İşsizliğe, evsizlik ve yurtsuzluk eklendi

Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Üniversitelerde yüz yüze eğitimin başlamasına sayılı günler kala öğrenciler yüksek kira ve yurt ücretleri nedeniyle barınacak yer bulma sorunu yaşıyor. Bir grup üniversite öğrencisi de bu duruma tepki göstermek adına “Barınamıyoruz Hareketi”ni kurdu. “Barınma temel haktır, hakkımız olanı alacağız” diyen öğrenciler, sorunlarına çözüm bulana kadar sokaklarda sabahlama kararı aldı.

Türkiye’de bu sene 815 bin 365 öğrenci üniversiteye yerleşti. Üniversitede eğitim görenlerle birlikte milyonlarca öğrencinin barınma ihtiyacı bulunuyor. Yüksek kira sorununu sadece öğrenciler yaşamıyor. Bugünlerde, polis, memur, asker, öğretmen, doktor, esnaf, emekli yani kirada oturan herkes aynı sorunla karşı karşıya bulunuyor. Birçok kentte kira artışlarının geçen yıla göre yüzde 100’ün üzerinde artması, dar gelirli ve öğrenci ailelerini bir çıkmaza soktu.

İstanbul’da Yoğurtçu Parkı’nda hafta sonu başlatılan “Barınamıyoruz Hareketi”, diğer kentlere de yayılıyor. İzmir, Kocaeli ve Gümüşhane gibi çeşitli kentlerde öğrenciler, kira ve yurt pahalılığını protesto etmek için parklarda kalıp yatarak gece nöbeti düzenliyor.

Kadıköy Yoğurtçu Parkı’nda bir araya gelen öğrenciler, burada bir basın açıklaması yaptı. Grup adına basın açıklamasını okuyan üniversite öğrencisi Yunus Emre Karaca, yurtsuz ve evsiz kaldıklarını belirterek şöyle konuştu:

“Biz iki yılın ardından kampüslerimize geri dönen üniversite öğrencileriyiz. KYK yurtlarının kapasite yetersizliği, özel yurtların fahiş ücretleri ikilemi arasında yurtsuz, yüz yüze eğitim kararının açıklanmasının ardından, Türkiye genelinde yüzde 70 ile yüzde 290 arasında değişen kira artışları nedeniyle evsiz kaldık. Bize, ‘Toplanın 5 bin TL’ye ev tutun’ şeklinde, 650 TL’lik KYK kredi bursu ile en az 8 kişi ev tutmamızı öngören dahiyane tavsiyeler, kiralamak üzerine gayrimenkul üretecek şirketlere ve vergi muafiyeti gibi yine biz öğrencilere değil patronlara yönelen maddi destekler dışında tek bir çözüm önerisi sunulmuyor. Oysa patronlara teşvik, şirketlere vergi affı yerine burs miktarlarının ve yurt kapasitelerinin artırılması, kira fiyatlarının denetlenmesi ve öğrenci evlerine maddi destek sağlanması ile bu sorunun büyük oranda çözüleceğini biliyoruz.”

Destek çağrısı

Yunus Emre Karaca, basın açıklamasında milyonlarca öğrencinin ortak hikayesini anlattıklarını söyleyerek destek çağrısında bulundu. Karaca, açıklamaya şu sözlerle devam etti:

“Biz, burssuz, yurtsuz, evsiz bırakılan üniversite öğrencileriyiz. Eğer insani koşullarda yaşayabileceğimiz bir mekana sahip olabilme imkanlarımızın tamamı elimizden alındıysa bu imkanları biz yaratacağız. Bu yüzden bir araya geliyoruz. Sesimizi duyurabilmek için en ulaşılır seçeneğimiz olan banklarda buluşuyoruz, mahallelerinizin parklarında sabahlıyoruz. İyi ihtimalle binlerce liraya bulabildiğimiz penceresiz, karanlık, dar odalar yerine tercihimizi sorunun çözümü olabilmek için geniş gökyüzünün altındaki sokaklarda, sıra arkadaşlarımızla geçirmekten yana kullanıyoruz. Abartılı bir tepki vermiyoruz, komşunuz olmak yerine keyfimizden sokaklarda yatmıyoruz. Milyonlarca öğrencinin ortak hikayesini anlatıyoruz. Sen de dinle, destek ol, bize katıl. Barınma temel haktır, hakkımız olanı alacağız.”

“Büyümüş olan ülkenin öğrencileri banklarda uyumaz”

CHP Milletvekili Mahmut Tanal, barınma hakkının ihlal edildiğini savunarak çözüm bulunana kadar eylemlere devam edileceğini aktardı. Tanal, şöyle konuştu: “Öğrenciler; ‘Biz barınma hakkımızı istiyoruz’ diyor. Yani yurt çıkmayan, yurtsuz kalan, ev tutamayan fakir fukaranın çocukları şu anda sokaklarda, banklarda; ben de onlara destek için buradayım. Yetkililerden istirhamımız şu; israfa, şatafat yaşama para buluyorlar, öğrencilerin barınma hakkı için para bulamıyorlar mı? Biz neden devletin çatısı altındayız? Şemsiyeyi tutuyoruz yağmur bizi ıslatmasın diye. Bu şemsiye devlettir. Yoksul çocukların hepsi bu şemsiyenin altındadır. Devlet bunu koruyup kollamak zorundadır. Barınma hakkı yerine getirilmezse eylemlerimize devam edeceğiz. Bu demokratik bir hak eylemidir. Barınma hakkı ihlal ediliyor, barınma hakkı bir insan hakkı ihlalidir. Bir an önce bir çözüm üretmeleri gerekmektedir. Büyümüş olan ülkenin vatandaşları, öğrencileri banklarda yatıyor. Bu büyümüşlük müdür? Büyümüş olan ülkenin öğrencileri banklarda uyumaz. Bunu ne ahlak ne din ne anayasa ne uluslararası sözleşmeler kabul eder. Uluslararası sözleşmelerin hepsi barınma hakkının ihlal edildiğini gösteriyor.”

İktidar yöneticileri ve sözcüleri ise, “öğrenci yurtlarına büyük yatırım yapıldığını” belirterek, “yüksek kira isteklerinin araştırılacağını” ve gerekenin yapılacağını söylüyorlar ve “öğrenci yurtları için ‘devreye TOKİ’nin sokulması’ konusu üzerinde durulacağını” ifade ettiler.

*******

SERTEL: “SARAYLARA HARCANAN PARA 84 AYRI YURT YAPILIRDI”

CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel, Türkiye genelinde bir krize dönüşen, öğrencilerin parklarda yatmasıyla devam eden yurt sorununu Meclis gündemine taşıdı. Sertel, “Yazlık, kışlık ve Ankara’daki kaçak saray olmak üzere sadece üç saraya bu yıl harcanan para ile 84 bin kişinin kalacağı 84 ayrı yurt yapılabilirdi” dedi.

Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu’na iki ayrı soru önergesi veren Atila Sertel, “Türkiye genelinde kaç yurt var? Bu yurtların toplam kapasitesi nedir? Kaç bin öğrenci başvurdu kaç bini yerleşti kaç bini açıkta kaldı? Yeni yurt yapmayı ve öğrencilerin barınma sorunlarını gidermeyi düşünüyor musunuz diye sorduk. Sorduk ama bunların ne bize verecek cevapları var ne de topluma verecekleri bir umutları var” diye sordu.

Ev kiralarının yüksekliğinden dolayı özel ve devlet yurtlarına olan talebin kat be kat arttığını ifade Sertel, açıklamasında şöyle dedi: “Bugün bin kişilik bir yurdun ortalama maliyeti 50 milyon civarında. Buradan hareketle 99 milyona mal olacak olan Bitlis Ahlat’taki kışlık saraya harcanan para yurt yapımına harcansaydı her biri 500 kişilik toplamda 2 bin kişi kapasiteli 4 ayrı yurt yapılabilirdi. Yine Marmaris’te yapılan yazlık saraya harcanan para 640 milyon TL. Bu 640 milyon TL eğer yurtlar için harcanmış olsaydı her biri bin kişilik toplamda 13 bin kişinin barınacağı 13 ayrı yurt yapılabilirdi. Cumhurbaşkanlığı sarayının bakım, onarım ve taşıt alım giderleri için bu yıl harcanan para 448 milyon lira. Bu parayla da her biri bin kişilik toplamda 9 bin kişilik 9 ayrı yurt yapılabilirdi. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın ek hizmet binasına harcanan 3 milyar TL ile her biri bin kişilik toplamda 60 bin kişilik 60 ayrı yurt yapılabilirdi. Özetle, yeni yapılan iki saray ve Beştepe’deki kaçak sarayın bakımı için harcanan paralarla 84 bin öğrencinin kalabileceği, biner kişilik 84 ayrı yurt yapılabilirdi. Tek adam kendi saraylarına yatırım yapacağına yurtlara yatırım yapsaydı hiçbir öğrenci yersiz yurtsuz kalmazdı.”

********

“SORUN YANLIŞ STRATEJİK TERCİHLERDE”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) – Ülkemizin yaşadığı sorunlar iktidarın yanlış ve bilim dışı stratejik tercihlerinden kaynaklanıyor.  Örneğin ülkemizin yaz aylarında yaşadığı yangın tahribatının bu denli büyük olması böylesi bir yanlış tercihti. Zira hiçbir ülke başlamış yangınlar için yurt dışlarında yangın söndürme uçağı aramaz. Felaketlere karşı önleyici önlemlerin hep,  çok önceden hazır olması gerekir. Parlamenter sistemin kurumsal yapıları yerine, ülke yönetimine ilişkin tüm kararlarının tek kişinin keyfi karar ve talimatlarına bağlanması da çağ dışı bir stratejik tercihtir. Şimdi yaşanan konut, kira ve öğrenci yurtları konusu da kökleri biraz derinlere uzanmakla birlikte, 85 milyonluk bir ülke ve ekonominin “şirket gibi yönetilmek” istenmesinden kaynaklanıyor. Bir şirketin bakış açısı,  kendi parasal karlılığını en yüksek düzeye çıkarmaya odaklıdır. Oysa bir devlet ve ülkenin refah ve gönenci, yenilikçi ekonomik gücü yanında sosyal dengelerin, demokratik ve özgür işleyişin, kültürel çeşitliliğin tüm insanlarına eşit ve adil yansımasını sağlayacak kurumlaşmalar sayesinde yükselir. Ülkemizde bu alanlarda da köklü stratejik hatalar yapıldı. Bir kez 1980 sonrasında ülkemizde sanayileşme stratejisi önemli ölçüde terk edildi. Yerine sadece ticaret stratejisinin ikame edilmesi önemli bir yanlış oldu. Bu stratejik ticaret tercihi,  şirket gibi, tüccar olarak yönetilme tercihi ile birleştiğinde bütün toplumsal dengeler geri plana itildi. Zira ticaretin yarattığı ekonomik katma değer, sanayinin yaratığı katma değere göre çok daha sınırlıdır. Çok daha az istihdam yaratır. Sanayi işletmeleri gibi yan sanayi yaratma ve toplumsal refaha daha fazla katkı yapma şansı yoktur. Mevcut iktidar bu açığı Cumhuriyet döneminin sanayi kuruluşlarının özelleştirilmesi ve satışı ile bir süre yalancı bahar yaratarak erteledi. Ancak bu sürecin asıl etkileri 2013den itibaren  “fakirleştiren büyümeye” dönüştü.  Kişi başına milli gelir bu tarihten beri sistematik olarak düşüyor. İşsizlik, artıyor, enflasyon artıyor. İthal bağımlı duruma gelen tarım çöküyor. Gerilemeler ertesindeki baz etkisi ve dış ticaretteki kısmi avantajlarla yakalanan sahte büyüme hızları toplumun refahına yansımıyor. İktidarın tüm umudunu bağladığı 5 yandaş ihale şirketi ile yüksek teknoloji içermeyen ihracatımızdan sağlanan avantajlar sadece belli kesimlerin refahını artırıyor. Böylece kitleler işsizliğe, açlığa, sosyal dengelerin yok oluşuna ve enflasyona terk edilirken ülke ekonomisi fakirleştiren büyüme sürecinde kalmaya mahkum oluyor.

Bu koşullar altında ülkemizde sağlıklı bir yatırım iklimi ve ortamı yaratılamadığı için, vatandaş tüm birikimini ve yaşamını bir konut edinmeye odaklarken,  iktidarın da tüm kamu kaynaklarını inşaata yönlendirdiği halde, bugün konut sorunu yaşamamız traji-komik bir durumdur.  Anayasamıza rağmen Devletimiz, sosyal devlet olmak yerine, daha çok “sadaka “ dağıtan ve yandaşları besleyen bir yapılanma yaşadı. Gerçek bir sosyal devlet olmayınca üniversite öğrencileri için yeterli yurtlar yaptırılmadı. Hatta öğrenciler özel yurtlara yönlendirildi. Özel yurtların başıboş bırakılması, tarikatları devreye soktu. Bu durum sadece üniversite öğrencileri için değil, okul öncesinden başlayarak tüm öğrencilerin ideolojik amaçlı yönlendirildiği yapılara dönüştü.  “ Işık Evleri” ne yıllarca göz yumularak FETÖ ayaklanmasının alt yapısı oluşturuldu. Bugün de Milli Eğitimde iktidar destekli vakıf ve tarikatların yönlendirici etkisi benzer potansiyel tehlikeler barındırıyor. Sonuç olarak, akıl ve bilimin ortaya koyduğu stratejik tercih ve politik uygulamalar yerine, kişisel tercih ve yandaşlık uygulamasının öne çıktığı bir toplum yapılanmasında sistem ve kurumlaşmalar devre dışı kalır. Bilimsel stratejilere dayanmayan ve toplumsal bütünü kapsamak yerine ayrımcılık yapan, keyfilik yönetiminde hiçbir sorun sağlıklı olarak çözüme yönelemez. Değinilen, ortam, zihniyet ve yapılanma, konut sorununu,  ne kitleler için, ne üniversite öğrencileri ne de yatılı okullar için çözemez. Zira  “kindar ve dindar” gençlik ideolojisi dogmatik bir yaklaşım olup; özgür, demokrat ve çoğulcu toplum sistemlerine tahammülü olmayan tekilci, bağnaz, akıl ve bilim dışı süreçler üretir. Bugün aşırı bağnazlığa yönelen İslam ve Arap Dünyası ile İran ve Taliban uygulamaları aklı başında herkese ders olması gerekir.

********

ASLAN; “ACİL TEDBİR ALINMAZSA, EKO-SOSYAL KONUT KRİZİ GELİYOR”

“Öğretmen, Polis, Doktor, Öğrenci evsiz, vatandaş ev alma gücünü kaybetti, kiralık konutlar karaborsada” diyen Ege-Koop Genel Başkanı Hüseyin Aslan, bir yandan gelir dağılımı adaletsizliği, diğer yandan konut fiyatlarında ve kiralardaki “aşırı” artış nedeniyle vatandaşın ev alma gücünü kaybettiğini belirterek “acil tedbir”  çağrısı yaptı. Aslan, “Ev almak şöyle dursun, kiralık ev bulmak için uygun ekonomik ortam da olanaksız hâle geldi. Bu sorunlar ekonominin tümünü olumsuz etkiliyor, sosyal dengeleri bozuyor. Devlet acilen konutu stratejik sektör kabul ederek, yeni politika üretmeli” dedi.

Hüseyin Aslan, bu olanaksızlığın temel nedeninin, insanların her geçen gün alım gücünü kaybederek fakirleşmesi, inşaat sektöründeki “fahiş” fiyat artışı, devletin konut politikasındaki plansızlığı, öngörüsüzlüğü, yanlış sosyal ve ekonomik tercihler olduğunu vurguladı. Konuta erişimin neredeyse “olanaksız” hâle gelmesinin sosyal bunalıma davetiye çıkardığını belirten Aslan, “Oysa sosyal devletin temel görevlerinden biri, konut üretimini özendirerek, kolaylaştırarak insanların barınma ihtiyacını karşılamaktır” diye konuştu.

 “Arsa fiyatları yükseldi”

Özellikle, “büyük kentlerde hızla yayılan konut projeleri dolayısıyla, inşaat yapılabilir alanların azaldığını, faiz ve enflasyondaki artış nedeniyle inşaat metrekare birim maliyetlerinin de arttığını” söyleyen Aslan, “Arsa fiyatları da fahiş derecede yükseldi” dedi.

Aslan, müteahhitlerin konut inşa etmek için kimi yerde “sorumsuzca yüzde 50-80’e varan oranda kat karşılığı sözleşme yaptığını” belirterek, bunun önüne geçilmesinin elzem olduğunu vurguladı.

“Konut politikası değişmeli”

Konuta erişimi kolaylaştırmanın yolunun “devletin konut politikasını yeniden gözden geçirerek değiştirmesi olduğunun” altını çizen ASLAN “İnşaat sektöründe ‘rant’değil; ‘sosyal politika’ öncelenmelidir” dedi.

Aslan bu bağlamda yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:  “Konut kooperatifleri desteklenmeli, 150 m2’nin altındaki konutlar vergi, resim, harç ve KDV’den muaf tutulmalıdır. Kooperatifler için imarlı, altyapılı arsa üretilmeli, Kentsel dönüşüme öncelik verilerek, dönüştürülecek konut sahiplerine olan destekler artırılmalıdır. Toplu Konut İdaresi (TOKİ), kuruluş amacına geri dönmeli, konut kooperatiflerine ‘maliyetin yüzde 70-80’i kadar uzun vadeli, düşük faizli ve konutların bitiminden itibaren ilk üç yılı ödemesiz olmak üzere’ kredi vermelidir.”

Aslan, “Yıllardır TOKİ’yi, dar gelirli vatandaşlarımıza düşük faizle oturma raporundan sonra ödemeli konut maliyetlerinin yüzde 50-60’nın kredi olarak karşılanmasını, belediyelerin ve Toplu Konut’un kentin gelişmesine paralel uydu kentler yapacağı ucuz arsa üretmesini dilimizin döndüğü kadar anlatmaya çalıştık. Kimse önemsemedi” diye konuştu.

Bugün gelinen noktada da dar gelirli, konutu olmayan vatandaşa imkan sunulması ve belediyelerin alt yapı desteği sağlamasını gerektiğini söylediklerini vurgulayan Aslan, “Bir an Ege-Koop’un 150 bin kişinin barındığı Ege Kentler ve diğer projelerinin yok olduğunu düşünün. İnanın İzmir’in bugünkü durumu çok vahim olurdu. Önemseyin artık” dedi.

“İzmir Çadır Kent’e dönüşmesin”

İzmir’in nüfusunun 2050 yılında 8 milyon civarında olacağını söyleyen Hüseyin Aslan, “Bugünden İzmir’in dört bir tarafında yeni yerleşim alanlarının yapılacağı arsalar geliştirilemez ise korkarım yüzde 60-70’i riskli ve gecekondu olan İzmir, bu kez “çadır kente” dönüşecek. İzmir’de dokuz üniversite var, nüfus artıyor, kiracılık oranı 40’ın üzerinde ve her an deprem olabilir. Riskli binaların hem de acilen yenilenmesi gerekiyor” diye konuştu.