Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

“Çözüm Ararken Çözülen Toplum”

Türkiye 1990’lı yıllarda iyi yönetilemedi. Kriz üstüne kriz yaşadı. Bazı çevrelerin çözüm algısı olarak AKP iktidara geldi. Ancak AKP’nin 20 yıllık iktidarı bir çözüm değil, tam bir toplumsal çözülme süreci getirdi. Toplum tam bir kaos ortamına sürüklendi. Cumhuriyetin Türkiye’sinin tüm birikimleri hovardaca harcandı. Yolsuzluk ve yoksunluk diz boyu. Yandaş kayırma ve keyfilik alabildiğince. Liyakatsız fakat biat eden insanlar yönetici olarak tercih ediliyor. Toplumda ahlaki değerler ciddi erozyon yaşıyor. İnsanlar arasında güven ortamı kayboldu. Zira hak, adalet ve hukuk mumla aranıyor. Toplumda yaygın bir yoksullaşma yaşanıyor. Gençler gelecek beklentilerini, umutlarını ve yaşam enerjilerini büyük ölçüde kaybetmiş durumda. Kısacası bugün her alanda bir çözümsüzlük yaşanıyor. Bu çözümsüzlük ortamında iktidarın yarattığı otoriter yönetim, baskı ve korkuya rağmen insanlar artık yüksek perdeden itiraz etmeye başladı. Zira yolsuzluğa, yoksulluğa, kötü gidişe, adaletsizliğe, hukuksuzluğa, ekonomik sorunlara, işsizliğe, enflasyona, hayat pahalılığına, para istikrarına, doğanın kaybına, tarıma, üretime, devlet bütçesinin yandaşlara peşkeş çekilmesine, yandaş medya ve yandaş kayırmacılığa bir çözüm üreten değil; adete bunların sürdürülmesinden ve toplumsal kutuplaşmadan beslenen bir iktidar söz konusu. Bütün bu gelişmeler nedeniyle, hem iktidar partisi AKP’nin, hem onun destekçi ortağı olan MHP’nin ve nihayet tek adam yönetimine yönelen Sayın Erdoğan’a yönelik desteğin kaçınılmaz erozyonu yaşanıyor.

Toplum çözüm ararken, iktidarın çözümsüzlük üretmesinin temel nedeni, izlediği temel stratejinin yanlışlığında yatıyor. AKP İktidarının temel stratejisi, hızlı kentleşen toplumda, kent varoşlarında yaşanan uyumsuzluk tepkisini, muhafazakarlaşma ve siyasi İslam ideolojisi olarak topluma sunma gayretiyle şekillenmiş olup ve bu kesimlerin desteğini korumaya yönelik bulunuyor. Muhafazakarlık ve din kökenli ideoloji, çözüm üretmeye odaklı değildir. Daha çok muhafazakar değer ve inanç sistemlerini geçmişte olduğu gibi korumaya yöneliktir. Üstelik toplumsal gelişmedeki değişim ve yenilenmeye de kapalıdır. İnsan beyninde yerleşik olan inanç kalıpları çözüm üretme işlevi yerine, doğrulanma işlevine ihtiyaç duyar. İnanç kalıbı, tek ve mutlaktır. Başkaca seçeneklere kendini kapatır. Bu yüzden var olan inanç ve bunların temelindeki değerleri muhafaza etmeye odaklıdır. Oysa yaşanan sorunların çözümü, alternatif seçenekleri düşünmeye, bunlar arasından en uygun olan seçeneği tercih etmeye ve bu nedenle akli ve mantıklı olanlar üzerinden sürekli değişime açık olmaktan geçer. Bu şekliyle toplumsal sorunların çözümü Atatürk’ün belirttiği gibi, aklı, bilimi ve teknolojiyi rehber almaktan geçer. Zira sorunların çözümü ancak bilimsel perspektifte tartışma konusu olur ve üretilen uzmanlık çözümü teknoloji olarak soruna uyarlanır. İnancın ideolojiye dönüştüğü durumda ise, muktedir kişinin inanç kalıpları doğrultusunda, tek doğru olarak emir ve talimatlar geçerli olur. Olay ve olgu yeterli araştırılmaz. Zira bu yaklaşımda yaşanan soruna değil, muktedir kişilerin inanç kalıplarına odaklanma yaşanır. Ne tekim bağımsız bir kurum olması gereken Merkez Bankası uygulamalarında bu durum kendini açıkça gösteriyor. AKP, Cumhuriyet döneminin birikimlerini tükettikten sonra 2013 yılından beri kişi başına milli gelirin azaldığı bir sürece girdi. Her alanda bir gerileme süreci yaşıyor. Tek adam yönetimi ve birçok kurumda ve özellikle eğitimde tarikatlara verdiği ağırlıkla akıl, bilim ve teknolojiden uzaklaştıkça başaşağı gidişini durdurması mümkün değildir. Muhalefet partileri de, kendi içlerinde kişi egemenliği modelleri kurmak yerine bilimin, ortak aklın ışığında çağdaş uygarlık rotasına uygun bilimsel ve vizyoner stratejiler oluşturmadan gerçek çözümü yakalayamazlar. Artık çağdaş toplumların karmaşık ve çeşitlenmiş sorunlarını, özgür akıl, bilim ve teknoloji rotası dışındaki kalıplarla çözme şansı kalmadığı görülüyor. Farklı yol ve yöntem peşinde koşanlar er geç kaybetmeye ve erimeye mahkum olacaklardır.