Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Halk sağlığı ve pandemi

Halk Sağlığı Haftası nedeni ile bu yazımda, bir kavram olarak halk sağlığı üzerinde durmak ve eğitimini  Baltimore’daki John Hopkins ve Harvard’da tamamlayarak sonrasında ülkemizde halk sağlığı ile ilgili bir mihenk taşı olan Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesine Dair 224 sayılı Kanun’u hazırlayan, bu bilim dalının kurucusu Nusret Fişek hocamızı da anmak istedim.

Diğer ülkelerde “Public Health Speciality” veya “Speciality on Community Medicine” şeklinde ve tam “toplum hekimliği uzmanlığı” ismi ile anılan bu önemli tıp dalı, ülkemizde “Halk Sağlığı” ismi ile yerleşmiştir. Tanım olarak toplumun var olan sağlıklılık durumunun sürdürülebilirliğini sağlamak, gelişebilecek sorunlar ile bu sorunların nedenlerini saptayarak çözümler üretmek, toplumun sağlık gereksinmelerini bilimsel tekniklerle tespit etmek; bu bağlamda kamu sağlığı politikaları geliştirmek şeklinde özetleyebiliriz. Klinik bilimlerde kişiye odaklanan tanı ve tedavi perspektifi halk sağlığında toplumun kendisine yönelir. Dolayısı ile ilkinde fizyoloji ve patoloji odaklı çalışma ikincisinde sosyoloji ve sosyal antropoloji referanslı seyreder. Elbette bireye yönelik laboratuar teknikleri de epidemiyoloji bilimi eşliğinde bilgi kaynaklarına erişerek veri toplama ve değerlendirme süreçlerini önceler.

Genel olarak bakıldığında her birey kişisel olarak kendi sağlığından sorumlu görülse de her hastalık özelinde bir ekosistem söz konusudur ve bu durum aynı zamanda tüm ailenin sorunu halindedir. Çünkü aile bireylerinden birisi hasta olduğunda genel anlamda o ailenin huzuru kaybolur, ekonomik ve sosyal durumu etkilenir. Yani sadece o kişinin hastalığının tedavisi yetersiz kalacaktır, ailenin neredeyse tamamını düşünmek gerekir ki bu da bir toplumsal problem olarak karşımıza gelir. Bu noktada tek bir kişide tanılanan obezite, hipertansiyon ve şeker gibi hastalıklar, tüm toplumun üçte birini ya da yarısını kapsayan kamu sağlığı sorunu halinde olduğu tespit edildiğinde, toplum sağlığını korumaya yönelik olarak, sorumluluk ve dayanışma ruhu içinde ulusal politikaların yaratılma zorunluluğu ortaya çıkar.

Nitekim halen Dünya bir pandemi sürecinde ve tüm ülkelerdeki kitlesel sağlık sorunları ile yüzleşmemiz devam ediyor. An itibari ile 215.499.104 Covid19 vakasının tedavisi ile uğraşan Dünyamızda 192.686.339 kişi de hastalığı geçirdi. Ne yazık ki 4.488.946 insan yani İzmir kentinin nüfusu kadar bir kitle hayatını kaybetti. Tek bir kişide başlayan viral bir hastalığın tüm Dünya toplumlarına yayılarak bir pandemiye dönüşmesi, yukarıda anlatılan Halk Sağlığı Bilim Dalının çalışma metodolojisi için bir örneklem durumunda. Sadece ülkemizdeki 6.293.297 vaka ve 5.771.611 iyileşen vatandaşımız ile toprağa verdiğimiz 55.469 yurttaşımızın sadece sağlık değil sosyal, psikolojik ve ekonomik etkileri bir bütün olarak tüm ulusun içine girdiği girdabı bizzat yaşatıyor.

Pandemi, sağlık hizmetlerinin çok sektörlü, entegratif ve katılım esaslı olduğunu bir kez daha bizlere anlattı. Halk Sağlığı, sağlık hizmetinin sürdürülebilirliği, çok boyutluluğu, bir ekip işi olmasının yanında eğitimden sanayiye ve yerel yönetimlere bir çok sektörü kapsayan koordinasyon gerekliliği ile aşı olmak için gönüllü uğraşlar da dahil bir bütün olarak sağlık hizmetlerinin planlanması ve sunulmasının halk ile işbirliği esasında kurgusunu ortaya koyar. Zaten Halk Sağlığı Ana Bilim dalının afetlerde sağlık yönetiminden bulaşıcı hastalıklara, epidemiyolojiden sağlık ekonomisine, toplum ruh sağlığından uluslararası sağlık ve geriatriye birçok çalışma alanları söz konusudur.

Halk sağlığında yaşadığımız zamanların en önemli sorunları olarak beklenen yaşam sürelerinin artması paralelinde yaşlı sağlığı ve kanser gibi hastalıklar önemli toplum sağlığı problemleri gibi görülen bir evrede, pandemi ile birlikte tıpkı ortaçağlarda olduğu gibi enfeksiyon hastalıklarının yarattığı salgınların (epidemiler) en çok görülen, öldüren hastalık olması ile salgını yapan mikroorganizmanın tespiti, tedavisi, aşı bulunması ve bağışıklık devamında da salgın kontrolü için gerekli toplumsal önlemlerin alınmasına yönelik epidemiyoloji yeniden gündemi kaplamıştır. Çağlar değişse de sosyal tıbbın büyük teorisyeni Alfred Grotjahn’ın (1869-1931) vurguladığı gibi “En çok görülen, öldüren ve sakat bırakan hastalıklar toplum için en önemli hastalıklardır.” kuramı geçerliliğini korumakta.

Tarih öncesi toplumların animizminden İbni Sina’ya ve modern çağlarda ‘halk sağlığı’ tanımını dile getiren Edward Winslow (1877-1957)’a,özellikle de ülkemizde bu bilim dalının kurucuları olan başta Nusret Fişek olmak üzere tüm hocalarımıza selam olsun.