Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Enflasyon yüksek seviyelerde kalmaya devam edecek

TÜİK Eylül ayı fiyat istatistiklerini yayınladı. Faiz indirimi sonrasında Eylül ayı enflasyonu önem kazanmıştı. Piyasaların tepkisi merak ediliyordu. Manşet enflasyon TÜFE yüzde 19.6 (Bir yıl önce yüzde 11.8) ÜFE yüzde 44 (Bir yıl önce yüzde 14.3) çekirdek enflasyon göstergelerinin biri hariç tümü yüzde 18’in üzerinde en düşük olan yüzde 17, en yükseğiyse yüzde 20.8. TCMB politika faizi ile TÜFE farkı 1.58 puana yükseldi. Negatif reel faiz oranı artmaya başladı. TCMB tarafından odak alınan çekirdek enflasyon Ağustos ayında yüzde 0.98 artmışken Eylül ayında yüzde 1.27 arttı. Enflasyon sepetindeki ağırlıkları yüzde 15-25 arasında olan gıda, alkolsüz içecek, konut ve ulaştırma gruplarındaki yıllık enflasyon oranları yüzde 23-28 arasında. Gıdanınki yüzde 28.79. Ev eşyaları, lokanta ve otellerdeki artış oranı ise yüzde 23.27. Bu beş grup mal ve hizmet harcamasının enflasyon sepetindeki toplam ağırlığı yüzde 71. TÜİK dışında bağımsız akademisyen gruplarınca (ENAG) hesaplanan Eylül ayı enflasyon oranı ise yüzde 44. Bu rakamlar halkın hissettiği enflasyon oranının gerçekten manşet enflasyondan daha yüksek olduğunu gösteriyor. Nitekim Erinç Yeldan hoca halkın en çok kullandığı ekmek, süt, kuzu eti, biber, patates, su, kahve ve özel eğitim ücretlerindeki yıllık fiyat enflasyonunu tablolaştırdı. Bu tablodaki mal ve hizmetlerin 2020 Eylül – 2021 Eylül dönemi fiyat enflasyonları toplamının ortalaması yüzde 28.12. Yaşadığımız bu hayat pahalılığını gösteren artış trendleri enflasyonun yüksek seviyelerde kalmaya devam edeceğini gösteriyor. Nitekim Merkez Bankası anketindeki enflasyon beklenti oranları bir önceki yıla göre 12 ay sonrası için yüzde 10.1 den 12.9’a, 24 ay sonrası için de yüzde 8.9’dan yüzde 10.7’ye yükselmiş durumda. 2018 yılından bu yana süreklilik arz eden yüksek enflasyon ortamının sonucu “TÜRK-İŞ Yoksulluk Sınırı Araştırması”nda Eylül ayı itibarıyla yoksulluk sınırı 9.931 TL, açlık sınırı 3.049 Türk Lirası’na gelmiş durumda. Gelir dağılımındaki pandemi sonrasındaki bozulma yüksek enflasyonun kalıcılığı ile daha da artıyor.

Faiz indirimi gerekçesi olan çekirdek enflasyon konusu piyasalarda oldukça fazla tartışıldı. İletişiminin yapılmadığı, öngörülebilirlik ve güvenin azaldığı, TÜFE’nin hesaplandığı sepetin yaklaşık yüzde 44’ünün dikkate alınmamasının doğru olmayacağı, ilerde çekirdek enflasyonun başka nedenlerle manşet enflasyondan daha yüksek oranda arttığı zaman tekrar odak değişimine mi gidileceği konuları gündeme getirildi. Bundan sonra da hedeflenen enflasyona göre mi politika faizi belirlenecek. Ancak bu durumda geçmiş yıllarda hiçbir zaman hedeflere ulaşılmadığını düşünecek olursak o zaman ne yapılacak!

Merkez Bankası Başkanı yatırımcılarla yaptığı toplantıda bu sorunları yanıtladı. “Manşet enflasyonu ikinci plana itmediklerini, arz şoklarının sadece faiz kanalı ile kontrol edilemeyeceğini, faiz arttıran ülkelerde de doların yükseldiğini, talep kanalı ile arz kanalının yaratacağı enflasyon şoklarındaki etkileri ayrıştırdıklarını, enflasyona etki eden geçici unsurların Türkiye’de de etkisini yitireceğini öngördüklerini” açıklamasında bulundu.

Daha önceki yazılarımızda defalarca ifade etmiştik. Ekonomi politikasında rekabetçi kur esasına dayalı, ihracat odaklı büyüme politikası izlenmeye başlandı. Kuşkusuz yaklaşan her seçim öncesi bir tür politika seti gündeme geliyor. Ancak bugünkü küresel koşullar oldukça farklı görünüm arz ediyor. Gıda (FAO’ya göre yıllık artış yüzde 32) ve enerji fiyatları oldukça yüksek. Lojistik sıkıntılar var. Covid-19 durumunun geleceği hala belirsiz. Çip krizi mevcut. İşgücü arzında ve talebinde problemler var. Küresel enflasyon yüksek olmaya devam ediyor. Para politikamızda iletişim ve öngörülebilirlik zayıf, büyümeler oynak, risk primimiz tekrar yükselme eğiliminde. Para politikasında söylem-eylem bütünlüğü olmadığından güven ve istikrara katkı veremiyor. Beklenti ve rasyonel fiyatlama yönetilemiyor. Döviz kurlarının yüksekliği reel sektör bilançolarını ve bankacılık sistemini tehdit ediyor. (Kredi dağıtımındaki ilk üç kamu bankası Ziraat hariç öz kaynak sıralamasında ilk beşe giremiyor. Son 3 yılda 3 kamu bankasının karlılıkları düşme sürecinde) Bankacılık endeksi on yıl öncesine göre bile dolar bazında tarihi düşük seviyelerde. Ekonomist ve akademisyenlerin neredeyse konsensüs oluşturacak şekilde fikir birliği yaptığı üzere “büyümeyi ihracat ya da iç tüketime dayalı şeklinde değil de potansiyelin üzerinde ya da altında şeklinde ayırmak gerekiyor. Üretim kapasitesini zorlayarak ihracat yapmaya odaklanılırsa enflasyon yaratmak zorunda kalınacaktır. Hele bu ortama siyasi gerekçeli faiz indirimleri, makroekonomik istikrarsızlıklar, yapısal problemler, yüksek risk primleri ve dolarizasyon ile FED’ in varlık alımı azaltımı ve faiz artırımı beklentisi eşlik ederse üretim problemi başlar ve daha çok enflasyonist ortama girilir. Merkez Bankasınca yapılan açıklamada dezenflasyonist politika gereği para politikasında sıkı duruşun esas alındığı belirtiliyor. TÜİK’in manşet enflasyonunun yüzde 19.6, ENAG enflasyonunun ve ÜFE enflasyonunun yüzde 44 olduğu, reel kur efektif endeksinin 63’ler de seyrettiği, CDS’in 432’ye çıktığı ortamda politika faiz yüzde 18’e düşürülüyorsa para politikasında sıkı duruştan söz edilemez. Bu arada pandemi nedeniyle yapılan vergi indirimlerinin sona erdiğini ve akaryakıt fiyatlarında ÖTV kaynaklı desteğin de bittiğini dikkate alacak olursak yüksek enerji fiyatlarının tüm sektörlerde maliyet kaynaklı fiyat artışlarına ve enflasyona neden olacağını da söyleyebiliriz. Döviz kurunda istikrar yaratmadığımız sürece fiyat artışlarının yaygınlaşmasını kontrol edemiyoruz.

Hükümetin market açma ve fiyat denetimi konusunda çabalarının da bir anlamı yok. Zira buradaki zarar eninde sonunda birileri tarafından ödenecektir. Daha önce yaşanan patates soğan satışlarındaki zararların hazineye gider yazıldığını ve dolayısıyla tüm vatandaşlarca ödendiğini biliyoruz. Önemli olan kalıcı fiyat istikrarı oluşturmak ve satın alma güçlerinin korunmasını sağlamak olmalıdır. Bütün bu söylediklerimiz de kredibilitesi yüksek, bağımsız, çekirdek göstergeler dahil enflasyonist ortamda politika faizini indirmekle enflasyonu ve döviz kurundaki yükselmeye neden olmayacak politikalar üretmekle olur. Hasılı güven, istikrar, şeffaflık, hesap verebilirlik, bağımsız düzenleyici ve denetleyici kurumlar oluşturmamız gerekiyor.