Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

İşte Dünya ve işte Atatürk!..

Atatürk benim için “İnsanlık tarihinin en büyük adamıdır” ve “tarihlerde bir benzeri” yoktur!..

Elbette bu girizgahı yaparken, “İnanç dünyasının peygamberlerini kıyaslamaya koymuyorum. Her inanca saygılıyım, Peygamberleri, Dünyevi Dünya’nın insanları ile kıyaslamam!..”

Ben “Dünyevi Dünyamızın insanlarından” söz ediyor ve “Atamızın kıyaslamasını” onlarla yapıyorum!..

Ne yazık ki, “bugün hür bir Türkiye’de, inançlarıyla beraber hür yaşayan” bazı insanlar, Atatürk’ü sevmiyorlar, elbette “sevmeye mecbur değiller”, sevmeyebilirler… “Saymıyorlar” işte bu olmamalı… Dahası daha da kötü; “Hakaret ediyorlar” nasıl bir nankörlüktür ki, “milyonlarca Türk’ün haklı olarak ‘Atam’ dediği, İstanbul başta, büyük bölümü işgal edilmiş Anadolu’da ‘çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran’ bu büyük insana” hakaret etmekte yarışıyorlar!..

Ve de “en acısı” bu adamlar, “ceza göreceklerine” ödüllendiriliyorlar; yazıklar olsun!..

Evet, “benim için  Dünya’nın, gelmiş, gelecek en büyük insanıdır” Atatürk!..

Sadece “benim” mi; sadece milyonlarca Türk insanının mı, sadece “Türk Dünyası”nın mı?

Hayır, “Dünya’nın dört bir yanında, ‘onu bizler gibi gören’ ve de anan insanlar” var; büyük adamlar var, krallar var, başkanlar var, cumhurbaşkanları var, başbakanlar var, filozoflar var, uzmanlar var, gazeteciler var…

Ve… Dünyanın dört bir tarafında heykelleri var, “adı verilen parklar”, bulvarlar, caddeler var…

Bu haftadan itibaren, “bir Türk denizcisinin ‘Atatürk ile ilgili olan’ anılarını” köşeme alacağım. Kaç hafta sürer bilmiyorum.

Ama “Deniz Mühendisi” Mehmet Ali Ergöz’ün anılarını okumamış olan okuyucularımın okumalarını ve de “okumayanlara okutmalarını” dilerim.

Dilerim ki, “nankörlerin nasıl birer insan olduklarını” anlasınlar!..

Ben okumamıştım, “onun anılarını bana gönderen” arkadaşıma teşekkür ediyor, ve… “Anıların sahibi” sayın Mehmet Ali Ergöz’e de şükranlarımı sunarak… Anılara başlıyorum…

***

Yıl 1971…

Fırat adlı gemiyle, Amerika’nın Philadelphia limanına 10 bin ton tütün götürmüştük. Şehri dolaşmış gemiye dönüyorduk. Yanımıza bir araba yaklaştı ve nereye gittiğimizi sordu.

“Limana” deyince bizi götürebileceğini söyledi. 3 arkadaş bindik ve geminin bordasına kadar getirdi.

Bu kibar Amerikalıyı ‘Türk kahvesi’ ikram etmek için gemiye davet ettim.

Zabitan salonuna geçtik. Kaptanımız da oradaydı.

Misafirimiz salonu inceledikten sonra; “Bu geminin Türk gemisi olduğunu söylediniz. Ancak, salonda Atatürk resmi yok” dedi ve hemen ilave etti; “Önce Atatürk’ün resmini koymalıydınız” deyip kahveyi içmeden gemiden ayrıldı…

Hepimiz şaşırıp kalmıştık. Karşılaştığımız olaya bir anlam veremiyorduk.

Bu olayı çok düşündüm. Sanırım bu kibar Amerikalı, varlık nedenimiz olan Atatürk’e kayıtsız kaldığımızı düşünmüş ve tavrımızı vefasızlık olarak değerlendirerek bizi protesto etmişti.

Karşılaştığımız bu sıra dışı olaya başka açıklama bulamamıştım…

***

Yıl 1982…

Hindistan’ın Bombay şehrinde otelde yurda dönüş için uçak bekliyoruz. Bizim işlerle görevli acente memuru hepimizi grup olarak yemeğine götürdü. Restoranda her milletten denizci vardı. Yemek esnasında bir arkadaşımız sigarasını yakmak istedi, fakat çakmağı yanmadı. Yandaki masada oturan bir kişinin önünde sigara ve çakmak vardı. Şahsı Türk’e benzettiğim için çakmağı Türkçe istedim. Yüzüme tersçe bakınca, İngilizce olarak kendisini Türk sandığım için Türkçe konuştuğumu söyledim. Bir anda kabalaşarak kızgınlığını ifade etmeye başladı. Durumun kavgaya dönüşeceğini anlayan acente memuru araya girerek kavgayı önledi ve şahsın ayrılmasını sağladı.

Ben durumu anlamak için memura olayın nedenini sordum. Memur bu şahsın Yunanlı olduğunu onları 400 sene yönetmemiz nedeniyle Türklere kızgın olduğunu söyledi.

Ben, Türklerin kurdukları devletlerle Hindistan’ın kuzeyini bin yıldan fazla yönettiğini söyleyip; “Sizde mi bize kızgınsınız?” diye sordum. Acente görevlisi gayet içten bir biçimde şunlar söyledi: “Tam tersi, biz Hintlilerin size yani Türklere iki konuda teşekkür borcumuz var. Türklerin yaptığı muhteşem eserleri her yıl milyonlarca turist ziyarete gelip döviz bırakıyor. İkinci teşekkürüm, Atatürk’ün Anadolu’daki zaferiyle biz Hintlilere bağımsızlık yolunu göstermesidir. Ayrıca, Hindistan kırsalında okuma yazma mücadelesini Atatürk’ün eğitim sistemini örnek alarak yürüttük. Türkiye’deki Eğitim Enstitüsü uygulamasını biz burada yaptık.”

+++++++

ERDEM…  VE POLİTİKA

Atatürksüz bir eğitim olamaz. Bu aynı zamanda Cumhuriyet’in esasıdır. Atatürk ilke ve devrimlerini dışlayarak bizim için ne bağımsız bir devlet, ne de özgür ve uygar bir millet olunur.

Ali Naili Erdem

++++++

Şair Eşref Şayet Yaşasaydı… Ne yazardı?

Nihat Demirkol

++++++++++

İnternet’ten “esen” rüzgarlar!..

Galatasaray “neden puan cetvelinde

10”uncu” sorusunun cevabı…

+++++++

SÖZÜN ÖZÜ

TUİK’in açıklamasına göre “ekonomik güven endeksi” bir ay öncesine göre 1.6 artarak 102.4 oldu. Merak ettiğim TÜİK’in  “kendisinin güven endeksi” kaç acaba?..