Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Tam bir Cumhuriyet çocuğu

Geçtiğimiz hafta bir bilge insanı daha yitirdik. Yüksek Mimar Prof. Dr. Doğan Kuban aramızdan ayrıldığında 95 yaşında idi. Koca çınarın ömrü, yaşamdaki güzellikleri yüceltmek, mimari emanetlerimiz başta olmak üzere tarihi değerlerimizin korunmasını sağlamak, gelecekteki tehlikeler konusunda uyarılarda bulunmak, bu amaçlarla genç kuşağın iyi yetişmesi üzerine uğraşmak ile geçti.

90 yaşında Urla-Karapınar’da kalçası kırıldıktan sonra Kaya Termal Otelde uzun bir iyileşme dönemi geçirmesine karşın düşünmekten, düşündüklerini yazmaktan geri durmadı. Haftalık “Herkese Bilim Teknoloji” dergisinde son nefesine dek yazmayı sürdürdü.

Ankara bir Cumhuriyet okuluydu

O Cumhuriyet kuşağının parlak bir temsilcisiydi. Fevziye Özberk ile 2008 yılında yaptığı söyleşide şöyle diyor: “82 yaşına geldim. Benim yaşamımda gerçekten övündüğüm bir şey var: Cumhuriyet’in yetiştirdiği bir adamım ve memleketimde okudum. Cumhuriyet bizi milliyetçi ve idealist kişiler olarak yetiştirdi. Ben bu ülkenin lisesinde, üniversitesinde okudum ve kendi alanımda dünya çapında bir adam oldum. Yurtdışında hiç okumadım, hocalık ettim. Cumhuriyet bizleri çok iyi yetiştirdi… Atatürk yaşıyordu. İnancımız sınırsızdı. Ankara kenti bir Cumhuriyet okuluydu ve ben Cumhuriyet’in ne olduğunu orada öğrendim.”

O bu inanç ve bilinç ile yaşamının son anlarına dek düşündü ve düşündüklerini yazdı. ‘Herkese Bilim Teknoloji’ dergisinde yayınlanan “Anadolu’ya Dönme Zamanı Geldi” başlıklı yazısında diyor ki:

“İstanbul, Asya’nın fakir ülkeleri gibi, ayakların taşıyamayacağı bir kocabaş, kalabalık bir dinozor. Ya boşalacak ya da ölecek. Fakat Anadolu’ya dönmenin amacı daha geniş. Anadolu’nun su gibi toprağa da gereksinimi var. İnsana, tarım işçisine, sanayi işçisine gereksinimi var… Türkiye bu yüzyılda ayakta kalmak için kontrol edemediği devasa kentlerini dağıtmak zorundadır. Türkiye’nin geleceği, bütün ülkenin homojen olması ve hakça bütün vatandaşlarını uygar dünyanın üyesi yapabilmesine bağlıdır.”

Bu saptamaları yaparken toplumda “kaya sınıfı” diye bir tanım yaptı. Bu tespite pek katılmasam da şunu savlıyordu: “Benim aylarca gözlediğim olgu, kaya grubundakilerin tek ilgilendiği olgunun, yaşama tutunmak, aylık geliri arttırmak olması. Politika, parti, ideoloji, din gibi sorunlarla ilgilenmemeleri ve çok az okumaları idi. Yaşamlarının tek garantisi daha fazla para kazanmaktı… Halk arasında çağdaş yaşam eğilimlerine olasılıkla en yakın yaşayanlar…”

Uyarıları

Son zamanlarda nüfus artışının frenlenmesi, iklim değişikliğinin yol açtığı kuraklık, açlık, göç gibi olumsuzluklara dur denilmesi gibi konularda sürekli olarak uyarılarda bulundu. Cep telefonlarına, otomobillere tutkun insanların bu olumsuzlukları algılayamamasını anlayamıyordu bir türlü. İstanbul’un işkenceye dönüşmüş trafiğini bir nebzecik de olsa rahatlatmak için denizden yararlanılmamasını da anlayamıyordu. Sömürücülerden, emperyalistlerden nefret ediyordu. “İlk iş, paraya tapanlardan ve cahil yöneticilerden kurtulmaktır” diye haykırıyordu adeta. Şu uyarıyı da yapıyordu hep: “Bizde istikametini Ortaçağa çevirenler çoğalıyor. Dünya tarihinin bu aşamasında, dünya egemenlerinin kölesi olmadan, din ağırlıklı bir devlet yaşayamaz.”

Özel İlgi

Prof. Dr. Kuban’ın Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalan 2 yapıya özel bir ilgisi vardı. Bunlardan bir tanesi Sivas’ın Divriği ilçesinde 1228-1229 tarihleri arasında inşa edilmiş, müthiş taş işçiliği ve mimari bütünlüğü ile yücelen ‘Divriği Ulu Camisi ve Darüşşifası’dır. Ayrıntıyla irdelediği diğer bir eser olan Mimar Sinan’ın Selimiye camisini incelemek için yaz tatillerinde öğrencileri ile Edirne’de yıllarca yoğun çalışmalar yürüttüğünü biliyoruz. Osmanlı mimarisi üzerine kapsamlı kitaplar yayınlarken bir yandan da “Dünyayı öğrenmeye her şeyi sorgulamaktan başlamak ve Osmanlı’nın akıl almaz meraksızlığını aşmak zorundayız” diyen O’dur.

Kuban ve İzmir

Doğan Kuban İzmir ile de ilgilendi. Başkan Ahmet Piriştina’nın danışmanı olarak Aralık 2001’de duyurusu yapılan ‘İzmir Liman Bölgesi için Kentsel Tasarım Uluslararası Fikir Yarışması’nda jüri Başkanı idi. Londra’da 1988 yılında başlayan ‘London Docklands Development’ projesinin uygulamasını iyi bildiğinden yarışma sonrası, Bayraklı ve Konak Belediyelerini kapsayan yüksek yapı bölgesinin planlanmasına katkıları oldu. Başkanlık dönemimde bu konu üzerinde birlikte yaptığımız çalışmalarda görüşlerinden çok yararlandık.

Önemli görevleri

Prof. Dr. Doğan Kuban 2019 yılında mimarlık dalında ‘Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ aldı. Türkiye Bilimler Akademisi ve Amerikan Mimarlık Enstitüsünün Şeref Üyesi, Türkiye ICOMOS (Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi) ve Mimarlık Tarihi ve Restorasyon Enstitüsünün kurucu üyesiydi. 1979-1983 arasında, merkezi Cenevre’de bulunan ‘Ağa Han Mimarlık Ödülü’ jürisinde görev yaptı.

Prof. Dr. Doğan Kuban, giderek ülkemizde mimarlığın, kent planlamasının, kentleşmenin vb. durumu hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyen okurlarımıza Kırmızı Kedi yayınlarından çıkan ‘Mimar Doğanlar… Üç Doğan – Doğan Kuban – Doğan Tekeli – Doğan Hasol – söyleşi: Ceren Çıplak Drillat’ kitabını öneririm.