‘Bu iktidar kaldığı sürece ‘yargılama yırtığı’ büyür’

Ömer Öneren “Toplum hukuki olmayan meşruiyeti fiili olarak kabullenirse iktidar hukuk tanımaz” diyor.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Hukukçu ve şair-yazar Ömer Öneren ile İzan Yayınları tarafından yayımlanan yeni kitabı ‘Yama Tutmaz Yargılama Yırtığı’ üzerine Birgün’ün sorularını cevapladı.

Kitabınızda büyük bir yargı yırtığının oluşmasından söz ediyorsunuz; eksiği, yanlışı, kusuru nerelerde görüyorsunuz?

Devlet, varsılların egemenliğinin sürdürülmesi, kalıcılığının sağlanması için doğmuş baskı örgütü. Egemenler, din motifi dahil her türlü olanakları kullanarak, devlet ana, devlet baba kavramlarıyla devleti kutsallaştırmış. Devleti ve onun militarist gücünü, peygamber ocağı olarak kabul ettirmişler. Binlerce yıl sürdürülen bu tür girişimler sonucunda, çoğunluğu kendine yabancılaşmış insanlardan oluşan toplum tipini yaratmışlar. Egemenler, kutsal devlet ve peygamber ocağı ordusuyla üstyapı kurumlarının tamamını çıkarları doğrultusunda biçimlendirmiş, topluma kabul ettirmiştir. İktidarlar, özgürlükten, eşitlikten, barıştan yana olan azınlığı baskı ve terörle etkisiz kılmaya çalışmıştır.

2002 genel seçiminde AKP 11 milyon, CHP 6 milyon oy aldı. Diğerleri barajı geçemedi. Meclise temsilci gönderen 2 partinin oy toplamı 17 milyon, seçmen sayısı 43 milyon 500 bin. 17 milyon oyun temsilcisi Mecliste, 26 milyon 500 bin oy ise çöplükte. Seçim sonucunda oluşan parlamentonun hukuki meşruiyetinin olmadığı açık. Parlamento dışında kalan siyasi partiler, sendikalar, sivil toplum örgüleri, barolar, üniversiteler hukuki meşruiyeti olmayan parlamentoyu kabullendiler. Binlerce hukuk profesöründen hiçbiri kamuyu aydınlatmadı, öğrencilerine durumu anlatmadı.

Meşruiyeti olmadığını söylediğiniz parlamentodan çıkan iktidarın da hukuki meşruiyeti sorgulanmış olmaz mı? Öyleyse bunun göstergeleri nelerdir?

Hukuki meşruiyeti olmayan parlamento yasama görevi yapamaz. Toplum hukuki olmayan meşruiyeti fiili olarak kabullenirse iktidar hukuk tanımaz, çılgınlıkları da bitmez.

2002 seçiminden sonra Erdoğan başbakan. İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. Maddesinde düzenlenen Düşünce, Vicdan Ve Din Özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla Leyla Şahin’in açtığı davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi reddetti. Büyük daire bu kararı onayladı. Karar duyurulunca Erdoğan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne ‘Sen o kararı veremezsin, sen ulemaya danıştın mı?’ diye çıkıştı. Bu çıkış Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin de şeriat mahkemesi olması isteminin çığlığıydı. Üniversiteler, barolar, yargı, muhalefet partileri bunu da kabullendi. Yıllar sonra İnsan Hakları Mahkemesi, Cizre’de yaralıların hastahanelere götürülmesinin engellenmemesi ve Kavala, Demirtaş’ın serbest bırakılması kararlarına uyulmaması sonucunda ahkam kesmenin anlamı da kalmadı.

‘Toplum hukuki olmayan meşruiyeti fiili olarak kabullenirse iktidar hukuk tanımaz, çılgınlıkları da bitmez.’ dediniz. Örneklendirebilir misiniz?

Yargılama yırtıkları ve insan hakları ihlalleri saymakla bitmez. Birkaç örnek: YSK’nın kararları, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra Cizre katliamı, Erdoğan’ın ‘Bana 400 milletvekili verseydiniz, bu kadar insan ölmeyecekti’ açıklaması, asker ve polise mevzuat yok, mevzuat sizsiniz talimatı, seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyım atanması, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkış vb.

Yargılama yırtığının büyüklüğünde savcıların, yargıçların sorumluluğu yok mu?

Vicdani kanaatini devre dışına bırakan, talimatla karar veren yargıçların suç işledikleri tartışmasızdır. AKP iktidarı döneminde yargıçların, savcıların tamamı TCK’nın 279. maddesinde düzenlenen suçu işlemiştir. 279. maddede kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini, göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal eden veya bu hususta gecikme gösteren kamu görevlisinin 6 aydan iki yıla kadar cezalandırılacağı belirtilmiştir. Basında her gün yer alan yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, insan hakları ihlallerine kulaklarını tıkayan yargıçlar, savcılar bu suçu bilerek ve isteyerek işlerler. Kulaklarını tıkayan her olay için ayrı ayrı suçun oluşacağı kabul edilir.

257. maddede görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Yargıçların, savcıların tamamı TCK’nın 257. maddesinde düzenlenen suçu da işlemiştir. 257. maddenin ikinci fıkrasında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız menfaat sağlayan kamu görevlisi, 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacağı düzenlenmiştir. Yargıçların, savcıların tamamı TCK’nın 257. maddesindeki suçu işlemiştir.

Yargılama yırtığı küçülür mü?

Bu iktidar kaldığı sürece, yargılama yırtığı büyür. Irkçılığın, Siyasi İslam’ın batağına düşmemiş iktidar değişikliğinde, TCK’nın 279. Ve 257.maddeleri işletilerek savcıların, yargıçların cezalandırılması sonucunda yargılama yırtığı küçültülebilir. Yargılama yırtığı, sınıflı toplumlarda, güncel koşullara uyarak bazen küçülür, bazen büyür, ancak kapanmaz.