Vatandaş, Devlet Bahçeli’ye soruyor: “Neden sessizsiniz?”

Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Suriye’de IŞİD tarafından “yakılarak öldürülen” askerlerimiz Fetih Şahin ve Sefer Taş’ın “infaz fetvasını ve kararını verdiği” iddiasıyla gözaltına alınıp yargılanmaya başlayan IŞİD kadısı Jamal Abdul Rahman Alwi, Gaziantep’te kuşçuluk yapıyordu ve “tahliye edilip” tutuksuz yargılanıyor.

Gazeteci İsmail Saymaz, önceki hafta Alwi ile ilgili ‘çok önemli iddiaları’ yazınca, iki gün sonra tutuklandı.

Buna karşılık, Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Dolkun İsa, gazeteci İsmail Saymaz’ın yazısı üzerine IŞİD Kadısı’nın “zorunlu olarak” tutuklandığı günlerde, “Mahkemece Türkiye’ye giriş yasağı kaldırılmasına rağmen” gene “Kamu düzenini bozacak hal ve hareketlerde bulunabileceği” gerekçesiyle Türkiye’ye alınmadı. Bu uygulamaya karşı Dolkun İsa, “Türk yetkililere de seslenmek istiyorum. Ben hiçbir zaman Türkiye’nin kamu düzenini bozacak hal ve hareketlerde bulunmadım, bulunmayacağım” dedi.

Dolkun İsa, Ankara’da hastanede yatan Eski Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Erkin Alptekin’i ziyaret etmek için Türkiye’ye gelmişti.

Bu “acı” tablo konusunda, vatandaşlar, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye bir soru soruyorlar; “Jamal Abdul Raman Alwi ve Dolkun İsa olaylarını duymadınız mı, neden sesiniz çıkmıyor? IŞİD’e karşı, Uygur Dünya Kurultayı; yapılan uygulamadaki ölçü nedir, neden itiraz etmiyorsunuz?”

GÖZLEM bu tabloyu “uzmanlara sordu”, işte görüşleri…

******

DÜNYA UYGUR KURULTAYI BAŞKANI, NEDEN TÜRKİYE’YE ALINMADI?

Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Dolkun İsa, Ankara’da İbn-i Sina Hastanesi’nde yatan eski Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Erkin Alptekin’i ziyaret etmek için uçakla Türkiye’ye geldi. Ankara Esenboğa Havaalanı’nda pasaport kontrolü yapıldı ve ülkeye sokulmadı.

Türkiye’ye alınmaması ile ilgili açıklamada bulunan Dolkun İsa, şunları söyledi:

“Ben Ankara’ya bizim değerli liderimiz İsa Yusuf Alptekin’in oğlu eski Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Erkin Alptekin’i ziyaret etmek için gelmiştim ama maalesef ülkeye alınmadım. Ben Türkiye’de okudum. Türkiye’yi herhangi bir Türk vatandaşından daha çok seven, uluslararası alanda Türkiye’yi her zaman savunan biriyim ama maalesef bugün Türkiye’ye giremiyorum. 2008 yılından beri Türkiye’ye giriş yasağım var ama avukatım aracılığı bu konu hakkında hukuk mücadelesi verdik ve benim hakkımdaki ülkeye giriş yasağı kaldırıldı. Ayrıca Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nden bana ülkeye giriş yapabileceğime dair bir belge verildi. Bunun üzerine avukatımla görüşerek buraya geldim ama geldiğimde kaldırılan yasağın ardından bana başka bir yasak verildiğini gördüm.”

“Kamu düzenini bozacak hâl ve hareketlerde bulunabileceği” gerekçesiyle yeniden ‘Türkiye’ye girmesi’ yasaklanan Dolkun İsa, Türk yetkililere de seslendi: “Maalesef Almanya’ya geri dönüyorum. Ben hiçbir zaman Türkiye’nin kamu düzenini bozacak hal ve hareketlerde bulunmadım, bulunmayacağım. Bu kararın Çin baskısıyla alındığını biliyorum. Çin, Doğu Türkistan’da zulüm yapmaya devam ediyor ama elinin Ankara’ya kadar uzandığını biliyordum ama bu kadar olduğunu tahmin etmiyordum. Ben sözü Türk milletine ve Türk halkının iradesine bırakıyorum.”

+++++++

IŞİD’İN “İDAM VE İNFAZ” KADISI, GAZİANTEP’YE YAŞIYOR VE KUŞÇULUK YAPIYORDU!..

Alwi, 18 Haziran 2020’de gözaltına alınmış ve hakkında “silahlı terör örgütü yöneticiliği yapmak suçundan dava açılmış” ve yargılama sürecinde adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

Halk TV yazarı İsmail Saymaz, “belgelere, bilgilere, tanık ifadelerine ve kendi ifadesine göre, infazın emrini Suriyeli Jamal Abdul Rahman Alwi’nin verdiğini” yazdı.

64 yaşındaki Alwi, sanıldığının aksine, “Türk askerlerinin infazından sonra ölmemiş veya kaybolmamış, eşi, çocukları, gelinleri ve torunlarıyla Antep’e yerleşmiş ve bir kuşçu dükkânı açmıştı.

 Alwi, yıllardır yaşadığı Gaziantep’te bir ihbar üzerine 15 Haziran 2020’de tesadüfen yakalanmış, tutuklanmış, “delillerin toplanmış olması ve karartma ihtimalinin bulunmaması, ailevi ve şahsi mazereti” gerekçe gösterilerek 9 ay sonra 2 Mart 2021’de tahliye edilmiş, “konutu terk etmeme ve yurtdışına çıkmama” tedbiri konmuştu. Daha sonra bu tedbir 26 Haziran’da kaldırılmıştı.

“Tutuklamayı sağlayan” yazı…

İsmail Saymaz,  Alwi’nin yıllardır yaşadığı Antep’te bir ihbar sayesinde 15 Haziran 2020’de tesadüfen yakalandığını ancak 9 ay cezaevinde kaldıktan sonra “kaçma şüphesi olmadığı” gerekçesiyle tahliye edildiğini yazdı. Saymaz, iki askerin katledilmesi fetvası verdiği belirtilen Alwi’nin şehirde bir evcil hayvan dükkanı işlettiğini de yazdı. Bu yazıdan sonra Alwi gözaltına alındı ve tutuklandı.

Saymaz’ın yazısından bir bölüm şöyle:

“Düşünün. Şehrinizin çarşısında geziyorsunuz. Önünden geçtiğiniz dükkanın camekanında kuşlar sergileniyor. Rengarenk muhabbet kuşları mı dersiniz, taklitçi papağanlar mı, taklacı güvercinler mi…

Düşünün. Sizi içeriye buyur eden, bir kuşa bile kıyamayacak ihtiyar dükkan sahibinin birkaç yıl önce Suriye’de IŞİD’in kadısı olduğunu ve idam fetvası verdiğini bilseydiniz ne hissederdiniz?

Peki ya, infazına hükmettikleri arasında, yakılarak öldürülen iki Türk askerinin de olduğu öğrenseydiniz ne düşünürsünüz? İşte, bu kuşçu şu an Gaziantep’te yaşıyor. Elini kolunu sallayarak geziyor.

Fethi Şahin ve Sefter Taş’ı hatırlıyor musunuz? Bu iki askerimiz IŞİD tarafından yakılarak infaz edildi. IŞİD infazın klibini 22 Aralık 2016’da yayınlandı. Bu vahşet karşısında dünyanın kanı dondu. Türkiye büsbütün öfkeye kesti.

Yazık ki… İnfazcılardan üçü Türk vatandaşıydı. Bunlardan Talip Akkurt iki yıl sonra PKK-YPG tarafından öldürüldü. Hasan Aydın ve Muhittin Büyükyangöz’ün akıbeti bilinmiyor.

İddiaya göre, infazın emrini Suriyeli Jamal Abdul Rahman Alwi verdi. 64 yaşındaki Alwi, sanıldığının aksine ölmedi. Suriye ya da Irak çölünde kaybolmadı. Kilis’e geçti. Eşi, çocukları, gelinleri ve torunlarıyla Gaziantep’e yerleşti. Bir kuşçu dükkanı açtı.

Alwi yıllardır yaşadığı Gaziantep’te bir ihbar sayesinde 15 Haziran 2020’de tesadüfen yakalandı. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 2017 yılındaki istihbarat raporuna göre ‘Cemal Alavi’ diye bilinen Alwi, Azez’in IŞİD tarafından kontrol edildiği üç yıl boyunca şeri mahkemede kadılık görevi yaptı ve idam fetvaları verdi. İddiayı tanıklar da doğruladı.

Suriyeli Muhammed Muhammed Ali, mahkemedeki tanık ifadesinde şunları anlattı: ‘Alwi casusluk, esirler ve muhalifleri yargılanması gibi konulara bakıyordu. İki Türk askeri Alwi’ye götürüldü. Yakılma videolarını gördüğümde infaz edildiklerini anladım…’

Alwi mahkemedeki ifadesinde ‘Yabancı mücahitlere para transferi, silah tamir ve imalat işleri ve kadılık görevimi altı ay yaptım. Ben Türk askerlerinin yargılandığı mahkemede kadılık yapmadım. Hiç kimsenin infaz edilmesine karar vermedim’ dedi. Alwi, 18 Haziran 2020’de cezaevine gönderildi.

Gaziantep 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde IŞİD yöneticiliğinden dava açıldı. İddianamede, 2013-2016 yıllarında IŞİD içerisinde yer aldığı, kadılık yaptığı, iki Türk askerinin de olduğu kişiler için infaz fetvası verdiği ileri sürüldü.

Diyeceksiniz ki, iki Türk askerinin öldürülmesinden yargılanmıyor mu?

Bu cinayetlere ilişkin olarak Kilis’te hakkında bir soruşturma var. Fakat 2015 yılından bu yana sürüyor. Hâlâ daha dava açılmadı.”

******

TÜRK ASKERLERİNİN YAKILIŞI İLE İLGİLİ BİR SKANDAL TAHLİYE DAHA…

Türk askerlerinin yakılma görüntülerini servis eden IŞİD’li Ömer Yetek, İstanbul’da yargılandığı mahkeme tarafından tahliye edildi. Yetek, 2018 yılında Ankara’da yakalanmıştı. IŞİD’in öldürdüğü Türk askerlerinin yakılma anının görüntülerini çektiren ve servis eden sanığın ifadesi, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’na ilişkin yargılama dosyasına da girmişti.

IŞİD’in “medya bakanlığı” olarak adlandırılan yapılanmasında çalışan ve iki Türk askerinin yakılma görüntülerini çekip servis eden Ömer Yetek’in İstanbul’da yargılandığı mahkeme tarafından, 16 Nisan 2020 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildiği ortaya çıktı.

ANKA Haber Ajansı’nın edindiği bilgilere göre Yetek, 2018 yılında Ankara Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığı’nda alınan ifadesinin ardından adliyeye sevk edildi. Tutuklanan Ömer Yetek hakkındaki soruşturma dosyası, “yetkisizlik” kararı ile İstanbul’a gönderildi. IŞİD’li sanık hakkındaki yargılama İstanbul’da sürerken 16 Nisan 2020 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi.

******

“TÜRKİYE’Yİ YÖNETENLER TÜRK KELİMESİNDEN RAHATSIZ OLUYORLAR”

Yusuf Hallaçoğlu (Eski Türk Tarih Kurumu Başkanı) – Cumhurbaşkanı geçtiğimiz günlerde konuşmasında sadece Uygurlardan bahsetti ama ondan önceki hiçbir dönemde Uygurlara ilişkin olumlu bir politika izlemediler. İktidarın tüm unsurları bu konuda çok sessiz kalıyorlar maalesef. Orada bir insanlık dramı yaşanıyor. Adeta sözde modern dünyada ortaçağ döneminden kalma bir baskı var Uygurlara. Bunu biraz daha ilerilere götürecek olursanız soykırım olarak nitelendirebileceğiniz bir davranış… Maalesef Türkiye’de Uygurların varlığını yok sayıyorlar. Bunu muhtemelen ekonomik sebeplerle Çin ile olan ilişki sebebiyle yapıyorlar. Ama zaten duyarsızlar çünkü bana Türklükle gelmeyin diyen bir Cumhurbaşkanına sahibiz. Milliyetçiliği ayaklar altına aldığını söyleyen bir Cumhurbaşkanına sahibiz. Haliyle Devlet Bahçeli de bunu söyleyen bir kişiyi sonuna kadar sorgusuz sualsiz destekliyor.

Ortadoğu konusunda Türkiye özellikle Suriye’de bir takım İslami unsurlarla dayanışma içinde bulundu. Oradaki Türklerle değil, İslami unsurlarla dayanışma içinde bulundu. Şu an bütün dünyanın terörist olarak nitelendirdiği Taliban ile de görüşmeler yapabileceğini söylüyor. Dolayısıyla bunların normal görüntülerinden daha arka plandaki düşünceleri, bu tür kuruluşlarla yakın ilişkileri var. Yine Filistin’de bir olay olduğunda yas olarak bayraklar yarıya indirilirken, onlar için özel bir uygulama yapılırken, katledilen, şehit edilen Türk askerleri için böyle bir tavır takınmıyorlar. Türkiye’yi yönetenler Türk kelimesinden rahatsız oluyorlar. Onun için duyarsız kalmalarını tabi görüyorum. Geçmiş dönemde bazı el kaideye mensup insanlarla da birlikte oldular biliyorsunuz. Yakın temaslar kurdular, arkadaşım dediler. Onun için onlara karşı özel bir sevgileri var.

*******

“ANLAMAKTA ZORLANDIĞIMIZ BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ”

Soner Aydın (Emekli Albay) – Ülkemizde yaşadığımız, tanık olduğumuz, okuduğumuz, izlediğimiz bazı olayları anlamakta zorlandığımız bir dönemden geçiyoruz. Hukukçu değiliz ama son yıllardaki bazı olaylarda yasaların kimin/kimlerin işine yaradığını, hukuk sistemimizin birilerini mağdur ederken birilerini adeta koruyup kolladığını görüyoruz, (ya da böyle algılıyoruz), yargıya güvenimiz sarsılıyor. Siyasetçiler halkımızın huzuruna çıktıkları ilke ve ideoloji ile ilgisi olmayan yollarda yürüyor, siyasete güvenimiz sarsılıyor. Devlet adamlarımız bir gün önce söylediğini ertesi gün inkâr ediyor, tam aksini söylüyor/yapıyor, devletimize güvenimiz sarsılıyor… Bu tablo içinde neyin doğru, neyin yanlış olduğunu anlamak için çok sağlam ahlak ve çok sağlam adalet duygusuna, çok sağlam insani, çok sağlam etik, çok sağlam dini ve milli ilkesel değerlere sahip olmamız gerektiğine inanıyorum.

2016 yılında iki Türk askeri Suriye’de IŞİD tarafından diri diri yakılarak vahşice katledilmesi görüntüleri sosyal medyada yayımlandı. Bu olayın üzerinden dört yıl geçtikten sonra, Haziran 2020’de, kendisine “IŞİD Kadısı” diyen Suriyeli, radikal İslamcı bir meczup yakalandı. Bütün deliller, tanık ifadeleri, kendi ikrarı aleyhine olmasına rağmen “adli kontrol şartıyla, tutuksuz yargılanmak üzere” serbest bırakıldı. Bu meczup ülkemizde kendisini o kadar güvende hissediyor ki; eşi ve çocuklarıyla Gaziantep’e yerleşti ve kuş ticareti yapıyor.

Buna karşılık Dünya Uygur Kurultayı Başkanı; daha önce hakkında verilen ülkeye giriş yasağının kaldırılmasına rağmen “kamu düzenini bozacak hal ve hareketlerde bulunacağı” gerekçesiyle ülkemize kabul edilmedi. Bu durumda; askerlerimizin yakılarak katledilmesi kararını veren IŞİD üyesi bir meczubun kamu düzenimizi bozacağından, daha başka neler yapabileceğinden endişe edilmiyor ama bir Uygur Türkü ülkemize girerse kamu düzenimiz bozulacak öyle mi?

Sadece bu da değil… Kuşçu meczup ülkemizde elini kolunu sallayarak güven içinde dolaşırken; Montrö Boğazlar Sözleşmesinin ihlal edilmemesi gerektiğini söyleyen amiraller “darbeyi çağrıştırdığı” gerekçesiyle sabaha karşı gözaltına alındı günlerce ifadeleri alınmadan nezarethanede tutuldu, çeyrek asır önce laiklik karşıtı oluşumlara dikkat çeken 80 yaşını aşmış generaller müebbet hapse mahkum edildi. Balyoz, Ergenekon, Askeri Casusluk… gibi kumpaslarla yüzlerce general, subay, astsubay, akademisyen yıllarca hapislerde yatırıldı. Bazıları hapishanelerde hayatını kaybetti. Bu durumda amirallerimiz, generallerimiz, subay-astsubaylarımız, akademisyenlerimiz bu IŞİD Kadısından daha tehlikeli öyle mi?

Hukukçular daha iyi değerlendirecektir ama bütün bunlar; ceza ve infaz yasalarında, yargılama usul yasalarında ve HSK ile ilgili yasal mevzuatta yapılan değişikliklerden sonra gerçekleşti. Hukuk sistemimiz artık öyle bir noktaya geldi ki; katiller, teröristler, çocuk tacizcileri, tecavüzcüler, hırsızlar… günler, hatta saatler içinde serbest kalırken, hatta bazıları hakkında yasal işlem bile yapılmazken; milli değerlerimizi, Atatürk İlke ve Devrimlerini ve Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Dolkun İsa gibi Türklüğü savunanlar yaptırımlarla karşı karşıya bırakıldı.

Bu durumda son yıllarda yasalarda yapılan değişikliklerin birilerini korumak, birilerinin de önünü kesmek için yapıldığı, bu düzenlemelerden bütün yandaşlar ve hatta adi suçlular bile yararlanırken, yandaş olmayanların, muhalefet edenlerin, yanlışların üzerine gidenlerin mesnetsiz iddialarla, kumpaslarla, düzmece delillerle mağdur ve mahkûm edildiği bir tablo ile karşı karşıya olduğumuzu düşünmekten kendimi alamıyorum. Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Dolkun İsa’ya yapılan muamelenin de Türk Milletinde farkındalık yaratacağı korkusuyla ve dış baskılarla hayata geçirildiği fikrine katılıyorum.

Ben bu tabloda; inanç ve milli değerlerimiz kullanılarak yapılan siyasetin payı ve sorumluluğu olduğuna inanıyorum. Samimi dini inancı olanlar adalet konusunda çok hassas olmalı, gerçek ülkücüler Dünya Uygur Kurultayı Başkanı’na yapılan bu muameleyi mazur görmemeli, sessiz kalmamalıdırlar. Oysa görüyoruz ki; bütün bu değerler, siyasi çıkarlar uğruna örselenmekte, toplumdaki etkisi zayıflatılmaktadır. Milletimiz duyduğuna değil, gördüklerine ve yaşadıklarına inanmaya başladığında, sorguladığında, söyleme değil eyleme baktığında, söylemle eylem arasındaki çelişkiyi gördüğünde bütün gerçeklerin farkına varacak, temel ilke ve değerlerimizin kıymetini anlayacak ve bu durumun da üstesinden gelecektir.