Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

“Cumhur İttifakı’nın ‘pürüzsüz’ olduğuna katılmıyorum”

Gazeteci Yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündemindeki önemli konu ve gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı. Kışlalı, Sayıştay Raporları, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu arasında süren “Anayasa” tartışması, 6 siyasi partinin oluşturduğu “Demokrasi Cephesi”, Cumhur İttifakı oylarındaki erime, enerji fiyatlarına yapılan zamlarla ilgili açıklamalarda bulundu. İşte görüşleri…

Sayıştay Raporları konusunda yorumunuz?

Sayıştay raporları da aynı konuların bir başka yüzünü oluşturuyor aslında. Bugün itibarıyla AKP iktidarında kamu kaynaklarının nasıl harcandığını denetleyen çok sayıda kurum kapatıldı ya da birleştirildi. Kapatılanlardan en önemlileri Maliye Bakanlığı’nın Maliye Müfettişleri ve Hesap Uzmanları kurulları ile KİT’leri denetleyen ve görevleri ve elemanları kısmen Sayıştay’a aktarılan Yüksek Denetleme Kurulu. Sayıştay aslında denetimini sadece parasal açıdan yapıyor YDK’nın yaptığı gibi “yerindelik” denetimi yapmıyor. Yani “Bu iş yapılmalı mıydı, doğru mu yapıldı, onun yerine ne yapılabilirdi?” gibi soruları sormuyor sadece yapılan işin parasal boyutuna bakıp yanlışlıklar üzerinden önerilerde bulunuyor. İktidarın devleti ele geçirmeye çalıştığı bu 20’ye yakın yılda aslında bu tür denetim kurumlarına ve yargıya çok daha fazla hâkim olması beklenirdi ancak demek ki devlet içinde çeşitli hesapların yanı sıra hâlâ Cumhuriyet tarihinden gelen bir anlayışla görevine bağlı çalışanlar var. İşte bu çalışmalar kendini Sayıştay raporlarında ortaya koyuyor. Bu raporlar ve önceki dönemlerde hazırlanmış Kurul ve YDK raporları ortadan kaybolmayacak. Arşivlerde yer alıyor. Yeri geldiğinde iktidara geçecek iradeli ve becerikli bir siyasi oluşum ile bunların hepsinin hesabının sorulacağını düşünüyorum. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, eski bir Hesap Uzmanları Kurulu üyesi ve siyasi çıkışını da özellikle Melih Gökçek ve Dengir Mir Fırat’a karşı yaptığı açık oturumlardaki elle tutulur belgelere dayalı tartışmaların da etkisiyle sağlamış birisi olarak, icraatçı bir göreve geldiğinde bu konuların üzerine gideceğini düşünüyorum. Tabii o dönemde partiler arası pazarlıklar neler olur, siyaset ne getirir belli olmaz. Ama eğer iktidar değişirse illâ ki bir “belli seviyede” geçmişe dönük hesap sorma dönemi olacağını düşünüyorum. Zaten Kılıçdaroğlu da, Davutoğlu gibi iktidara geldiklerinde ilk çıkaracakları yasanın Siyasi Etik Yasası olacağını ifade etmişti. Bu yaklaşımın doğal bir uzantısı olarak eski defterlerin yeniden açılacağını, eski hesapların ortaya döküleceğini tahmin etmek çok da zor değil.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nu, “TC Anayasası’nın ilk dört maddesi Anayasa’dan çıkarılmalıdır” mealindeki “söylemediği” sözlerden dolayı (Buna benzer AKP’li eski Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu’nda başkan vekilliği görevini verdiği İsmail Kahraman söyledi) eleştirdi. Yorumunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu bunu “Erdoğan benim söylediğimi zannediyor. Artık sağlık raporu istemek bir devlet güvenliği meselesi haline gelmiştir” diye esprili bir şekilde yanıtladı. Esasen Cumhurbaşkanı “Bu duruma düşmemeli”; danışmanları ne yapıyor?.. Bunun da ötesinde bu durumu, devletin geleceğine ilişkin alacağı kararlarla ilgili “kaygı” uyandırıyor. Olayları ne kadar sağlıklı değerlendirip, bir karara vardığı gittikçe daha fazla tartışma konusu olur hale geldi. Özellikle sağlık durumunun ciddi biçimde sorgulandığı, sorgulanmakta olduğu bir dönemde bu kadar “basit” polemiklerle bir yerlere varmaya çalışmasının sadece genel olarak kamuoyunda değil, parti içinde de ciddi “kaygılara” yol açtığını görmemek mümkün değil. En yakın partilileri bile kendisini dışarıya karşı savunurken “zor durumda” kalmaktan ve içeriye karşı da “panik havasına varacak seviyede kaygı” duymaktan kendilerini alamıyorlar.

6 Parti, karşılıklı görüşmelerle ve temsilcilerinin oturduğu masada, “Demokrasi Cephesi için” ilk ciddi adımı attılar. Bundan sonra neler olabilir?

Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme nasıl geçileceğinin planlaması ve metni hazır hale getirildikten sonra yavaş yavaş ortak bir seçim ittifakının nasıl şekilleneceğine ilişkin görüşmelere başlamaları “olağan beklenen”dir. Ancak sanırım bunun için iktidarın Siyasi Partiler ve Seçim yasalarında yapacağı beklenilen değişiklikleri görmeleri gerekecek. Yine de her ihtimale karşı hazırlıklı olmak ve seçim ittifakının şekillenmesine ilişkin çalışmaları başlatmak, ayrıca iktidara geldikten sonra yapılacaklara ilişkin de hazırlıkları şekillendirmek önlerindeki iki önemli görev olacak.

KONDA başta “kamuoyu araştırma şirketlerinin son anketleri” Cumhuriyet İttifakı’ndaki erimenin hızlandığını gösteriyor. Bu tablonun, “Erdoğan ve Bahçeli’nin ‘siyasi gerilimi arttıran adımlarında etkili’ olduğu” yorumlarına katılır mısınız?

Ben AKP ve MHP’nin “pürüzsüz” bir ittifak içinde olduklarına katılmıyorum. Dolayısıyla her iki genel başkanın da muhalefete karşı gerilimi arttırmak kadar, attıkları adımları birbirlerine karşı alan kazanmak için de kurguladıklarını düşünüyorum. AKP, MHP’nin itirazı üzerine hem seçim barajı oranını yüzde 5’e indirememiş, hem de daraltılmış bölge uygulamasına geçemeyecek gözüküyor. Oysa ortada başkanlık sistemi gibi bir seçim sistemi olmasa, atılacak bu iki adım da AKP’nin işine yarardı. Diğer taraftan AKP cephesinden gelen Atatürk ve laiklik karşıtı çıkışların hepsi MHP’yi ve Devlet Bahçeli’yi hiç şüphesiz “çok rahatsız” ediyor. Anayasa’nın o şekilde değiştirilmesi mümkün olmasa bile, bu çıkışlar “MHP’yi hizada tutmaya dönük”, MHP’ye “Sensiz de yapabiliriz” mesajı vermeye dönük hamleler olabilir. Yoksa Erdoğan’ın, partisinden gelen MHP’nin “kırmızı çizgilerine karşı” mesajları kontrol altında tutma iradesi göstermemesinin başka bir sebebi olamaz.

Ekonomist Atilla Yeşilada “Enerji fiyatlarındaki artışın büyümeyi yüzde 3’lere indireceğinin enflasyonu da yüzde 20’nin üzerine tırmandıracağının altını çizerek “Dünyada hızla artan enerji fiyatları ve belirsizlik, Türkiye gibi enerjide dışarıya bağımlı olan gelişmekte olan ülkelerde stagflasyon (yüksek enflasyonda durgunluk) riskini artırdı” yorumunu yaptı, görüşünüz?

Erdoğan faizleri düşürerek yurttaşların daha fazla kredi almalarını yani kredi hacminin artmasını sağlamayı, bu kredi hacmindeki artışlarla da ekonomiyi canlı tutmayı hedefliyor. Her ne kadar bankaların geri dönmeyen kredilerinde ciddi biçimde artış olsa da, bu politikanın kısa dönemde, yani seçimlere kadar, “iş yapabileceğini” görmek gerek. Ayrıca Türkiye üretim ekonomisinden zaten o kadar uzaklaştı ki, üretim girdilerindeki fiyat artışları genel ekonomide “stagflasyona” neden olacak kadar etkili olamayabilir. Evet özellikle enerji fiyatlarındaki artışlar üretim maliyetlerini çok arttırdı ancak bir taraftan TL’nin dövize karşı zayıflamasına bağlı özellikle turizm gibi ithal girdilere dayalı olmayan sektörlerdeki canlılık diğer taraftan da ticari faaliyetleri canlı tutacak olan kredi genişlemesi, büyümenin “stagnasyon”a yani durgunluğa neden olacak kadar yavaşlamayacağı olasılığını arttırıyor. Ekonominin durgunluğa düşmesi, girdi maliyetlerinden ziyade çok ciddi bir döviz krizine girilmesi ve buna bağlı olarak zincirleme iflasların gündeme gelmesiyle mümkün olur.

Alaaddin Çakıcı’nın Kılıçdaroğlu’na mektubu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı, twitter’dan paylaştığı bir mektup ile Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik “Cumhur İttifakı’na saldıracağınıza, yüzde 80 milli savunma sanayisini, tüneller, otobanlar ülkesi olduğunu, terörle mücadelede dünyaya kafa tuttuklarını neden dile getirmiyorsun?” ifadelerini kullandı. “Bodrum, Milas ve Marmaris’te bu yaz ne oldu?” başlıklı mektubuyla kendisinin bazı ticari faaliyetleri olduğu bilinen Bodrum ve çevresine yönelik iktidardan da “bazı beklentileri” olduğu izlenimi veriyor. Eğer başlıkla kastettiği bu yörelerdeki yangınları en azından kısmen terör örgütü üyelerinin çıkardığına ilişkin bilgi ve duyumlara atıfta bulunuyorsa, bu konuda İç İşleri Bakanlığı’nın ve hükümetin neden elle tutulur bir açıklama yapmadığını, bu konuya niçin hiç bir şekilde girmediklerinin nedenlerini de dikkate almak gerekiyor. Çakıcı’nın bu mektubunda en azından bir öncekine göre “makul”; hakaret, tehdit içermeyen ifadeler yer alıyor. Bu itibarla görüşlerini dile getirmiştir. Öte yandan, AKP iktidarı kanunsuzluk ve bununla beraber gelen denetimsizliğin hâkim olduğu bir ortamdan besleniyor. Muhalefet ise bu düzenin sona ereceğini, adaletin, yasaların, denetimin “yeniden yerleştirileceği”, yolsuzluğun, fakirliğin ortadan kaldırılacağı, “güçlünün zayıfı ezemeyeceği” bir düzenin hayalini satıyor. Sadece Kemal Kılıçdaroğlu değil, bu muhalif siyasi oluşum; Meral Akşener, Ali Babacan, Ahmet Davutoğlu, Temel Karamollaoğlu ile beraber bu hayali yerine getirecek kararlılığı ve beceriyi iktidara geldiklerinde gösterebilecek mi? Benim aklımın arkasındaki en önemli sorulardan birisi bu. Muhalefet, seçimlerden, buna seçmeni inandırdığı ölçüde başarılı çıkabilir. Bu yüzden Kemal Bey’in, iktidara geldiğinde kendisinden beklenen bu irade kararlılığını, şimdiden bu tür vesilelerle göstermeye başlaması, olayları kişiselleştirmeyen bir kararlılık ve otorite ile tepki ve karşılık vermesi gerekiyor.