve israfa izin vermeyen, çalışanlara yetki ve inisiyatif veren, kimsenin ekmeğini ve şahsiyeti ile oynamayan, kul hakkı konusunda çok titiz bir uygulama yaptığımızı takdir etmezler. Planlama, fizibilite, verimlilik ve nakit akımı tablolarına verilen önemi görmezler.

-Peki, bu durum umurumda mıdır? Kesinlikle hayır. Her gittiğim yerde, İzmirlilerin gösterdiği sevgi bana yeter. Elbette bir de Cenab-ı Hak’kın rızasını ümit etmekteyim. Hayır, dualardan mutlu olmaktayım…

Not: Bizim, 1995 yılında başlattığımız “evlenecek çiftlerin sağlık kontrolü” uygulamasını, Sağlık Bakanlığı yeni başlattı.