Erdoğan’ın ve AKP’nin oyları neden düşüyor?

Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

 Art arda yapılan kamuoyu araştırmaları, iktidardaki AKP’nin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oylarının erime sürecinin devam ettiğini gösteriyor.

 Uzmanlara göre, “Muhalefetin bu hızlı erimeyi sağlayacak” bir etkinliği yok.

Öyleyse, “erime” neden?

GÖZLEM’in siyasetçiler, gazeteciler ve siyasette uzman sayılacak kişiler arasında yaptığı “zemin yoklamasında”, devam eden “hızlı gerilemenin sebebinin, AKP içinde ve yönetiminde aranması gerektiğini” ortaya çıkardı.

İşte tespit ettiğimiz gerçekler:

* Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçiş ve bu sistemin uygulamalarının halk nezdinde “olumlu etki” yapmaması…

* Her şeyin Cumhurbaşkanı’ndan sorulması ve her şeye Onun karar vermesi, “Tek adam” yönetimi Cumhurbaşkanı’nı yıprattı…

* MHP ile “zorunlu” ortaklık… Bu ortaklığın getirdiği gerilim ve sertlik politikasındaki görüntü; davul AKP’in omzunda, “tokmak” MHP’nin elinde görüntüsü…

* AKP’nin kuruluştaki yöneticileri ve ilk kabinenin bakanları ile bugünküler arasındaki “karar, uygulama, yönetme, tanınma ve güvenilme” bakımından halk nezdindeki “etkileme ve değer” farkı…

* Ekonomideki bozulmanın önlenememesi ve büyük halk kitlelerinin içine düştüğü “fakirleşme sürecinin” durdurulamaması…

* Zikzaklı, çelişkili “göçmen ve sığınmacı” politika ve uygulamalarının Anadolu’da yarattığı endişe ve bezginlik…

* Danışmanlarının, “ülke ve ekonomi yönetimi konusundaki” zafiyetleri…

* Esnaf, çiftçi gibi büyük kitlelerin mali sorunlarına çare bulunamaması…

* Buna karşılık “büyük müteahhitlere vergi afları, yeniden yapılanma başta, her türlü destek ve kolaylığın gösterilmesi…

* Pandemi, deprem, sel… gibi “topyekûn çaba ve çözüm isteyen” olaylardaki yönetim ve çözüm zafiyeti…

* Günlük hayata Tarikatlar kanalı ile “Atatürk düşmanlığının şırınga edilmesi” ve bunda “bir devlet kuruluşu olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın başrole soyunmasına” izin verilmesi…

* Milli Eğitim’in “Dini eğitime dönüştürülmesi” çabalarının büyük halk kitlelerinin kabul etmemesi…

* AKP’nin teşkilatları, milletvekilleri ile “Cumhurbaşkanlığı Hükümeti Sistemi” sebebiyle, halktan kopuş sürecinin başlaması…

* Dış politikada bitmek bilmeyen zikzaklarla “günü idare etmek gibi” bir hataya düşülmesi ve dünya yüzünde “gerçek dost ülke” kalmaması…”

* Adalet ve güvenlik kavramlarını “güvensiz hâle getiren” uygulamalarla, halk nezdinde “Savcı – Hakim güveninin” kaybedilmesi…

* “Yoğun ve büyük olduğu zannedilen” medya desteğinin, halkı etkileme niteliğini kaybetmesi…

* Polis ve Jandarma’nın, sık sık kadınlar, gençler ve yaşadıkları yörelerinde çevreyi korumak isteyen köylüler, çiftçiler ile karşı karşıya getirilmesi…

* Siyasette, MHP’nin zorlamaları ile “gerginliğin sürdürülmesi” ve devletin valiler, kaymakamlar dahil görevlilerinin “bu havayı yerele taşımalarının halkta yarattığı “olumsuz” tepkiler…

 “SİYASETİN GENETİĞİ BOZUK”

Ertuğrul Yalçınbayır (Eski Başbakan Yardımcısı)- İyi yönetişim, iyi yönetim anlayışında; yazana bakmayın, söylenene ve yapılana bakın. Bunları anlama, kavrama ve uygulama anlayışı halk tarafından da denetleniyor. Halkın cebine, ekonomik durumuna yansıyan olaylar bunları hızla ilerletti. Oysa bu olayların başlangıcı sadece ekonomik değil; bireysel hak ve özgürlüklerle, toplumsal ve siyasal hak ve özgürlüklerle de ilgiliydi. Onda da kötü yönetim söz konusuydu. Ama şimdi daha da farkına varıldı. Dünyadaki konjonktürü halk daha iyi izliyor. Türkiye’nin durumunu, kendi durumunu… Daha da dibe gittiğini görüyor. Her tür hak ve özgürlüklerde sıralamalarda çok gerideyiz. Muhalefet bunlarla ilgili görevlerini bir noktada yapıyor daha etkili yapabilme ile ilgili projeleri düşünmeleri, görmeleri gerekiyor.

Bu kötü yönetime karşı iyi yönetimin ortaya sunulması ve söylem birliğinin olması ilkeler etrafında birleşilmesi Türkiye için daha umutlu olacaktır. İlkeler ve o ilkeler doğrultusunda güven vermek önemlidir. İktidar güven vermiyor. Güven vermeyince sermaye giderek eriyor, dış ilişikliler zorlaşıyor. İş bir bütün. O bütünde iç işleri, dış işleri diye bir ayrım yok artık. Bunları bir bütün olarak değerlendirmek lazım.

Dünyada giderek yalnızlaşıyoruz, yabancılaşıyoruz. Çelişkili davranışlar fevkalade artmış durumda. Bu çelişkilerin farkına varmak ve iyi bir şekilde ortaya koymak gerekiyor. Bu ayıp aramak değil kınamak değil bunu bir durum tespiti olarak ortaya koymak gerekir. Dünya bunun farkında, biz bu işlerden çıkabilmek için dış güçler diyoruz, ondan sonra içimizdeki güçler diyoruz. İçimizdeki beşli çete diyoruz. Bu beşli çete gıdalarda da var ihalelerde de var, yönetişim anlayışında da var. Ehliyet ve liyakati hâkim kılmak gerekiyor.

Halk, daha iyi idare edebilecek kişileri, görmek ister. Halkın güveni ve inancı kaybolmuş durumda. Bu söylemlerden kurtulmanın, sözüm ona muhalefetten kurtulmanın en kolay yolu dindir. dini kullanmaktır. Din bu değil, halk bunun da farkında.  Her şeyi kolaylıkla din vasıtasıyla elde edebileceğini düşünmek iyi yönetişim anlayışı değil. Siyasetin genetiği fevkalade bozuk. Siyaseti menfaat, ticaret olarak alıyoruz oysa siyaset bir emanettir. Bir riayettir, bir liyakattir, bir ehliyettir. Bu ehliyetten uzaklaşıldığı zaman koltuğunu koruma anlayışı hâkim olduğu zaman, hatalar başlar, Y’ler artar, yoksulluk, yasaklar, yalan arttı. Bu yalanın sonu yok. Bir yalan, ikinci, üçüncü yalanı, dolanı, aldatmayı beraberinde getiriyor. Bu anlayıştan uzaklaşan siyasi partiler, hizmet edemezler. İktidar şu anda menfaat vaat ederek varlığını sürdürüyor. Bu varlık sürdürülemez bir varlık, bu anlayış sürdürülemez bir anlayış. Bunun yolu da demokratik çıkıştır. Demokratik taleplerin artmasıdır. Demokrasi sadece oy ve sandık değildir. Tabii bunlar sandığa yansımalı ama sandıktan önce de bu talepler muhalefet tarafından dile getirilip halka sunulmalıdır. Seçmene çok önemli bir görev düşüyor, seçme, seçmek, seçebilmek. Bu seçme görevinde halk umarım bunları yapacaktır.

*******

“ÜST ÜSTE KORKUNÇ YANLIŞLAR YAPILDI”

Namık Kemal Zeybek (Eski Kültür Bakanı)- Demokratik dengeler tamamen bozulmuştur. Bu iktidara kadar hiçbir iktidarın yapmadığı, yapamayacağı, yapmayı aklından bile geçirmediği işler oldu. Demokratik olmayan darbeler döneminde bile böyle şeyler yapılmadı. Ne yapılmadı? Öncelikle bu iktidar bir koalisyondu, FETÖ ile AKP koalisyonuydu, bu da besbelli bir durum. Sistemin “kılcal damarlarına kadar girdiler.” Bu iktidar döneminde hızlandı.

Demokratik ülkelerde özgür basın olur. Özgür basın çoğunlukla muhalefette olur. Muhalefette olmazsa basın ve yayın iş yapamaz. Basın satış yapamaz, yayın izlenme alamaz. Bu bir denge kurmadır. Bu denge tamamen bozulmuştur. Basın yayının 3’te biri FETÖ’nündü. Onlar kapatılıp gitti ama gazeteler ve televizyonlar birer birer iktidar yanlısı bir takım kişilerin eline verildi. Hem de devlet imkanları kullanılarak verildi. Dinci televizyonlar ve gazeteler vardı. Gazeteler televizyonlar iktidar yanlısı propaganda yapıyorlar. Bunun insanları etkilemediğini düşünemeyiz.  Devletin imkanları ve belediye imkanları ile yurttaşlarımızın çok önemli bir kısmı maaşa bağlandı. Şöyle ya da böyle baktığınız zaman devlet sosyal yardım yapıyor gibi görünür ama iş öyle değildir. Ekonomik gidişin kötülüğünden ötürü tarımı terk eden insanlar şehirlere doluşur, esnaf kepenk kapatıp yoksul düşerse o yoksullara siz devlet kesesinden mallar, paralar, maaşlar verirseniz onların minneti kazanırsınız, onar da size oy verirler. Bu iktidar Türkiye’yi çok kötü yönetiyor. Devlet adamlığı kavramı yok. Devlet adamlığını bile siyaset olarak yapıyorlar, iç siyaset olarak yapıyorlar.   Diplomatik anlamda üst üste korkunç yanlışlar yapıldı. Hiçbir devlet yöneticisi böyle yanlışlar yapmaz. Suriye ile sebepsiz yere düşman olduk, orada kanımız akıyor, paramız gidiyor. Mısırla hiçbir anlamı olmayan düşmanlık sürüp gidiyor. Çevremizde dost kalmadı. Ekonominin durumu zaten besbelli. Türk lirasının durumu ortada. Merkez Bankasının durumunu anlamak için inceleme yapmaya lüzum yok. Bir başkan geliyor, üç ay sonra o alınıyor başka biri tahin ediliyor. O da tutuyor faizi, AKP Genel Başkanı istedi diye düşürüyor; bu sefer dolar fırlıyor. Kavcıoğlu da ekonomiyi bilir ama kendisine bu söyleniyor o da yapıyor. Bu iktidar gelmeden önce gençlerimiz arasında narkotik çok yaygın değildi. Çok ilginç bir çelişki, bu iktidar döneminde yayıldı gitti. Kimi İmam Hatiplerde bile kimi çocukların bir takım haplar içtiği söyleniyor. Kadın cinayetleri arttı. Böyle bir iktidarın barajın altında kalması lazım. Ama iki konu var: Birincisi iktidar kitle oluşturma araçları ile sürekli yapılan propagandalarla halkın bilincini oluşturuyor ve bozuyor, bir kısmı din nedeniyle Erdoğan’a bağımlı hale getirildi. Muhalefetin çok etkili muhalefet yaptığını söyleyemeyiz. Muhalefet partilerinin eleştiri dışında umut vaat etmesi gerekiyor. Bilhassa CHP kendisinden beklenen muhalefeti yapamıyor. Doğrudan bu iktidarın yanlışları sonucu bozulan düzeni, bozulan ekonomiyi, iç siyasetini ve dış siyasetini düzeltecek projeleri halkın anlayacağı şekilde gündeme getirmeleri gerekiyor.

*****

“ÇÖZÜM ARARKEN ÇÖZÜLEN TOPLUM”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) – Türkiye 1990’lı yıllarda iyi yönetilemedi. Kriz üstüne kriz yaşadı. Bazı çevrelerin çözüm algısı olarak AKP iktidara geldi.  Ancak AKP’nin 20 yıllık iktidarı bir çözüm değil,  tam bir toplumsal çözülme süreci getirdi. Toplum tam bir kaos ortamına sürüklendi. Cumhuriyetin Türkiye’sinin tüm birikimleri hovardaca harcandı. Yolsuzluk ve yoksunluk diz boyu. Yandaş kayırma ve keyfilik alabildiğince. Liyakatsız fakat biat eden insanlar yönetici olarak tercih ediliyor. Toplumda ahlaki değerler ciddi erozyon yaşıyor.  İnsanlar arasında güven ortamı kayboldu. Zira hak, adalet ve hukuk mumla aranıyor. Toplumda yaygın bir yoksullaşma yaşanıyor. Gençler gelecek beklentilerini, umutlarını ve yaşam enerjilerini büyük ölçüde kaybetmiş durumda. Kısacası bugün her alanda bir çözümsüzlük yaşanıyor. Bu çözümsüzlük ortamında iktidarın yarattığı otoriter yönetim, baskı ve korkuya rağmen insanlar artık yüksek perdeden itiraz etmeye başladı. Zira yolsuzluğa, yoksulluğa, kötü gidişe, adaletsizliğe, hukuksuzluğa, ekonomik sorunlara, işsizliğe, enflasyona, hayat pahalılığına, para istikrarına, doğanın kaybına, tarıma, üretime, devlet bütçesinin yandaşlara peşkeş çekilmesine,  yandaş medya ve yandaş kayırmacılığa bir çözüm üreten değil; adete bunların sürdürülmesinden ve toplumsal kutuplaşmadan beslenen bir iktidar söz konusu. Bütün bu gelişmeler nedeniyle, hem iktidar partisi AKP’nin, hem onun destekçi ortağı olan MHP’nin ve nihayet tek adam yönetimine yönelen Sayın Erdoğan’a yönelik desteğin kaçınılmaz erozyonu yaşanıyor.

Toplum çözüm ararken, iktidarın çözümsüzlük üretmesinin temel nedeni, izlediği temel stratejinin yanlışlığında yatıyor. AKP İktidarının temel stratejisi, hızlı kentleşen toplumda, kent varoşlarında yaşanan uyumsuzluk tepkisini, muhafazakarlaşma ve siyasi İslam ideolojisi olarak topluma sunma gayretiyle şekillenmiş olup ve bu kesimlerin desteğini korumaya yönelik bulunuyor. Muhafazakarlık ve din kökenli ideoloji, çözüm üretmeye odaklı değildir. Daha çok muhafazakar değer ve inanç sistemlerini geçmişte olduğu gibi korumaya yöneliktir. Üstelik toplumsal gelişmedeki değişim ve yenilenmeye de kapalıdır.  İnsan beyninde yerleşik olan inanç kalıpları çözüm üretme işlevi yerine, doğrulanma işlevine ihtiyaç duyar. İnanç kalıbı, tek ve mutlaktır. Başkaca seçeneklere kendini kapatır. Bu yüzden var olan inanç ve bunların temelindeki değerleri muhafaza etmeye odaklıdır.  Oysa yaşanan sorunların çözümü, alternatif seçenekleri düşünmeye, bunlar arasından en uygun olan seçeneği tercih etmeye ve bu nedenle akli ve mantıklı olanlar üzerinden sürekli değişime açık olmaktan geçer. Bu şekliyle toplumsal sorunların çözümü Atatürk’ün belirttiği gibi, aklı, bilimi ve teknolojiyi rehber almaktan geçer.  Zira sorunların çözümü ancak bilimsel perspektifte tartışma konusu olur ve üretilen uzmanlık çözümü teknoloji olarak soruna uyarlanır. İnancın ideolojiye dönüştüğü durumda ise, muktedir kişinin inanç kalıpları doğrultusunda, tek doğru olarak emir ve talimatlar geçerli olur. Olay ve olgu yeterli araştırılmaz. Zira bu yaklaşımda yaşanan soruna değil,  muktedir kişilerin inanç kalıplarına odaklanma yaşanır. Ne tekim bağımsız bir kurum olması gereken Merkez Bankası uygulamalarında bu durum kendini açıkça gösteriyor.  AKP, Cumhuriyet döneminin birikimlerini tükettikten sonra 2013 yılından beri kişi başına milli gelirin azaldığı bir sürece girdi. Her alanda bir gerileme süreci yaşıyor. Tek adam yönetimi ve birçok kurumda ve özellikle eğitimde tarikatlara verdiği ağırlıkla akıl, bilim ve teknolojiden uzaklaştıkça başaşağı gidişini durdurması mümkün değildir. Muhalefet partileri de, kendi içlerinde kişi egemenliği modelleri kurmak yerine bilimin, ortak aklın ışığında çağdaş uygarlık rotasına uygun bilimsel ve vizyoner stratejiler oluşturmadan gerçek çözümü yakalayamazlar. Artık çağdaş toplumların karmaşık ve çeşitlenmiş sorunlarını, özgür akıl, bilim ve teknoloji rotası dışındaki kalıplarla çözme şansı kalmadığı görülüyor. Farklı yol ve yöntem peşinde koşanlar er geç kaybetmeye ve erimeye mahkum olacaklardır.

*****

“İKTİDARIN, ENERJİSİ DE HİKÂYESİ DE TÜKENDİ!..”

Mehmet Şakir Örs (Gazeteci / Yazar)

Önceki haftaki Gözlem’in ‘insaNomi – İnsan Odaklı Ekonomi’ köşesinde yazdığımız ‘İktidarın hazan mevsimi!’ başlıklı yazımızda; “İçinde bulunulan dönem; birçok alanda yıpranan ve tam anlamıyla bir tükenişi yaşayan siyasal iktidarın ‘hazan mevsimi’ haline geliyor!..” diyerek bir giriş yapmıştık.Sonra da yazımızın sonuç bölümünde vurgulamıştık: ”Bu gidişle, iktidar siyaseten, izlediği hatalı politikalarla ve yaptığı yanlışlıklarla, kendi kendini tüketecek!..”

Gerçekten tam da öyle oluyor. Hazan mevsimini yaşayan iktidar, tıpkı sonbahar rüzgarlarının uçurduğu hazan yaprakları gibi, son dönemde yaşanan ekonomik-sosyal ve siyasal gelişmelerin önünde savrulup gidiyor!..

Peki, niye böyle oluyor? Çünkü içinde bulunduğumuz dönemde, iktidarın enerjisi de hikâyesi de tükendi. Artık halka ve seçmene söyleyecek sözü, sunacağı çözümü, vereceği umudu kalmadı. İktidar, pek çok yönden yoruldu ve yıprandı.

Bu tükenişin elbette birçok nedeni var. İç ve dış politikada yapılan yanlışlıklar, dar gelirli ve yoksul insanların ekonomik sıkıntılar karşısında korunamaması, geniş toplumsal kesimlerle iktidarın bağını kopardı, koparıyor.

Kopuşun ve tükenişin en önemli nedenlerinden ve dönemeçlerinden biri -belki de en önde geleni-, ülkeyi uçuracağı propagandasıyla topluma dayatılan başkanlık yönetim sistemi oldu. Halk bu sistemin ne olup olmadığını, bizzat yaşayarak hayatın içinde sınadı ve kavradı. ‘Tek adamlık sistemi’ olarak da adlandırılan bu yönetsel sistem, göründüğü kadarıyla iktidarın gidişinin de başlıca nedeni ve vesilesi olacak.

Bu sistemle getirilen 50+1 gibi siyasal kurallar nedeniyle iktidarın kurduğu ittifak, kendi tükenişinin de adeta fermanı haline geliyor. İktidar, izlediği siyasal çizgiyle ve attığı adımlarla, kendi siyasal zeminini ve hareket alanını daraltarak, tükenişini de hızlandırıyor.

İktidar, bu saatten sonra ne başkanlık sisteminden vazgeçip parlamenter sisteme yönelebilir, ne de ittifaklarını değiştirebilir. Eğer böyle yapmaya kalkarsa, inandırıcılığını tümden yitirip, şimdiye kadar ortaya koyduğu siyasal iddialarını ve izlediği politika çizgisini berhava etmiş olur. Onun için tarihsel ve siyasal sürecin kendisine biçtiği rolü/sonu ister istemez yaşayacaktır!.. Belki de bu yönleriyle, ülke yönetiminde nelerin yapılıp yapılmaması gerektiği konusunda, gelecek kuşaklara ders konusu olacaktır!..