Sedat Peker’in sesi kısıldı, Pandora’nın kutusu açıldı

117 ülkeden 600’den fazla gazetecinin araştırmaları sonunda, dünyanın en zengin, en güçlü birçok iş adamı, siyasetçi ve gazetecinin servetlerini nasıl gizledikleri, nasıl para akladıkları veya nasıl vergiden kaçındıkları 12 milyonu bulan belgeleriyle ortaya dökülüyor…
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Daha önce Panama Papers, FinCen ve Paradise Papers gibi skandallar zincirini ortaya çıkaran Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyum (ICIJ) bu kez tarihin en büyük “sızma” dosyasına imza attı. 117 ülkeden 600’den fazla gazetecinin incelediği yaklaşık 12 milyon belge, vergi cennetleri sisteminin nasıl çalıştığını gözler önüne serdi. Çalışmanın sonunda aralarında 90 ülkeden 330 politikacının da bulunduğu binlerce kişinin off-shore şirketleri aracılığıyla çevirdikleri ortaya çıkarıldı. Pandora Belgeleri’nde Türkiye’den 220’den fazla isim yer alıyor. Bu isimler arasında Türkiye’nin yeni zenginlerinden köklü holding sahiplerine iş dünyasının önde gelen temsilcilerinin yanı sıra sanat ve spor dünyasından kamuya mal olmuş kişiler de bulunuyor.

Yine bir ICIJ projesi olan Panama Belgeleri, 2016’da sızdırıldığında büyük ses getirmiş, farklı ülkelerde offshore’a karşı yeni düzenlemelerin -yetersiz de olsa- yapılmasını sağlamış, İzlanda ve Pakistan başbakanlarının da istifasına neden olmuştu. 31 ülkede faaliyet gösteren 14 ‘hukuk’ ve ‘finansal danışmanlık’ firmasından sızan yeni belgelerde, öncekine göre iki kat daha fazla politikacı var. Pandora Belgeleri, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Lübnan Başbakanı Necib Mikati, Kenya Cumhurbaşkanı Uhuru Kenyatta, Ekvator Cumhurbaşkanı Guillermo Lasso Mendoza, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’in ailesi, Şili Devlet Başkanı Sebastián Piñera’nın çocuğu ve eski Britanya Başbakanı Tony Blair’in denizaşırı ilişkilerini ortaya koydu. 2017’de ‘ekonomik ve siyasi elitlere savaş açarak’ göreve gelen Çekya’nın milyarder başbakanı Andrej Babis de belgelerde geçiyor. Babis, Fransız Rivierası’nda 22 milyon dolarlık bir malikaneyi aldığını ortaya koyuyor. Belgelere göre, Ürdün Kralı II. Abdullah ise ülkesinde ve bütün Arap dünyasında insanların fakirliği, işsizliği ve yolsuzlukları protesto etmek için sokaklara döküldüğü Arap Baharı sırasında offshore firmaları üzerinden Malibu’da toplam 68 milyon dolar değerinde üç adet malikane satın aldı. Gizli belgeler, Fas Prensesi Lalla Hasna, Birleşik Arap Emirlikleri başbakanı ve Dubai Emiri Muhammed bin Raşid el-Mektum ile Katar Emiri Temim bin Hamed es-Sani’nin de vergi cennetlerindeki faaliyetlerini ortaya koyuyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ‘resmi olmayan propaganda bakanı’ Konstantin Ernst ile Türkiye, Rusya, Brezilya, Hindistan, ABD, Meksika ve diğer ülkelerden 130’dan fazla milyarderin mali faaliyetlerini detaylandırıyor. Belgelere göre IMF eski direktörü Dominique Strauss-Kahn ve Hollanda Maliye Bakanı Wopke Hoekstra, Brezilya Maliye Bakanı Paulo Guedes ve Pakistan Maliye Bakanı Shaukat Rarin gibi finans çevrelerinin yakından tanıdığı isimlerin de offshore kervanında yerini almış.

Offshore sistemi…

ICIJ’e göre, sızdırılan kayıtlar, offshore sistemine son verebilecek güçlü politikacıların, bunu yapmak yerine offshore’dan kendilerinin faydalandığını kanıtlıyor. Varlıklarını gizli şirketlerde ve tröstlerde saklarken, sorumlu oldukları hükümetleri suçluları zenginleştiren ve ulusları yoksullaştıran bu küresel para akışını yavaşlatmak için çok az şey yapıyor.

Britanya Virjin Adaları, Samoa, Belize, Panama gibi bölgelerdeki ‘hukuk firmaları’ birkaç yüz dolar karşılığında gerçek sahiplerin gizlendiği offshore şirketler açıyorlar. Zenginler, 2 bin ile 25 bin dolar arasında bir fiyata ise ‘tröst’ adı verilen, parasını işletmesine rağmen, oldukça yaratıcı bir şekilde işletmiyorlarmış gibi ‘yasal bir düzenleme’ yapılmasına olanak sağlayan servisi kullanabiliyor.

Türkiye mücadele ediyor mu?

Türkiye’de Ocak 2006’dan itibaren, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30’uncu maddesinin 7 no’lu bendi değiştirilerek, vergi cenneti ülkelerinde yapılan ticari işlemlerde yüzde 30 vergi uygulanması kararlaştırıldı. Ancak bakanlar kurulu hangi ülkelerin vergi cenneti olduğuna karar vermediği için 15 yıldır bu vergi uygulanamıyor. Bu yüzden Maliye Bakanlığı harekete geçemiyor. Hazine ise gelir kaybına uğruyor.

Türkiye’de vergi cennetleriyle mücadele, paranın kaçışını önlemekten ziyade halihazırda vergi cennetlerine aktarılmış kayıt dışı zenginliğin ülkeye dönmesi ve kayıt altına alınmasına yönelik. Kamuoyunda ‘varlık barışı’ olarak bilinen ve periyodik olarak çıkarılan bu düzenlemeler, offshore ile mücadele yerine teşvik ettiği yönünde eleştiriliyor.

Yurt dışında tutulan varlıkların Türkiye’ye getirilmesi durumunda, “Nereden buldun” diye sormayan bu düzenlemeler, kara para aklamanın önünü açtığı için tartışma konusu. 2008’den bu yana 7 defa varlık barışı uygulandı. Düzenleme, en son geçen haziran ayında yıl sonuna uzatıldı. Türkiye’de sisteme girerek yasal hale getirilen bu kaynakların daha sonra yurt dışına çıkarılmasında hiçbir engel de bulunmuyor. Kaynağı belirsiz varlığını kayıt altına alanlara ise sıfır vergi avantajı uygulanıyor. Bu durum, kara paranın Türkiye’de aklanma riskinin yanı sıra vergi adaletsizliğine de yol açıyor.

Türkiye’den milyonlar aktarıldı

Yeni açıklanan belgelerde Türkiye’den 220 ismin olduğu söyleniyor ama 8 Ekim tarihine kadar sızan isim sayısı bir elin parmakları kadar. Şu ana kadar ismi sızanlar: Rönesans Holding’in kurucusu, Erman Ilıcak’ın annesi Ayşe Ilıcak, Çalık Holding, Cengiz Holding, Demirören Holding ve Nebahat Evyap İşbilen.

Son yıllarda adından sıkça söz edilen Rönesans Halding, Cumhurbaşkanlığı Saray’ını da inşa eden, beş şehir hastanesini yapan ve son beş yılda kamudan 16 milyar liralık ihale aldı. DW Türkçe’nin ‘Pandora Papers’ belgelerine dayandırdığı habere göre, Rönesans Holding, kamu projelerinden elde ettiği karın bir bölümünü vergiden kaçınmak amacıyla Virjin Adaları’na aktardı. Habere göre, Ayşe Ilıcak, Alcogal firması aracılığıyla Dolmine International Ltd. ve Covar Trading Ltd. adlı iki şirket kurmuş.

İki şirket de Rönesans Holding’in üstlendiği ve halkın ödediği vergilerle yapılan Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın inşaatı devam ederken 17 Mart 2014’te kuruluyor. İkisinin de İsviçre’de faaliyet göstereceği belirtiliyor. Şirketlerin sermaye kaynağı da Rönesans Holding’in çalışma alanları olan “inşaat, gayrimenkul ve enerji üretimi sektörlerinde faaliyet gösteren aile şirketi” olarak kayıtlara geçiyor.

Covar Trading Ltd.’nin hesaplarını yöneten İsviçreli Kendris Ltd. firmasının mali raporlarına göre, Covar Trading Ltd.’nin hesaplarına 2015 yılında 105.524.132,32 ABD doları girdiği görülüyor.

Aynı yıl 105.484.952,46 doların “bağış” adı altında şirket hesabından çıktığı, ancak kime gönderildiği bilinmiyor. CHP Sözcüsü Faik Öztrak, bu bağışa “Ancak devletler arasında yapılabilecek bir miktar” dedi.

Erman Ilıcak’ın annesi Ayşe Ilıcak’ın bir diğer firması Dolmine International Ltd.’nin mali raporunda ise yine 2015 yılında 105.212.000,00 doların şirketin İsviçre’deki Banque Pictet & Cie hesabına yattığı anlaşılıyor. Raporda sadece 2015 için nakit benzeri varlıkların faiz geliri olarak firmaya 491.616,16 ABD dolarının girdiği gözlemleniyor. Her iki firmanın da 2016 ve 2017 yıllarında başka herhangi bir ekonomik aktivitesi yok.

Bu durumda Ayşe Ilıcak’ın sadece bir yılda vergi cennetlerine aktardığı paranın 210.736.132,32 ABD doları olduğu anlaşılıyor. Haberin yazıldığı gün (30.09.2021) bu miktarın TL olarak karşılığı 1.874.392.528,92 Türk Lirası. Yazıyla bir milyar sekiz yüz yetmiş dört milyon üç yüz doksan iki bin beş yüz yirmi sekiz lira doksan iki kuruş. Ayşe Ilıcak’ın vergi cennetine aktardığı 210,7 milyon doların yüzde 40’lık gelir vergisi ödenmiş olsa, hazinenin kasasına yaklaşık 750 milyon Türk Lirası girecekti.

Rönesans Holding’in sahibi Erman Ilıcak ise deklare ettiği şahsi servetini 2015’ten bu yana ikiye katlayıp 2,1 milyar dolardan 4,4 milyar dolara yükseltti.

Rönesans Holding ise “Pandora Papers” belgelerinde yer alan iddialara yazılı bir açıklamayla yanıt verdi. Açıklamada şunlar kaydedildi: “Rönesans ve hissedarları, 28 senedir yurt dışında yürüttükleri faaliyetleri neticesinde elde ettikleri gelirleri, yine yurt dışında tüm yerel ve uluslararası mevzuata uygun ve şeffaf bir biçimde yatırım amacıyla değerlendirmiş ve ilgili içeriklerde bahsi geçen şirketlerden hiçbirisi Ilıcak Ailesi üyeleri haricinde hiçbir kimseye veya kuruma bağış, karşılıksız edinim ya da her ne nam ya da şekil altında olursa olsun bir fon aktarımı yapmamıştır. Rönesans, hiçbir zaman yurt içinden yurt dışına yerel ya da uluslararası mevzuata aykırı herhangi bir fon transferi yapmamıştır. Ne yazık ki bugüne kadar bunlarla ilgili birçok yanlış ve yanıltıcı haber yayınlanmıştır. Öncelikle bu durumun, toplam 40 milyar doları aşkın değerdeki yüzlerce projeyi yurt dışında teslim etmiş, Türkiye’nin yurt dışındaki gelmiş geçmiş en büyük müteahhitlik şirketi olan Rönesans’a ve onun 75.000’i aşkın çalışanına büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyoruz.”

Çalık Holding yine çıktı

Belgelerin içinden çıkanlardan biri de Çalık Holding. Vergi cennetlerindeki faaliyetleri daha önce Paradise Papers sızıntıları ile ifşa olan Çalık Holding, yeni sızdırılan belgelerde tam dört offshore şirketle yer alıyor.  DW Türkçe’nin haberine göre, Çalık Holding yöneticilerinin de adının geçtiği ve hesaplarında milyon dolarlar olan bu şirketler, kayıtlara göre Holding’in ticari işlemleri için kullanılıyor. Çalık Holding, AKP iktidarı döneminin en hızlı yükselen gruplarından biri. Holding, özelleştirmeler, TOKİ ihaleleri, yurtdışı anlaşmaları ve uygun kredi koşullarıyla enerjiden telekomünikasyona, finanstan tekstile, inşaattan medyaya kadar birçok sektörde hızla büyüdü. Yıllık faaliyet raporlarına göre Holding, 2012’den 2020’ye öz kaynaklarını yaklaşık dokuz kat artırdı ve 1 milyar 600 milyon liradan 13 milyar 900 milyon liraya çıkardı.

Holding’in yönetim kurulu başkanı Ahmet Çalık ise Forbes’in 2021 listesinde 1,5 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zenginleri arasında 2035’inci sırada. Çalık, aynı derginin 2020 Türkiye listesinde de ülkenin en zengin beşinci kişisi olma unvanını elde etmişti. Ancak Ahmet Çalık’ın ne kadar vergi ödediğine açık kaynaklardan ulaşmak zor. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın en son açıkladığı 2019 vergi rekortmenleri listesinde Ahmet Çalık’ın ismi yer almıyor, ismini açıklamama hakkını kullanmış görünüyor.

Belgelere göre Çalık Holding’in ilişkili olduğu Britanya Virjin Adaları merkezli dört şirket var. Trident Trust offshore danışmanlık firması aracılığıyla kurulan Oipano Trading S.A, Textiles International Ltd, Lasarre Trading Ltdve Sonjah International Limited adlı şirketlere Straellington Nominee Limited adlı bir firma vekil hissedar olarak atanıyor. Belgelerden edinilen bilgilere göre Ahmet Çalık böylece perde arkasından şirketlerin faaliyetlerini yürütebiliyor.

Bir diğer isim Mehmet Cengiz…

Son yıllarda kamudan en çok ihale alanlar arasında dünyada üçüncüsü holdinglerden biri olan Mehmet Cengiz’in Cengiz Holding’i. Mehmet Cengiz, 17-25 Aralık operasyonu tapelerinde vatandaşa ettiği küfürle hatırlanıyor. Belgelere göre Mehmet Cengiz, Britanya Virjin Adaları (BVI) merkezli MEFA Cengiz Limited şirketinin de sahibi. Cengiz, vergiden kaçınmak ve bunu yaparken ismini gizli tutmak için şirketin kuruluşunda vekil hissedar ve direktörler kullanıyor.

Pandora Papers’a göre Cengiz Ailesi, 6 Nisan 2011’de kurulan MEFA Cengiz Limited şirketi üzerinden, “düşük vergili” ev alıyor. Trident Trust’ın kayıtlarına göre 2011 yılında Londra’da Brompton Road’da alınan ev için 3 milyon 750 bin pound ödendi.

6 offshore şirketi var

ICIJ tarafından 2016 yılında yayınlanan Panama Papers sızıntılarında da Mehmet Cengiz’in Panama merkezli hukuk şirketi Mossack Fonseca’nın (MossFon) müşterilerinden biri olduğu ortaya çıkmıştı. Niue ve Britanya Virjin Adaları’nda toplam altı tane offshore şirketi bulunan Cengiz’in, servetini aktardığı bu şirketler aracılığıyla alım-satım, piyasa araştırması, danışmanlık hizmeti ya da gümrük anlaşması yaptığı MossFon kayıtlarına yansımıştı.

Yine belgelerde Mehmet Cengiz’in kardeşi Ekrem Cengiz ile birlikte, Ankara merkezli Digital İnternet Hizmetleri adlı şirketin gizli sahibi iken bu şirket üzerinden Britanya Virjin Adaları’ndaki şirketi Digital European Company Ltd’ye para aktardığı görülüyordu.

Cengiz: “Şirketlerle ilgim yok”

Cengiz, DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada, Panama Papers sızıntılarında adının geçtiği şirketlerle şu anda ilgisinin olmadığını savundu. MEFA Cengiz dışında kullandığı bir offshore şirketi daha olduğu bilgisini veren Cengiz, yurtdışındaki şirket ya da taşınmazlarını Türk makamlarına bildirmekle ilgili yasal bir zorunluluğu olmadığını vurguladı.

Demirören Holding

Ödemediği kamu kredisiyle medya patronu olan Demirören Ailesi’nin sırları Pandora’dan çıktı. Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Yıldırım Demirören’in eşi Hazan Revna Demirören ve kardeşi Holding Yönetim Kurulu üyesi Fikret Tayfun Demirören’in ismi Pandora Papers belgelerinde geçiyor. Kayıtlarda, Türkiye’de aldığı kredileri ödemeyen Demirören Ailesi’nin, vergi cenneti Britanya Virjin Adaları üzerinden Londra’da gayrimenkuller satın aldığı ve yatırımlarını vergi cennetlerinde değerlendirdikleri görülüyor.

Nebahat Evyap İşbilen…

Sızdırılan belgelerde ismi geçen isimlerden biri de Gülen yapılanması ile bağlantılı olduğu iddiasıyla tutuklu olan AKP eski Milletvekili İlhan İşbilen’in eşi, Mehtap Eğitim Vakfı’nın kurucularından Nebahat Evyap İşbilen. İlhan İşbilen, 2011 yılında AKP’den milletvekili seçilmişti. 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturması sonrası partisinden istifa eden İlhan İşbilen, 14 Aralık 2015’te “paralel yapı” soruşturması kapsamında tutuklandı ve o tarihten bu yana da tutuklu.

Nebahat Evyap İşbilen, 2017 yılında hesaplarına tedbir kararı konulmadan önce varlıklarını Türkiye’den çıkarıp Britanya Virjin Adaları’na aktarıyor. Bunun için Nisan 2017’de yapılan başvuruda, toplamda 110 milyon doları bulan bu varlıkların 35 milyon dolarının nakit ve 75 milyon dolarının da bono ve senetlerden oluştuğu görülüyor.

Evyap Holding’in 2015’te avukatlığını yürüten Can Oğuzer, iddialarla ilgili DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada, Evyap Ailesi’nin 10 Haziran 2015’te Nebahat İşbilen’den tüm hisselerini satın aldığını söyledi. Dolayısıyla Nebahat İşbilen’in o günden sonra Holding ile bağlantısının kalmadığını belirten Oğuzer’in verdiği bilgiye göre o tarihte bu hisselerin toplam değeri 90 milyon doları buluyordu.

Pandora Belgeleri’ne göre ise Nebahat Eyvap İşbilen’in offshore şirket kurmak için yaptığı başvuru, hisse devrinden sonra gerçekleşiyor. Konuyla ilgili DW Türkçe’ye açıklama yapan Nebahat Evyap İşbilen ise dolandırıldığını iddia ediyor. Nebahat İşbilen’in şimdiki avukatı Esra Kırımlı, paranın Türkiye’den çıktığını kabul etse de kurulan offshore şirketle ilgili müvekkilinin bilgisi, talebi veya onayı olmadığını ve bu nedenle İngiltere Yüksek Mahkemesi’nde şu anda devam eden bir dolandırıcılık davası olduğunu söyledi. Nebahat Evyap İşbilen’i dolandırdığı iddia edilen kişinin, 2017’deki eski kişisel avukatı olduğunu ifade eden Kırımlı, İngiltere’deki mahkeme tarafından eski avukatın mal varlığının dondurulması için 40 milyon poundluk tedbir kararı alındığını belirtti.

*******

“PANDORA’NIN KUTUSU’NDAN VERGİ KAÇIRMA DEĞİL, YASAL AKTARMALAR ÇIKIYOR!..”

Gazeteci Yazar Murat Kışlalı, Pandora Belgeleri’yle ilgili sorularımızı cevapladı. İşte görüşleri…

– “Pandora’nın Kutusu açıldı” haberi Dünya siyaset, iş ve medya alemlerini sarsarken, ucu Türkiye’ye kadar uzandı. “Ne oldu, neler olacak, Türkiye’ye etkisi olabilir mi?” soruları ülke gündeminin başına girdi. Görüşünüz?

K – Pandora Belgeleri dünya genelinde çok sayıda işadamı ile “görev başındaki” politikacının elde ettikleri gelirleri “vergiden ‘kaçınmak’ için” vergi cennetlerinde kurdukları şirketler aracılığıyla nasıl dolaştırdıklarını ortaya koyan belgeler. Pandora Belgeleri 11,9 milyon dosya içinde 6,5 milyon belge, 3 milyon fotoğraf, 1,2 milyon e-mail içeriyor. Türkiye’de de kimine göre 220, kimine göre 221 şirketin-isimin bu belgelerde geçtiği ifade ediliyor. Öncelikle şunu ifade etmek gerek ki, bu uygulamalar her ne kadar vergi kurumunun ruhuna aykırı olsa da “tamamen yasal”! Bu işadamı ve politikacılar elde ettikleri gelirleri yasaların kendilerine izin verdikleri olanaklar ölçüsünde vergi cenneti ülkelerinde kurdukları, kurdurdukları şirketlere aktararak kendi ülkelerinde, yine üzerine basarak söylüyorum “tamamen yasal olacak şekilde” vergi vermekten kaçınıyorlar. AKP iktidarının uyguladığı politikalar da aslında bu tür faaliyetleri hem “liberal – iş dünyasını, parayı koruyan kimliği gereği” hem de kendi faydaları açısından destekliyorlar. AKP, Ocak 2006’da Kurumlar Vergisi’nde yaptığı bir değişiklikle vergi cenneti ülkelere giden paralardan yüzde 30 vergi kesilmesine dönük bir yasal düzenleme getirdi. Ancak vergi cenneti ülkelerin hangileri olduğuna dair Bakanlar Kurulu Kararı’nı oluşturmadığı için halen bu ülkelere giden kaynaklardan vergi kesilmiyor. Konunun bana göre önemli kısmı, her ne kadar etik olmasa da, bu işadamı ve politikacıların vergiden kaçınmaları değil. Bana göre konunun en önemli kısmı politikacılar açısından “bu gelirleri nasıl elde ettikleri”; işadamları açısından ise, özellikle işlemlerde görülen “bağış”lar ile elde ettikleri bu gelirleri “kimlere aktardıkları” noktasında düğümleniyor.

– Belgelerdeki politikacılar bu gelirleri nasıl elde ettiler; işadamları ise kimlere aktardı? Bunlar ortaya çıkarılacak mı?

K – Gazete haberlerinde Türkiye’de bu işlemlere başvurmuş firmalar arasında hafta içinde ismi öne çıkanlardan birisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hemşerisi ve yakını; Türk milleti ile ilgili ettiği ağır küfür tapelere takılan Cengiz Holding’in patronu Mehmet Cengiz oldu. Belgelere göre Cengiz offshore şirketi kullanarak Londra’dan yasal ama “düşük vergili” ev almıştı. Hatta Cengiz’in Londra’dan ev alması bir dönem iktidarca “kaynaklarını yurt dışına çıkardığı için” eleştiri konusu yapılmıştı. Belgelere yansıyan bir başka grup ise özellikle son 10 yılda iktidara çok büyük işler yapmış Rönesans Holding oldu. Cumhuriyet’ten Tuncay Mollaveisoğlu bu süreci şöyle anlatıyor:

“Rönesans Holding hem Cumhurbaşkanı Sarayı’nı hem de Okluk Koyu’ndaki yazlık sarayı yapan müteahhit şirket… 13 şehir hastanesinin 5’i bu holdinge ait… Ayrıca MİT, Yargıtay, Hava Harp Okulu gibi devletin devasa bütçeli işlerinin de yüklenicisi… Belgelere göre Rönesans’ın para aktardığı ilk hesabın açılış tarihi 2014 yılı. Bir yıl sonra bu hesaba 105 milyon dolar aktarılıyor ve bir süre sonra hesaptan bu para ‘bağış’ adı altında çekiliyor. Açılan bir başka offshore hesaba da yine 2015’te 105 milyon dolar daha yatırılıyor… Benim belgeler ilk açıklandığında dikkatimi çeken bu büyüklükte bir bağışın kime yapıldığıydı. Hesabın açıldığı 2014 yılı, 1 milyar 300 milyon TL’ye mal olan Saray’ın tamamlanıp teslim edildiği yıla denk geliyor…” Sözcü’den Çiğdem Toker de “Deutche Welle’nin (Alman Basın Ajansı) pek çok mecrada kaynak gösterilen haberine göre, Rönesans Holding’in kurucu patronu Erman Ilıcak’ın annesi Ayşe Ilıcak’ın dışarıda kurulan şirketler üzerinden vergi cennetleri hesaplarına bir yılda transfer ettiği tutar 210 milyon dolar. Bir de nereye gittiği bilinmeyen 105 milyon dolarlık ‘bağış’ meselesi var… Kim, kime, neden 105 milyon dolar bağış yapar, yapsın? Rönesans Holding ve gruba bağlı şirketler, Türkiye’de son yıllarda önemli milyonlarca dolar düzeyinde ifade edilebilecek… Kamu binaları, şehir hastaneleri ve altyapı projeleri gerçekleştirdi. Bu yatırımların ihaleleri 21/b ya da Kamu Özel İşbirliği modeliyle (sadece belli şirketler davet edilerek) yapıldı. Doğal olarak da söz konusu müteahhitlik şirketine kamu kaynaklarından ciddi tutarlar aktarıldı, aktarılıyor” diye yazıyor. Yine Sözcü’den Murat Muratoğlu da köşesinde kinayeli bir şekilde “Benim esas merak ettiğim, sarayı yapan müteahhidin parayı vergi cennetine gönderdikten sonra 105 milyon doları ‘bağış’ adı altında kime yolladığı. Benim de aklıma sizin aklınıza gelen geldi. Hayret valla, kalbimiz birmiş demek ki” ifadelerine yer veriyor. Bundan sonra “neler olabileceğine ilişkin” bir soruya yanıt veren Gelecek Partisi Ekonomi Politikaları Başkanı ekonomist Kerim Rota da “Bu tür sızıntılar dünyada artık para trafiğinin gizlenmeyecek bir şekilde, şeffaf bir şekilde dolaştığını ortaya koyuyor. Hiçbir gizli para, hiçbir rüşvet, hiçbir kara para aslında gizli kalamıyor. … Bu şunu gösteriyor aslında. Türkiye’de özellikle devlete iş yapmış müteahhitler, iş adamlarının bir kısım kaynakları yurt dışına çıkardığı ve buradan büyük bağışlar yaptığı görülüyor. Bizim ‘offshore’ diye adlandırdığımız yurt dışında vergi cenneti kuruluşlarda hesap açıp ondan sonra oradan çok yüklü bağışlar yapılması, aslında çok şüphe çekici bir konu. Bunların mutlaka açıklığa kavuşturulması lazım. Ama şunu biliyoruz, Ak Parti iktidarı devredene kadar bunların üzerinde herhangi bir soruşturma yapılmayacağının farkındayız. Ama bu demek değil ki böyle kalacak. Ondan sonraki dönemde bunlar çok ciddi bir soruşturmaya uğrayacak. Bağışların kime yapıldığı hangi şartlar karşılığında yapıldığının ortaya çıkarılacağını düşünüyorum. … Genel Başkanımızın (Ahmet Davutoğlu) 2014-2015 yılında partiden ayrılışını tetikleyen konular da bunlardı. Dolayısıyla parti programımıza uygun olarak bu tür yurt dışında çıkmış özellikle yasadışı olan kaynakların peşine mutlaka düşeceğiz” diyor. Benim çıkarımım, yarın öbür gün iktidar değiştiğinde, eğer iktidara gelecek yeni siyasi oluşum bu işin üstüne gitme becerisini ve iradesini gösterebilirse, buradan geçmişe dönük çok ciddi suçlamalar ve cezalar çıkabileceği yönünde.