Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Uzlaşmazlıkta uzlaşmak…

Türk ve İslam dünyası kadar devamlı ihtilaflarla boğuşan kesim azdır. İslam’ın, dayanışma, sevgi, kardeşlik, dostluk, hoşgörü, sabır, tevazu, saygı konularındaki emirlerine rağmen devamlı olarak bölünmekte ve birbirimizle kavga etmekteyiz. (Aile şirketleri bile kısa sürede dağılmaktadır.)

-16 imparatorluk kurmuşuz. Hepsini de kardeş kavgaları, saltanat mücadeleleri, ihanetler, isyanlar, çıkar hesapları vb. şekilde kendimiz yıkmışız.

-Kendimi bildim bileli; Türkiye’de sağ-sol, Sünni-Alevi, Türk-Kürt, Laik-Antilaik kavgaları sürüp gitmektedir. Devamlı olarak ifrat ile tefrit arasında gidip gelmekteyiz. Sevdiklerimizi (adeta) putlaştırmakta, sevmediklerimizden de nefret etmekteyiz. Objektif değerlendirmeler yapamamaktayız. Parti mensupları bile mensupları, cemaat müritleri, hatta spor kulüplerinin taraftarları birbirini düşmen gibi görmekte ve dışlamaktadırlar.

-Türk ve İslam düşmanları da bu zaaflarımızı bildikleri için devamlı olarak içimize fitne sokmakta ve başarılı olmaktadırlar. Mevcut nüfus toplamına ve her açıdan sahip olduğu potansiyele rağmen şu anda Türk ve İslam dünyasının hiçbir önemi, ağırlığı, etkinliği, saygınlığı yoktur. Sömürgeci ülkelerin esiri durumundadır. Her türlü hukuksuzluğun, cehaletin, ahlaksızlığın, baskının, demokrasi yokluğunun, terörün, fakirlik ve sefaletin, iç karışıklıkların içinde çırpınıp durmaktadırlar.

-Bir takım aklını ve vicdanını kaybetmiş tipler, sırf Atatürk düşmanlığı yapmak adına “Keşke Yunan kazansaydı” diyebilmekte; çok zor şartlara rağmen, 7 düvele (İngiltere, Fransa, ABD, İtalya, Rusya ve uşakları, Rum, Ermeni, ihanet eden Kürtler ve din istismarcısı (vatan haini) isyancılara) karşı kazandığımız, muazzam zaferi bile karalayabilmektedirler. Bu insanlıktan, ahlaktan nasipsiz vahşiler sürüsünün icra ettiği; yakma, yıkma, tecavüz, katliam vb. her türlü melaneti görmezlikten gelebilmektedirler. Bu kadar, vicdansızlık, hainlik, utanmazlık, ahlaksızlık olabilir mi? Kırıntı kadar inancı ve milli duygusu olan birisi, bu sözleri hoş görebilir mi? Hele hele destek çıkabilir mi?

-Atatürk’ü sever veya sevmezsiniz. Ama hizmetlerini de göz ardı edemezsiniz. (Kaldı ki bu konuda Atatürk’ü devamlı istismar eden, samimi inanç sahiplerine karşı bir baskı aracı olarak kullanan, kendilerini ülkenin tek sahibi zanneden, inançlı kesimi küçümseyen tiplerin suçu çok büyüktür. Herkesin bildiği gibi, tüm ihtilal ve darbeler ABD, İngiltere, İsrail ve NATO kaynaklıdır. Buna rağmen; hep “Atatürk ilke ve prensiplerinin ihlali” diye gerekçe uydurulmuştur. 28 Şubat rezaletinde aynı gerekçeler kullanılmıştır. Atatürkçülük istismarı yapılmıştır. Yoksa inançlı kesimin büyük bir bölümünün Atatürk ile bir problemi yoktur. Problem, istismarcı kesimlerdir. (Elbette bazı partiler oy avcılığı için bunu istismar etmektedir.)

-Bu tipler, baskılara, aşırı övgülere, inançlarımıza saygısızlıklara başvuracaklarına; İstiklal Savaşı’nın gerçeklerini, ne kadar zor şartlarda zaferin kazanıldığını, Cumhuriyetin kuruluş tarihindeki yokluk ve sefaleti anlatsalardı, bu tepkiler de olmazdı.

-Neydi 1923 yılındaki durum? Nüfusumuz 13 milyondu. 11 milyonu, 40 bin köyde yaşamakta idi. 37 bin köyde okul, 30 bininde cami yoktu. Traktör, biçerdöver vb. sayısı sıfırdı. Sulanan alan sadece 5 bin hektardı. Un, pirinç vb. ithaldi. 5 bin köyde sığır vebası vardı. Her tarafı bit sarmıştı. Nüfusun, 1 milyonu frengili, 2 milyonu sıtmalı, 3 milyonu trahomlu idi. Ayrıca, verem, tifo ve tifüs salgını vardı. Doğumlarda; bebek ölüm oranı yüzde 40, anne ölüm oranı yüzde 18’di. Tüm ülkede 337 doktor, 8’i Türk 60 eczacı, 4 hemşire, 136 ebe vardı. Yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı olan da 12 bin idi. Toplam sermayenin sadece yüzde 15’i Türklere aitti. Sadece 4 fabrika vardı. (Hereke İpek, Feshane Yün, Bakırköy Bez, Beykoz Deri Fabrikaları) Fert başına milli gelir 45 dolardı. Sadece İstanbul, İzmir ve Mersin’de elektrik vardı. Erkeklerin yüzde 7’si, kadınların binde 4’ü okuryazardı. 4 bin 489 ilkokul, 72 ortaokul, 23 lise tek üniversite mevcuttu. Ve ilk on beş yılda, eğitim, sanayi, sağlık vb. sahalarda inanılmaz başarılar sağlandı. Bu arada geçmişin borçları da ödendi. (Lütfen; Yılmaz Özdil’in Mustafa Kemal ve Son Cüret, kitaplarını okuyunuz.)

-Hiç dostumuzun kalmadığı, çevremizin düşmanlar ile çevrildiği, şu dönemde, aklımızı başımıza alalım. Kavgaları, çıkarcılığı, nankörlüğü, sabit fikirliliği, yalancılığı, müfteriliği, gurur ve kibri, egoizmi, dalkavukluğu, ayrımcılıkları, küfürbazlığı, istismarcılığı terk edelim. Ülkemiz elden gidiyor, sahip çıkalım. Yüce dinimize politika çamuru bulaştırmayalım…