Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

“Sorun Yanlış Stratejik Tercihlerde”

Ülkemizin yaşadığı sorunlar iktidarın yanlış ve bilim dışı stratejik tercihlerinden kaynaklanıyor.  Örneğin ülkemizin yaz aylarında yaşadığı yangın tahribatının bu denli büyük olması böylesi bir yanlış tercihti. Zira hiçbir ülke başlamış yangınlar için yurt dışlarında yangın söndürme uçağı aramaz. Felaketlere karşı önleyici önlemlerin hep,  çok önceden hazır olması gerekir. Parlamenter sistemin kurumsal yapıları yerine, ülke yönetimine ilişkin tüm kararlarının tek kişinin keyfi karar ve talimatlarına bağlanması da çağ dışı bir stratejik tercihtir. Şimdi yaşanan konut, kira ve öğrenci yurtları konusu da kökleri biraz derinlere uzanmakla birlikte, 85 milyonluk bir ülke ve ekonominin “şirket gibi yönetilmek” istenmesinden kaynaklanıyor. Bir şirketin bakış açısı,  kendi parasal karlılığını en yüksek düzeye çıkarmaya odaklıdır. Oysa bir devlet ve ülkenin refah ve gönenci, yenilikçi ekonomik gücü yanında sosyal dengelerin, demokratik ve özgür işleyişin, kültürel çeşitliliğin tüm insanlarına eşit ve adil yansımasını sağlayacak kurumlaşmalar sayesinde yükselir. Ülkemizde bu alanlarda da köklü stratejik hatalar yapıldı. Bir kez 1980 sonrasında ülkemizde sanayileşme stratejisi önemli ölçüde terk edildi. Yerine sadece ticaret stratejisinin ikame edilmesi önemli bir yanlış oldu. Bu stratejik ticaret tercihi,  şirket gibi, tüccar olarak yönetilme tercihi ile birleştiğinde bütün toplumsal dengeler geri plana itildi. Zira ticaretin yarattığı ekonomik katma değer, sanayinin yaratığı katma değere göre çok daha sınırlıdır. Çok daha az istihdam yaratır. Sanayi işletmeleri gibi yan sanayi yaratma ve toplumsal refaha daha fazla katkı yapma şansı yoktur. Mevcut iktidar bu açığı Cumhuriyet döneminin sanayi kuruluşlarının özelleştirilmesi ve satışı ile bir süre yalancı bahar yaratarak erteledi. Ancak bu sürecin asıl etkileri 2013den itibaren  “fakirleştiren büyümeye” dönüştü.  Kişi başına milli gelir bu tarihten beri sistematik olarak düşüyor. İşsizlik, artıyor, enflasyon artıyor. İthal bağımlı duruma gelen tarım çöküyor. Gerilemeler ertesindeki baz etkisi ve dış ticaretteki kısmi avantajlarla yakalanan sahte büyüme hızları toplumun refahına yansımıyor. İktidarın tüm umudunu bağladığı 5 yandaş ihale şirketi ile yüksek teknoloji içermeyen ihracatımızdan sağlanan avantajlar sadece belli kesimlerin refahını artırıyor. Böylece kitleler işsizliğe, açlığa, sosyal dengelerin yok oluşuna ve enflasyona terk edilirken ülke ekonomisi fakirleştiren büyüme sürecinde kalmaya mahkum oluyor.

Bu koşullar altında ülkemizde sağlıklı bir yatırım iklimi ve ortamı yaratılamadığı için, vatandaş tüm birikimini ve yaşamını bir konut edinmeye odaklarken,  iktidarın da tüm kamu kaynaklarını inşaata yönlendirdiği halde, bugün konut sorunu yaşamamız traji-komik bir durumdur.  Anayasamıza rağmen Devletimiz, sosyal devlet olmak yerine, daha çok “sadaka “ dağıtan ve yandaşları besleyen bir yapılanma yaşadı. Gerçek bir sosyal devlet olmayınca üniversite öğrencileri için yeterli yurtlar yaptırılmadı. Hatta öğrenciler özel yurtlara yönlendirildi. Özel yurtların başıboş bırakılması, tarikatları devreye soktu. Bu durum sadece üniversite öğrencileri için değil, okul öncesinden başlayarak tüm öğrencilerin ideolojik amaçlı yönlendirildiği yapılara dönüştü.  “ Işık Evleri” ne yıllarca göz yumularak FETÖ ayaklanmasının alt yapısı oluşturuldu. Bugün de Milli Eğitimde iktidar destekli vakıf ve tarikatların yönlendirici etkisi benzer potansiyel tehlikeler barındırıyor. Sonuç olarak, akıl ve bilimin ortaya koyduğu stratejik tercih ve politik uygulamalar yerine, kişisel tercih ve yandaşlık uygulamasının öne çıktığı bir toplum yapılanmasında sistem ve kurumlaşmalar devre dışı kalır. Bilimsel stratejilere dayanmayan ve toplumsal bütünü kapsamak yerine ayrımcılık yapan, keyfilik yönetiminde hiçbir sorun sağlıklı olarak çözüme yönelemez. Değinilen, ortam, zihniyet ve yapılanma, konut sorununu,  ne kitleler için, ne üniversite öğrencileri ne de yatılı okullar için çözemez. Zira  “kindar ve dindar” gençlik ideolojisi dogmatik bir yaklaşım olup; özgür, demokrat ve çoğulcu toplum sistemlerine tahammülü olmayan tekilci, bağnaz, akıl ve bilim dışı süreçler üretir. Bugün aşırı bağnazlığa yönelen İslam ve Arap Dünyası ile İran ve Taliban uygulamaları aklı başında herkese ders olması gerekir.