Mehmet Ali Susam: “Bu ülkeyi hak ettiği seviyeye çıkarmalıyız”

Ege Ekonomiyi Geliştirme Vakfı Başkanı, “Gebze’de kurulmuş olan teknoloji bölgesi ile yönetilen bir İzmir Yüksek Teknoloji Bölgesi veya Teknoloji Vadisi istemiyoruz. Biz bölgesel olarak burayı yönetecek bir yapının olmasını istiyoruz. Bu potansiyel mevcut” diyor.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Selin TEKİN

Mehmet Ali Susam… Ege Ekonomiyi Geliştirme Vakfı (EGEV) Yönetim Kurulu Başkanı…

Çocukluğundan beri ticaretin içinde olan Susam, Kimya Fakültesinden mezun olmasının ardından meslek hayatına ticaret alanında devam etti.

Hem sivil toplum kuruluşları hem de siyasette etkin rol oynayan Susam, Esnaf Teşkilatında çeşitli görevlerde bulundu. İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birlik Başkanlığı ve Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı.  23. ve 24. Dönemlerde CHP’de İzmir Milletvekilliği yapan Susam,  Ankara’da MYK üyeliği ve genel başkan yardımcılığı görevlerinde bulundu. Parlamentoda Sanayi-Ticaret-Enerji-Tabi Kaynaklar Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda 8 yıl çalıştı.

İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği’nde Onursal Başkanlık görevini sürdüren Susam, 2017’den bu yana Ege Ekonomiyi Geliştirme Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığı görevine devam ediyor.

Mehmet Ali Susam’a göre, ”Ege Bölgesi Türkiye’nin bundan sonraki sürecinde merkezi hükümetten de destek alarak birinci olma şansına sahip olan, Türkiye’nin lokomotifi olabilecek bir bölge.”

“Bugün tarımın çok büyük sorunları var, ama tarımın Ege Bölgesinde büyük bir gücü var.” diyen Susam, sorunları şöyle sıralıyor: “Genç nüfusun tarımdan giderek uzaklaşması, üreticinin, ürettiği ürünlerin direkt tüketiciye ulaşamamasından kaynaklı para kazanamaması, tarımsal girdilerde, ülkedeki yüksek enflasyon ve döviz kuruna bağlı ithalat nedeniyle çok ciddi maliyet artışlarının yaşanması…” Ve ekliyor: “Tüm bunlar, tarımda yeniden bir modellemeye gitmek zorunda olduğumuzu gösteriyor.”

“Türkiye’nin çok büyük ve güçlü bir ülke olduğuna inandığının” altını çizen Susam, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Türkiye bulunduğu coğrafya, tarihsel birikimi, geçmiş dönemde iletişime geçtiği tüm halklar, milletler açısından baktığınız zaman dünyada kendini çok iyi bir yere konumlandırabilecek bir ülke. Bu ülkenin geleceğinden kuşku duymaya hiç gerek yok. Ama daha çok çalışarak ülkeyi hak ettiği seviyeye, çağdaş uygarlık seviyesine çıkarmalıyız.”

EGEV Başkanı Mehmet Ali Susam ile “özel bir değer atfettiği” Ege Ekonomiyi Geliştirme Vakfı’nı, ekonomiyi, tarımı, siyaseti, “çok şey borçlu olduğunu” söylediği İzmir ve Ege Bölgesini konuştuk.

Kendinizden söz eder misiniz? Mehmet Ali Susam kimdir?

1956 yılında Bursa Orhangazi’de doğdum. Liseye kadar Bursa’da okuduktan sonra üniversite okumak için İzmir’e geldim. Ege Üniversitesi Kimya Fakültesinden mezun oldum. Kimyagerlik yapmadım. Ailemizin işi gereği çocukluğumdan bu yana ticari hayatın içinde olduğum için iş yaşamıma üniversite mezuniyetimin ardından ticaret alanında devam ettim.  Hem esnaflık, hem üretim işini uzun yıllar gerçekleştirdim. Sosyal faaliyetlerime hem üniversite yıllarımda hem de esnaflık döneminde devam ettim. Hem siyasette hem de sivil toplum örgütleri ve odalarında çalışmalarım oldu. 1989 yılında Buca Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanlığı, 1996 yılında Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanvekilliği, 2001’de Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği’nde başkanlık yaptım. 2007’ye kadar da hem İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanlığı hem de Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerimi sürdürdüm. Bu süreç içerisinde de birçok sivil toplum örgütünde görevler aldım. Bunun içerisine EGEV de dahil, İzmir Kalkınma Ajansının kurucuları arasında yer alarak ilk seçilmiş yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptım. Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği’nde Onursal Başkan olarak Esnaf teşkilatı ile olan bağımı ve ilişkilerimi devam ettiriyorum. 2007-2015 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görev yaptım. 2015’ten sonra EGEV’de yeniden başkan olmam önerildi. 2017’den beri bu görevi yerine getiriyorum.

Ben çalışmayı seviyorum. Her haliyle hem esnaf teşkilatında hem sanayi kesiminde bunca yıldır elde ettiğim deneyimi Ege için İzmir için paylaşmaya çalışıyorum.  Çünkü ben Ege ve İzmir’e çok şey borçluyum. Tüm birikimimi kullanmaktan hiç çekinmeden çalışıyorum ve çalışmaya devam edeceğim. EGEV bu anlamda birikimimi çok iyi kullanabileceğim bir sivil toplum örgütü.

“İzmir’in ekonomik hayatında EGEV’in imzası var”

EGEV neden var, neler yapıyor? EGEV’in ana hedefi nedir?

EGEV’e özel bir değer atfediyorum. Çünkü geçmişinde bu kurulun yönetim kurulunda görev almış biri olarak EGEV’in tarihsel gelişimini, vizyonunu, misyonunu çok iyi biliyorum. EGEV, 1992 yılında bölgesel kalkınma için Ege’nin 10 ilinin ortaklaşa kurmuş olduğu, tüm kamu ve özel kuruluşların birlikte oluşturdukları bir yapı. 10 Ege ilini, İzmir, Çanakkale, Balıkesir, Manisa, İzmir, Uşak, Afyon, Aydın, Denizli ve Muğla’yı kapsıyor.  EGEV,  10 Ege ilinin valilikleri, belediyeleri, üniversiteleri, sanayi ve ticaret odaları, borsaları, esnaf ve sanatkârlar odaları, ziraat odaları, bölge sanayici ve iş insanları dernekleri ve bölgesel şirketlerin katılımıyla kurulan bir yapı. Bu yapının temel amacını, bölgesel kalkınmada bu 10 ilin ortak hedefleri ile büyük bir sinerji oluşturarak bölgesel kalkınmada birbirleri ile ortaklaşarak, merkezi hükümete de bu önerilerini kabul ettirerek merkezi stratejik plan içerisinde bölgenin ortak çıkarlarını savunmak olarak özetleyebiliriz. EGEV’in misyonu, “Ege Bölgesi için özgün bir kalkınma modelinin ortak akıl ve katılımcılıkla oluşturulması ve uygulanmasında öncülük etmek”.

EGEV’in çok iyi bir yönetim kurulu var. Çok güçlü bir kadro ile görev yapıyoruz. EGEV’in ekonomik vizyonunun oluşturulmasında yönetim kurulundaki arkadaşlarımızın çok önemli katkıları var hep beraber çok önemli çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Bölgelerden yönetimimize katılan arkadaşlarımızla her ay yaptığımız toplantılar vesilesiyle bölgede hem fikir alışverişi akışı sağlıyoruz hem de bölgenin ortak hedefleri konusunda birlikte hareket edebiliyoruz. Bunun çok önemli faydaları olduğunu görüyorum. EGEV, bunu merkezi hükümete aktarma konusunda da çok önemli işler yapıyor. EGEV, her ay başkanlar kurulunu koordine ediyor. Her ay mevcut başkanlarımız ile birlikte toplantılar yaparak İzmir’deki ekonomik meslek örgütlerinin işbirliğinin daha iyi olması konusunda çalışıyoruz. İzmir’in ekonomik hayatında EGEV’in önemli bir imzası ve işlevi var. Bütün bunları yaparken çok büyük bir uyumumuz var.

“Ege Bölgesine vizyon sağlamak” için Özgencil Grup ile bu sene 5’incisini düzenleyeceğiniz Ege Ekonomik Forumdan bahseder misiniz?

“Türkiye’nin dünya üzerindeki yeri ve konumunun daha iyi anlatılması ve kavranması konusunda Ege Bölgesi hangi işlevleri yapabilir?” sorusuna cevap aranan tartışma platformu, Ege Ekonomik Forumunu düzenliyoruz.   Yılda bir yapılan bu forumda geleceğin, bu gelecek içerisinde Türkiye’nin yerinin ne olması gerektiğini tartıştığımız bilimsel toplantılar yer alıyor. Çok değerli konuşmacılar ve katılımcılarla Ege Ekonomik Forumunun bu sene 5.’sini yapacağız. EGEV ve Özgencil Grup’un işbirliği ile gerçekleştirilen forum Ege Bölgesi’nin önde gelen sanayicileri, yerel yöneticileri, iş insanları ve kanaat önderlerinin desteği ile “küresel gelişmeler ışığında bölgesel vizyon” sağlamayı amaçlıyor. Ege İhracatçılar Birlikleri’nin altını çizmeliyim. EİB, Ege ekonomik forumlarının başlatılması sürecinden bu yana gerçekten stratejik partner ve bu işi ege bölgesinin Türkiye ihracatında ve Türkiye üretiminde lokomotif olması konusundaki vizyonu paylaşan bir meslek örgütümüz olarak da önemli işbirliklerini yaptığımız kuruluşlardan bir tanesi. Bu seneki konumuz, küresel sorunlarımız… Küresel ısınma, iklim krizi, karbon ayak izi, yeşil mutabakatın imzalanma sürecine ilişkin dünyada geri dönüşüm ve tarımın önemi…  5 gün sürecek etkinlikte, uluslararası çok önemli konuşmacılar yer alacak. Teknik altyapısı yüksek, iyi bir çalışmayla uluslararası katılımcıların görüşlerini anlattığı, simultane çevirilerin yapıldığı, tüm iletişim kanallarından, sosyal medyadan izlenebilecek çok yaygın bir ekonomik forum yapacağız. Bu anlamıyla önemli bir çalışma yapıyoruz.

“Ege, Türkiye’nin dünyaya açılan en önemli kapısı”

Ege Bölgesi ve İzmir’in Türkiye için önemi nedir?

Ege bölgesi Türkiye Cumhuriyeti’nin bugün ve gelecekte batıya ve dünyaya açılan en önemli kapısıdır. Ege, 8 bin yılı aşkın bir liman kentinin olduğu bir bölge.  İzmir, limanları, serbest bölgeleri ile ticari hayatın çok önemli bir merkezidir. Sanayi açısından Ege Bölgesi, İzmir, Manisa, Aydın, Denizli, Balıkesir, Afyon, Uşak,  Çanakkale’siyle Türkiye’de İstanbul ile yarışan özel, önemli bir bölgedir. Tarımsal ihracat, tarımsal üretim ve hayvancılık açısından bölge çok büyük potansiyeli olan bir yapıdadır. Akdeniz’e açılan ve yıllardır demokrasi kültürünü en iyi içselleştirmiş ve bu anlamıyla da Türkiye’nin en çok yaşanılması arzu edilen yeri Ege, Türkiye’nin kendisini dünyaya ifade etmede lider ve lokomotif olması gereken bölgesidir. Bunu merkezi hükümete de anlatmaya çalışıyorum. Kendimi Ege’nin ve İzmir’in hak ve menfaatlerini ekonomik hayatın gelişmesinin daha iyi olması için, yatırım planlarının ve yatırımların bölgeye daha iyi aktarılması için görev üstlenmiş bir misyoner olarak görüyorum ve bunu da anlatırken hiçbir zaman bir siyasi polemik veya tartışma üslubuyla değil, çözümcü bir yapıyla hareket ediyorum. Bu anlamıyla herkese her derdimi anlatmakta bir beis görmüyorum. Bu şekilde de mümkün olduğu kadar başarı alabiliyoruz.

Türkiye, Ege Bölgesi ve İzmir’in ekonomisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Ege Bölgesi daha iyi bir konuma nasıl gelebilir?

Ege Bölgesi Türkiye’nin bundan sonraki sürecinde merkezi hükümetten de destek alarak birinci olma şansına sahip olan, Türkiye’nin lokomotifi olabilecek bir bölgedir. Tarımın bu kadar geliştiği, sanayinin olduğu, üniversitelerin yer aldığı, turizmin çok yaygın olduğu, insan kaynağının yaşama sürecinin en kolay olduğu Ege, limanlarıyla, bulunduğu coğrafi konum itibari ile Afrika’ya Akdeniz’e Ortadoğu’ya Balkanlar’a, Avrupa’ya açılabilecek ve dünyanın büyük pazarlarının hepsine gidebilecek çok değerli bir bölgedir. Ege Bölgesi’nde iki önemli çalışmaya ihtiyaç var. Bu çalışmalardan bir tanesi, bunun kavranmasıdır, ikinci olarak da teknolojik anlamda ege bölgesinin limanlar, serbest bölgeler, teknoloji merkezleri ve teknoparkların üssü olabilecek noktada desteğe ihtiyacı vardır. Bu noktalarda eksiler var. Gebze’de kurulmuş olan teknoloji bölgesi ile yönetilen bir İzmir Yüksek Teknoloji Bölgesi veya Teknoloji Vadisi istemiyoruz. Biz bölgesel olarak burayı yönetecek bir yapının olmasını istiyoruz. Birinci önceliğimiz bu ve bu potansiyel mevcut. Dünyanın ve ülkenin bugün geldiği nokta itibari ile insanlar hem iyi yaşamak hem bilgi üretmek için Ege Bölgesi’ni tercih ediyor.  Bu anlamda üniversitelerimizde ve teknolojik alt yapımızda çok önemli çalışmalar var. Tüm bunların koordinesi ile hep beraber çok daha büyük işleri yapabilecek güce gelebiliriz. Türkiye’deki, bu yetişmiş insan kaynağının başka ülkelerde yaşamasını değil burada yaşayıp buraya akıl terini akıtarak bilgi ve teknolojiyi katma değeri yüksek bir ürün halinde dünyaya pazarlamasını ve satmasını arzu ederiz. Bunu yapabilecek gücümüz var.

“Tarım Ege ve Türkiye’nin en önemli gücü”

Ege Bölgesi’nde tarıma gereken değer veriliyor mu? Tarımın gücünü nasıl kullanabiliriz? Neler yapılmalıdır?

Yıllardır tarımla ilgilenen ve halen de organik tarım yapan biri olarak şunu söylemek istiyorum: Tarım Ege Bölgesi ve Türkiye’nin en önemli gücü. Bu gücü doğru kullanmalıyız. Daha iyi kullanabiliriz. Bugün tarımın çok büyük sorunları var, ama tarımın Ege Bölgesinde büyük bir gücü var. Sorunlar, genç nüfusun tarımdan giderek uzaklaşması, üreticinin ürettiği ürünlerin piyasa koşullarında tüketiciye giden kanallardan direkt tüketiciye ulaşamamasından kaynaklı üreticinin para kazanamaması, tarımsal girdilerde, ülkedeki yüksek enflasyon ve döviz kuruna bağlı ithalat nedeniyle çok ciddi maliyet artışlarının yaşanması… Tüm bunlar, tarımda yeniden bir modellemeye gitmek zorunda olduğumuzu gösteriyor. Birincisi, bütün alanlarımızın kullanılabildiği hem havza hem ürün bazlı üretimleri yapabilecek bir tarım politikasını Ege Bölgesinde netleştirmeliyiz. Hedefler koymalıyız. Burada hem devletin bu işin planlanmasında önemli görevler üstlenmesine ihtiyaç var hem bölgedeki insanların… Tarımda üretim yapan üretici, pazarcı, ihracatçı, ticaret alemi, sanayi alemi ile organize olunup tarımın geleceğine dair merkezi hükümetle konuşulmasını istiyorum.  Bu konuda yerel yönetimin önemine, katkısına çok inanıyorum. Büyükşehir Belediyesinin “Başka bir tarım mümkün” sözünün de altını çiziyorum. Bu bağlamda Büyükşehirin kooperatiflere destek veren anlayışını önemli görüyorum. Tire Süt Kooperatifi’ni Türkiye’nin kooperatifçilikte yeniden yanan bir ışığı olarak görüyorum. Tüm bunlara baktığınız zaman kooperatifçilikle üretimin planlanması çiftçinin desteklenmesi, üreten insanın girdilerinin ucuzlatılması, ürünlerin pazara daha kolay ulaştırabilmesi ve pazara ulaştırılan ürünü tüketicinin daha uygun fiyatla kaliteli ürünü anında kullanabilmesini sağlayacak kanalları oluşturabilme şansımız var. Ben bunun yapılabileceğini bu konuda bir hedef, vizyon olduğunu görüyorum ama daha planlı, daha büyük bir destekle olmalıdır. Tarımsal üretimde yıllardır dışa bağımlılığı, dışarıdan empoze edilen tarımsal üretimin yerine teknolojik desteklerle yükseltilmiş tarımın önemli olduğuna inanıyorum. Üniversitelerin destekleri ile teknolojik tarım yapılmalı ama geleneksel tarımımızı ihmal etmeden, küçük üreticinin önemine inanarak…

Genç nüfus tarıma nasıl kazandırılabilir?

Tarımsal kesimdeki insan kaynaklarının tarımla uğraşması ve genç nüfusun ilgisinin artması için yerel yönetim ve merkezi hükümet tarımsal kesimleri daha yaşanılabilir kılmalıdır. Bu bölgeler, sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan kazanç getirecek bir yer haline getirilmeli; kent ve kırsal arasındaki eşitsizliğin veya farklılığın azaltılarak hem kırsalın kentin nimetlerinden daha çok yararlanabildiği hem de kentlinin kırsalın güzelliklerini daha da paylaşabildiği bir ortamı sağlamamız gerektiğini düşünüyorum. Yerel yönetim ve merkezi hükümet desteği ile tarım yapılmasının teşvik edildiği bir yapının olması gerektiğine inanıyorum.

Pandemi döneminde kırsal alanlara ilgi arttı. Bu bağlamda sizce pandemi dönemi bakış açımızı nasıl etkiledi?

Pandemi bu konuda hepimize bir ders niteliğinde oldu. Pandemi topraklarımızın kıymetini bilmemiz gerektiğini gösterdi.  Pandemi dönemi ve küresel ısınma şunu gösterdi ki suyumuzun, toprağımızın kıymetini bilmeliyiz. Hep beraber bunları korumalıyız. Bunları koruduğumuz zaman hem kendi sağlığımız açısından hem de dünyanın geleceği açısından her şey daha iyi olacak. Dünya bize istediğimiz gibi tüketelim, bitirelim diye emanet edilmedi. Organik tarımın geliştirilmesinin çok önemli olduğuna inanıyorum.

“Kamunun ve tüketicinin desteğine ihtiyaç var”

İklim krizinin kapıyı çalması ile birlikte sizce farkındalık arttı mı? Kuraklığın önüne geçmek için neler yapılması gerekiyor? “Başka bir tarım” nasıl mümkün?

Dünya çok hızla tüketiliyor. İklim krizi çok ciddi bir şekilde geliyor. Tarımsal üretimdeki ürün kaybının büyük etkisi kuraklıktan kaynaklanıyor. Sulamanın vahşi sulamadan çıkartılıp suyun kontrollü kullanılmasına ihtiyaç var, susuz tarımın teşvik edilerek yapılmasına ihtiyaç var. Tüketicinin tarımsal kültürünün değişmesine, tüketim kültürünün değişmesine ihtiyaç var.  En parlak domates, elma, en iyi sarartılmış zeytin değil, doğal hangisi? Onu önemsememiz gerekiyor. Doğal olanda muhakkak kurdun kuşun etkisi hafif görüntü bozukluğu yaratabilir. Ama doğal olana özen göstermemiz lazım. Toplumsal genel rahatsızlıkların altında tarımsal ilaçlar ve organik olmayan ürünlerin getirdiği sorunlar önemli bir noktada. Bu sadece insanların tüketiminde değil, toprağın tüketiminde de çok etkili… Toprağı yok ediyor, suyu yok ediyor. Doğayı yok ediyor. Ondan dolayı biz çiftçimizi organik tarıma yönlendirmeliyiz. Organik tarım pahalı, ürün kaybının yüksek olduğu bir iş. Çünkü ürünü doğadaki canlılarla paylaşıyorsunuz, sinekle, böcekle, kurtla, kuşla paylaşıyorsunuz. Maliyeti yüksek… O insanların hem kamusal hem de tüketici desteği almasına ihtiyaç var. Böyle bir politikayı hayata geçirmek için de yerel yönetimin işlevi çok önemli.

“Sivil toplumda başarı için siyasal bir duruş lazım”

Uzun yıllar siyaset ve sivil toplum çalışmaları yaptınız. Sivil toplum ve siyaset arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bunları birbirinden ayırmak çok mümkün değil. Sivil Toplumda başarılı olmak için siyasal bir duruşunuz, siyasal bir bakış açınız da olmalı. Sivil toplumda bir toplumun hak ve menfaatini savunmak isteyeceksiniz; bunun da siyasal bir altyapısı ve örgüsü olması gerekiyor. Bu anlamda birbirinden kopan şeyler değildir. Siyaset sonuç itibariyle çözüm üretme sanatıdır.  Burada dikkat edilmesi gereken tek şey, siyaseti sivil toplumun emrine sokmamak ya da sivil toplumu siyasete teslim etmemektir. Herkes kendi kanalında akacak ama o kanal birbirini çoğaltabilecek, birleştiğinde daha güçlü bir yapıyı oluşturabilecek noktaya gelmelidir.  Siyaseti sivil toplumda ya da toplumsal yaşamda sadece kendi düşüncesine sahip insanların yapabildiği ya da desteklendiği bir noktaya getirmek yanlıştır. Siyaseten sivil toplum yöneticisi seçilmemelidir. Sivil toplum yöneticisi, yeterlilikleri ve yetenekleri çerçevesinde olmalıdır. Siyasetçi de kendisine yakın ya da uzak diye sivil toplum yöneticisine yaklaşmamalıdır. Siyasetçi de ona yetenekleri ve önerileri çerçevesinde el uzatmalıdır. Böyle bir ilişki olursa siyaset ve sivil toplum beraber çok güzel gider ve birbirinden güç, destek alır. Eğer öyle olmazsa birbirini mahkum eder ve birbirini körleştirir. Bu körleştirmenin de ne siyasete faydası vardır ne de sivil topluma.

17 yaşınızdan bu yana siyasetin içindesiniz…  O dönemlerden bu döneme bakış açınızda, görüşlerinizde neler değişti?

Değişime yürekten inanırım, değişim benim sloganımdır. İzmir Esnaf Odaları Başkanı olarak göreve talip olduğumda grubun adı, değişimdi. Çünkü dünya değişiyor, fikirlerimizle değişen dünyanın koşullarına göre geleceği tasarlamada yeni yollar ve çareler üretiyor. Bu anlamda değişim, kaçınılmaz… Doğru olan bu süreçteki değişimi, bilim, akıl ve toplumsal fayda üzerine oturtmak. Ben fikirlerimdeki değişimleri hep kamusal ve toplumsal fayda, toplumun daha iyi yararlanması ve bu anlamda bilim ve aklın bize ne gösterdiğine bakarak yaptım.

Değişmeyen tek şey var… Türkiye’nin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu çağdaş, demokratik ve laik bir cumhuriyetin ilelebet yaşaması gerektiğini ve bunun dünyadaki en değerli ideolojik zemin olduğunu düşünüyorum. Bunun üzerine bilgiyi aklı bize miras olarak bıraktığını söyleyen Mustafa Kemal Atatürk’ün hiçbir şekilde yolundan sapmadan bir yaşam sürdürmeye çalışıyorum. Ege’nin de Türkiye’nin de böyle bir çizgide kendisine daha doğru bir çıkış noktası bulacağına inanıyorum. Geçmişimizden aldığımız derslerle geleceği kurmada çok önemli fırsatlarımız olduğuna inanıyorum. Türkiye’nin çok büyük ve güçlü bir ülke olduğuna inanıyorum. Türkiye bulunduğu coğrafya, geçmiş tarihsel birikimi açısından, dünyadaki geçmiş dönemde iletişime geçtiği tüm halklar, milletler açısından baktığınız zaman dünyada kendini çok iyi bir yere konumlandırabilecek bir ülke. Bu ülkenin geleceğinden kuşku duymaya hiç gerek yok. Ama daha çok çalışarak ülkeyi hak ettiği seviyeye, çağdaş uygarlık seviyesine çıkarmalıyız. Bu benim Türkiye’ye ve Türk insanına inancımın sonucudur. Hiç karamsar olmuyorum. Daha çok çalışarak daha iyiyi daha güzeli yaparak hepsini gerçekleştirebiliriz.