Ortada “ilkeleri büyük ölçüde yıpratılan” bir Anayasa varken, daha ne isteniyor?

Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

TC Anayasası’nın “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni tarif eden ilk iki maddesi” şöyledir:

I. Devletin şekli: Madde 1 – Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

II. Cumhuriyetin nitelikleri: Madde 2 – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

Ne var ki, Anayasa’nın değiştirilmesi ve “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin devreye sokulması” ile son yıllarda “İnsan hakları, Atatürk Milliyetçiliği, ‘Başlangıç’ta belirtilen temel ilkeler” önemli ölçüde yaralar almış… “Demokratik Rejim, Laiklik, Sosyal Devlet, Hukuk Devleti ilkeleri” de büyük ölçüde zedelenmiştir…

Bu tablo, “Anayasa’nın “Türkiye Cumhuriyeti’ni tarif eden ana ilkelerinin fiiliyatta ‘tam olarak’ uygulanmadığını ve ‘giderek’ zayıflatıldığını” ortaya koymaktadır.

İktidardaki Cumhur İttifakı, “daha ne istemektedir” sorusu, ülke siyasi gündeminin ilk maddesi olmaya devam etmekte, “Partiler ve seçim kanunlarında yapılması beklenen ve oy barajını da değiştirecek olan” adımlarla beraber, yeni açılan Meclis’te “nelerin olacağına dair iddialar” Ankara kulislerindeki havayı da germektedir.

GÖZLEM, konuyu masaya yatırdı ve “siyaset ve Anayasa” uzmanlarına sordu; “İktidardaki İttifak daha ne istiyor, ne olabilir, Muhalefet ne yapmalı?”

İşte uzman görüşleri…

*******

“YAPTIKLARI YAPACAKLARININ KANITIDIR”

Yekta Güngör Özden (Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı)- Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet olarak yapısını yönlendiren, çalıştıran ve yararlı kılmaya çalışan hukuksal dayanak olan anayasa kimi yakınmalar kimi dilekler ve kimi isteklerle yapılandırılmak istenmektedir. Bu yolda yürütülen çalışmaların bugünün iktidarı döneminde verimli bir sonuç vereceği kanısını taşımıyorum. Nedeni de yaptıkları yapacaklarının kanıtıdır. Düşünceleri, dün gerçekleştirdikleri işlemlerin ve yürüttükleri eylemlerin karakterini bize yansıtmaktadır. Bu bakımdan günümüzün iktidarının anayasa değişikliği ile hukuk devletini güçlendirilme ve daha yararlı kılma çabası peşinde olduğunu sanmıyorum. Benim tahminim günümüzün iktidarı kendi yaptıklarını ve yapmak istediklerini gerçekleştirmek için anayasayı kendi görüşleri doğrultusunda değiştirmektedir. AKP’nin hukuk devleti konusundaki tutumunu tüm hatlarıyla gözden geçirdiğinizde anlamaktayız ki onlar hukuktan yana değil, kendi isteklerini gerçekleştirme düşüncesi peşindedirler. Bu bakımdan AKP iktidarının anayasa değişikliği ile çağdaş hukuk devletçiliğini kazandırma amacı güttüğünü asla sanmıyorum. Onların istedikleri yapamadıkları şeyler varsa onları da geçerli kılmak için anayasayı kendi amaçları doğrultusunda bir içeriğe kavuşturmaktan başka bir şey değildir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yer alan muhalefetin AKP iktidarına tutumu karşısında büyük bir sorumluluk taşıdığı bilincindeyim. Onların karşı çıkarak AKP iktidarının hukuk dışında çabalarına olanak sağlamamaları gerekmektedir.  Bu bakımdan muhalefetin sorumluluğu gerçekten çok büyüktür. AKP iktidarının yaptıkları yapacaklarının belirtisi olduğundan onların amaçlarının gerçekleşmenin engellenmesi için muhalefet ağırlığını koymalı, çalışmaları ve çabalarıyla AKP’nin bu amacını engellenmelidir.

********

“KEYFİLİK DİZ BOYUYSA O ORTAMDA ANAYASA YAPILMAZ”

Ertuğrul Yalçınbayır (Eski Başbakan Yardımcısı)- Anayasa yapmak için önce samimiyet gerekir. Samimiyet, ciddiyet ve tutarlılık… Geçmiş dönemlere bakıldığında Türkiye’nin Anayasa çalışmalarıyla ilgili ciddi birikimleri var. Bu anayasa komisyonu meclisin tozlu raflarının içinde duruyor. Hafızalarımızda da duruyor. Neyi söylediler, ne yaptılar?  Neyi yazdılar, ne yaptılar? AKP’nin kuruluş süreci içinde bulunan programın yazımına katkıda bulunan bir kişi olarak söylüyorum. Biz neleri yazdık, ne yaptık? İlkeler neydi, uygulama ne? Bunlar millete anlatıldı ama uygulama ile millet aldatıldı. Bunlara bakılınca, samimiyet testinden geçirildiğinde varılan nokta samimi olunmadığını gösteriyor. AKP ne dedi? Yasaklar kalkacak… Yasaklar temel hak ve özgürlükler ile ilgili. Evrensel bilimsel kriterlere bakın Türkiye bu yasakların neresinde? Düşünce, düşünceyi açıklama özgürlüğü, dayanışma, yardımlaşma, dinleme, okuma, karar verme… Kararları verirken danışma, muhalefetle ilişkiler, muhalefetin hakları, Sivil toplum kuruluşlarının katılımı, kişilerin katılımı oldu mu? Bunların olması ile ilgili eylem planları yapıldı. Genel düzenleyici işlemler yapıldı. Peki anayasa yapılırken bunlara ne ölçüde uyuldu? Anayasa uzlaşma komisyonlarında çeşitli komisyonlarda görev aldım. Onların nasıl çalıştığını, nasıl talimat ile yürüdüğünü biliyorum. Milletvekillerinin, bakanların ettikleri yemine sadık kalmaları hukukun üstünlüğü ile ilgili anlayışı benimsemeleri ve yaymaları gerekir. Hem parti içinde hem ülke içinde demokrasinin genişletilmesi gerekir. Vardığımız seviye iki dudak arasında dökülme. Biz AKP’yi kurarken dedik ki, Tayyip bey ilk grup toplantısında da söyledi: “Milletvekilleri artık iki dudak arasından dökülmeyecekler. Özgürce karar verecekler iki dudak demokrasisine artık yer yok.” Milletvekili halkın, hakkın emrindedir. İki dudak arasının emrinde değildir.

Bağımsız yargı var mı? Samimiyet mutlaka test edilmeli. Anayasa değişikliği ile ilgili halisane düşüncelerle; “ne yaparsak lehimize olur, ne yaparsak bundan yararlanırız?” düşüncesi ile hareket etmemiz gerekir. Kazan kazan anlayışı ile anayasa olmaz. Anayasanın kazananı temel hak ve özgürlüklerdir. Anayasanın kazananı güvendir. Bu güven yoksa ne olacak? Yeniden neyi inşa edeceğiz? Bu ortam anayasa yapmaya uygun bir ortam değil. Samimiyet ve ciddiyet söz konusu değil. Kazan kazan anlayışı ile anayasa değişikliği yapılmaz. Bugün bu konularla Türkiye’nin ciddi birikimleri var. Ama o birikimler halisane bir şekilde ortaya konmadı. Güven duygusu yoksa kurallara uyma alışkanlığı yoksa anayasa ile ilgili anayasa mahkemesi ile ilgili öylesine sözler söylendi ki… Anayasa askıda, yasalar askıda… Cumhurbaşkanı kararı, emirler, talimatlar ile yönetilmez ülke. Uluslararası hukuku, normları, anayasayı, yasaları biz yürütmeye emanet ediyoruz. Yürütmeye emanet ettiğimiz bu kurallara başta Cumhurbaşkanı olmak üzere uymuyorsa halkın uymasını istediğiniz anayasaları, yasaları yapsak ne olur, yapmasak ne olur? Keyfilik diz boyuysa o ortamda anayasa yapılmaz. Ama bu ortam aslında iktidarların değişmesi için bir fırsattır. Bu fırsatı muhalefet ilkeler bazında bir araya gelerek değiştirmelidir. Muhalefet ilkeler bazında bir araya gelmeye başladı. Tam bir muhalefeti içermese de muhalif olan kesimleri tamamen kucaklamasa da bir mesaj veriyor. Ama bu işin tüm halkı kucaklaması lazım. Muhalefetin gayretini samimi ama kuşatıcı bulmak bakımından eksik görüyorum. Muhalefet güçlendirilmiş parlamenter yönetim ile ilgili bir takım çalışmalar içindeyken daha büyük daha geniş daha kapsayıcı bir anlayışı iktidar getiriyor. Fakat sorunun kendisi kötü yönetimdir.

*******

“SEÇİMLERDE EN ÖNEMLİ TARTIŞMA KONUSU ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ OLACAK”

Hikmet Sami Türk (Eski Adalet Bakanı)- Anayasalar toplumsal sözleşmelerdir. Onların değiştirilmesi, onlarda değişiklik yapılması konusunda geniş bir mutabakat olması gerekir. Türkiye’de 1876’dan beri 5 anayasa ve bunların her birinde de birçok değişiklik yapıldı. En son 2017 yılında yapılan değişiklik ile yürürlükteki 1982 anayasası tek adam yönetimi getiren hükümler içeriyor. Türkiye’nin asıl yapması gereken bu değişiklikleri yürürlükten kaldırmaktır. Bu parlamenter sistemin geri getirilmesi yolunda bir değişiklik. Yapılması gereken yeniden parlamenter sisteme dönüşü sağlayacak değişim. AKP’nin niyeti bu değil onların niyeti, 2017’de getirdikleri sistemi daha da güçlendirecek bir sistem ortaya koymak… Muhalefet ise “güçlendirilmiş parlamenter sistem” diyor. Benim önerdiğim, 2017’den önceki anayasa da zaten güçlendirilmiş parlamenter sistemdi. 2017’de yapılan değişiklik Cumhurbaşkanına meşrutiyetin ilanından sonra padişahın bile sahip olmadığı yetkiler vermiştir. 2017 yılında yapılan değişiklikle meşrutiyet öncesine dönüş oldu. Adı Cumhuriyet ama padişahın dahi sahip olmadığı yetkilere sahip olan cumhurbaşkanı… Anayasayı değiştirmek o kadar kolay değil. Anayasa değişiklikleri için 5’te üç oy gerekiyor. AKP tek başına anayasa değişikliği teklif edebilir; buna karşılık CHP, ancak diğer partiler ile işbirliği yaptığı takdirde teklifi yapabilir. Ama kabul için gereken 360 oya bugün için ne AKP ve onunla birlikte hareket eden MHP sahip, ne de muhalefet partileri sahip… Bu durumda anayasa değişikliğinin bu dönemde gerçekleşmesi olasılığı çok zayıf ancak ittifakla olabilir. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan diyor ki: “Cumhur ittifakı olarak teklifimizi hazırlıyoruz muhalefet partileri de hazırlasınlar ve yasama döneminin sonuna kadar bunu bitirelim.” Ama eğer AKP ile CHP arasında bir uyuşma olmazsa bu 360 oyun bulunma olasılığı yok. Onlar da tamamen farklı görüşleri savunuyor. AKP tek adam rejimini daha da güçlendirecek değişimler istiyor. CHP ve İYİ Parti de “güçlendirilmiş parlamenter sistem” diyor. Bunlar taban tabana zıt sistemler, bunlar arasında uzlaşma olasılığı yok. Cumhurbaşkanının daha önce söylediği bir söz var: “Olmadığı takdirde halkı takdirine sunarız.” Meclisten geçmemiş bir anayasa değişikliği veyahut yeni anayasa teklifini halk oyuna sunma olanağı yok, o bir darbe olur. Önümüzdeki seçimin sürenin dolması ile yapılması söz konusu. Siyasi partilerin seçmenlere yapacakları başlıca propaganda anayasa görüşlerini anlatmak şeklinde olacaktır diye düşünüyorum. Anayasa değişikliği yeterli oy olması halinde yapılabilir, yeni bir anayasa yapmak zor. Bu söylediğim yöntem eğer uzlaşma olursa daha çabuk çıkabilir. Anayasa değişiklikleri mecliste iki defa görüşülür. Bugünlerde gündeme gelen çok önemli bir konu, anayasanın ilk dört maddesi. Eski Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Komisyonu Başkan Vekili İsmail Kahraman, “Laiklik olamamalı ve ilk dört madde değişebilir” şeklinde bir açıklama yaptı. ilk madde Cumhuriyetin ilanından bu yana değişmez hüküm niteliğindedir. Önümüzdeki seçimlerin en önemli konusu bu olacaktır. Önümüzdeki dönemde yeni anayasa üzerinde uzlaşma olasılığı zayıf görünüyor. Tarafların görüşleri çok farklı.

Anayasada bu ilk dört madde korunacak mı? Cumhurbaşkanı bu değişiklik isteğinin CHP’den, Kemal Kılıçdaroğlu’ndan geldiği şeklinde çok garip bir iddia ortaya attı. Bu iddiayı ortaya atan İsmail Kahraman, bunu bilmiyor mu? Burada da gerçek olmayan iddialarla yapılan bir mücadele var. Diliyorum ki bu anayasanın yeniden parlamenter sisteme dönüşecek şekilde değiştirilmesini yapmak en doğru yol olur. Çünkü Türkiye 1876’dan 2017’ye 145 yıl, bu zaman dilimi içerisinde yaşanan olaylara rağmen parlamenter sisteme uygun bir yönetim şekli ile çalışmıştır. Benim düşüncem, önümüzdeki seçim kampanyasının en önemli tartışma konusu anayasa değişikliği olacaktır.

****

“SİYASİ İSLAMCI ZİHNİYETLE SİSTEM KURULMAZ, ANAYASA YAPILMAZ”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) – İktidarın bugünkü çoğunluğu ile muhalefeti Anayasa yapmak için masaya çağırması bir takım tuzaklar içeriyor. İktidar her şeyden önce bu girişimi ile öncelikle, bir süredir kaybettiği gündem belirleme rolünü yeniden ele geçirmek istiyor.  İkinci olarak siyasi İslamcı kadrolara mesaj vererek kendi oy tabanını pekiştirme gayretini sürdürmek niyetinde. Daha ötesi AKP içindeki İslamcı kadrolar bugüne kadar Cumhuriyetin kurucu değerleri ve birikimlerini yıkan ve yok eden bir rotada ülkeyi tam bir Orta Doğu ülkesi kimliğine taşımak istiyor. Böylece ülke çağdaşlık yerine, geleneksellik rotasında, siyasi İslamcı bir zihniyetin tuzağına çekiliyor. Bunun için din ve laiklik tartışmalarını gündemde tutarak, din konusunda hassas kişilerin oyunu almaya gayret ediyor.

Cumhuriyetin uzun gayretlerle oluşturmuş olduğu parlamenter sistemi yıkılıp, yerine tek adam yönetimini getiren ve tek adamın kişisel kararlarının geçerli olduğu;  üstelik kuvvetler ayrılığının yok edildiği; bu nedenle meclisin devre dışı kaldığı; yargının ve bürokrasinin bağımlı duruma getirildiği bir ortam ve zihniyet içinde bir anayasa düzenlenemez. Böylesi bir düzenleme yapılsa bile ülkeyi her yönden ileriye değil, gerilemeye, ilkelliğe, cehalete ve güçsüzlüğe sürükler.

Bilindiği gibi Türkiye, dünyada en çok anayasa yapan ve değiştiren ülkelerin en başında geliyor. Hala anayasa yapmak veya yazmak gündemde ise bu durum anayasanın değiştirilmesinden çok, niteliğinin önemli olduğunun göstergesidir. Önemli olan yapılacak anayasanın çağdaş toplumların rotasında geleceğe açık  “açık toplum anayasası” olmasıdır. Toplumu kapalı toplumsal değerlere ve geçmişin geleneksel yaşantısına sürükleyen bir anayasa ülkenin önünü büsbütün tıkar. Ülkemiz “açık toplum” olma yönünde çağdaş bir anayasaya 1961 anayasası ile kavuşmuş bulunuyordu. Bu anayasa batıda en son hazırlanmış olan Batı Alman Anayasasından yoğun olarak yararlanmıştı. Özellikle Hitler gibi mutlak diktatörün tek adam yönetimi sonrasında İnsan onuru ve insan haklarını çağdaş değerleri de gözeten bir anayasa idi. Bugünün Almanya’sı da ufak tefek eklemeler dışında bu anayasa ile yönetiliyor. Ancak bizim bugüne kadar yaşadığımız en özgürlükçü olan 1961 Anayasa’sı, topluma bol bulunarak sayısız değişim yaşadı.

AKP’nin siyasi İslamcı kadroları bugünkü anayasanın değiştirilemez maddeleri içinde, en çok laiklik ilkesinden rahatsızlık duyuyorlar. Oysa laiklik ilkesinin olmadığı İslam ülkelerinin tarikatların elinde, çağdaşlıktan uzak kapalı toplumlar yarattığını, süper güçlerin oyuncağı durumuna düştüğünü, sağlıklı ekonomik ve toplumsal sistem kuramadıklarını görüyoruz.  Bilimin değil, cehaletin rotasına mahkum olduklarını görüyoruz. Çağdaş toplum olmak, laiklik ilkesi içinde farklı dini inançları güvence altına alan ilkeler yanında aklın ve bilimin rotasında oluşturulmuş hukuk kurallarına dayanan çağdaş değerler gerektirir.  Bu değerler özgürlük, eşitlik, adalet, güvenlik, sosyal refah, uzlaşı, barış, insan onuru, insan hakları, hukuk devleti, katılımcılık, ortak akıl, çoğulculuk gibi çağdaş demokratik değerlerdir. Bunların bir araya getirilmesi çoğulcu demokratik, laik bir hukuk devletini bir sistem olarak kurar.

Demokratik sistemler, kişilerden bağımsız olarak herkesçe benimsenmiş temel ilke, kural ve kurumlarla gerçekleşir. Tek adam yönetiminde sistem kuramazsınız. Tek adam yönetiminde kişisellik ve keyfilik egemen olur. Bu nedenle Türkiye’nin yıkılan parlamenter sistemi yerine kurulan tek adam yönetiminde yeni anayasa yapılması yanlış ve tehlikeli olur. Zira ülkeyi bir yandan keyfilik rejimine, diğer yandan da AKP’nin bu günkü rotasında siyasi İslam’ın ve tarikatların cehalet dünyasına sürükler. Unutulmasın ki, Türk toplum geleneği inanç ile aklı bağdaştıran bir dünya görüşü içinde, özünde hep dünyevi bir algıya sahip olduğu için, başarılı devlet sistemleri kurmuştur; ne zaman bunlarda uzaklaşıp Arap geleneği içinde tarikatlar güçlenmiş, işte o zaman devlet bölünmüş veya zayıflamıştır.

Türk Toplum geleneği olarak, Maturidi ve Ahmet Yesevi’den beri Türk ve Arap kültür farkının vurgulanışını;  Tuğrul Bey’in halifeyi devletin bir memuru yapan; Osmanlı’nın Şeyhul İslam’ı Devlet Divanının dışında tutan ve nihayet Atatürk’ümüzün laiklik ilkesinin doğruluk ve haklılığını hatırlatmak isterim.

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Başkanvekili, eski Meclis Başkanı Kahraman; “İlk 4 madde ‘Yeni Anayasa’ya konmamalıdır!”

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Başkanvekili ve eski TBMM Başkanı İsmail Kahraman, Birlik Vakfı’nın Çemberlitaş’taki genel merkezinde “Yeni Anayasa ve Öze Dönüş” konulu konferans verdi.

Kahraman “yeni Anayasa” isterken, Cumhur İttifakı’nın MHP kanadının bile tepkisini çekecek sözler söyledi; “Değişmez maddeler anayasaya konmamalıdır. Milletin isteği halinde değiştirilebilir.”

Indepent Türkiye’de yer alan habere göre “Yeni Anayasa’da ‘dinin’ olmasını isteyen” Kahraman, “1924, 1961, 1982 anayasalarının ‘dindar bir Anayasa’ olduğunu” iddia ederek şöyle konuştu:

“Bütün bu anayasalarda din vardır, din dersleri vardır, Diyanet İşleri Başkanlığı vardır, din görevlileri maaşını devletten almaktadır. Dini bayramlar, resmi tatil günleridir. Türkiye, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın üyelerinden birisidir. Hatta İSEDAK’ın başkanı Cumhurbaşkanımızdır. İçinde olduğumuz çevrenin dışındaymış gibi davranmak çok yanlıştır. Laiklik dünya anayasalarında 5 anayasada ilke olarak var. 195 ülkenin 5 tanesinde laiklik ilke olarak geçiyor. Yalnızca Fransa’da ‘din yok’ manasında kullanılıyor, diğerlerinde dine karşı oluş yok. Dinle barışık bir anayasa hepsinde var.”

Tepkiler…

CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi – “Anayasamızın ilk dört maddesini değiştirmek isteyenler, cumhuriyete, laikliğe, sosyal devlete, devletin bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına ve başkentine karşı olanlardır. Kuva-i Milliye neferleri var olduğu sürece hevesleri kursağında kalacaktır.”

İYİ Parti Antalya Milletvekili Hasan Subaşı – “Bir süredir bu tartışmayı yaptırıyorlar. Ortada hiçbir konu yok iken laiklik konusunu çekiştirmeye başladılar. Toplumun geri adım atmayacağını görecekler. Sert tepki ile karşılaşacaklar. Böyle bir şeye müsaade edilmeyecek, müsaade etmeyiz de. Diyanet İşleri Başkanı bunun bayraktarlığını yapıyor. Laiklikten memnun olmadıkları belli! Anayasa’dan bunu çıkarmak istiyorlar. Alt yapısını hazırlıyorlar.”

Deva Partisi Genel Başkan Yardımcısı İdris Şahin – “Aldığı talimatla bunu yapıyor. Sayın başkan artık bu aşamadan sonra emekliliğin tadını yaşasın, istirahate çekilsin. Toplumsal konularda ayrıştıran, kutuplaştıran ve ülkede suni gündem yaratan açıklamalarda bir eski Meclis başkanı sıfatını hiç olmazsa kullanmasın.”

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ – “Anayasa’nın ilk 4 maddesi ile uğraşmak, Türkiye’ye yapılacak büyük kötülüktür. Sayın Kahraman, içindekini dışına vurmuş. Geçmişte de ‘laiklik olmamalı’ demişti.”

Kahraman’dan açıklama

Gelen tepkiler üzerine sözlerinin çarpıtıldığını, Anayasa’nın ilk dört maddesine itirazı olmadığını söyleyen eski İsmail Kahraman, buna rağmen bir kez daha laikliğe karşı çıktı. Kahraman, “Laiklik kelimesi çok değişik. Her parti kendini laik görüyor. Peki bu laiklik ne? Laiklik ileri sürülerek partiler kapatılıyor, laiklik ileri sürülerek hürriyetler engelleniyor. Ben diyorum ki laiklik olmasın” dedi.