Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Mama Mia Türkler geliyor…

Birkaç gün önce Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkevi’nin açılışını yaptı. 1977 yılında IBM’den 2,3 milyon dolara satın alınmıştı. 20 bin metrekare, 171 metre uzunluğunda bir bina, hatta BM’nin binasından 5 metre uzun olduğunu söyleyebilirim. Türkevi’nde rezidanslar aynı şekilde Türkiye Cumhuriyeti’nin başkonsolosluğu, BM misyonu, Merkez Bankası, KKTC’nin temsilciliği olmak üzere sergi salonları ve konferans odaları olacak. New York’taki piyasa değeri 1,5 milyar dolara yakın. New York’un en muhteşem yerinde olan bina herkesin takdirle izlediği yer olacağını söyleyebilirim. Lale şeklinde Selçuklu mimarisinden esinlenerek yapılmış. 

Türkiye Diyanet işleri başkanı Ali Erbaş ve Amerika Başpiskoposu Yannis Elpidoforos Lambriniyadis’in de o açılışta Türk heyeti ile kamera karşısına geçtiği açılışı TV’den izledim. Hayır tabi ki Amerikan kanallarında böyle bir haber geçmedi. Bende akredite bir basın mensubu olmadığım için bu açılışa gidecek davetim yoktu. Açılış günü bina yakınlarına gittim, kulağına dokunarak konuşan birçok kişinin kapattığı yollardan bir şekilde geçmeye çalıştım ama Türkiye’den buraya yerleşme nedenlerimden biri olan “yassak hemşerim” mantığı ile burada da karşılaşmak çok heyecanlandırıcıydı. “Arkadaşım nereye?” “yalınız oraya geçmiyoruz!” tüm özlediğim şeyler buraya gelmiş.

Peki, eski 12 katlı binamızı yıktık, süpersonik bir bina yaptık peki bu binada neler yok? Şimdilik benim bildiğim Manhattan’da yıllardır hizmet veren Atatürk Okulu artık konsolosluk binasında yok. Yeni kurulan Cumhuriyet Okulu yok. Bu okullar burada bulunan Türklerin çocukları için sadece cumartesi günü Türkçe öğretme amacıyla kurulmuş okullar ve eskiden konsolosluk binasında yer verilmedi. Diğer bir yandan eski binada gazeteciler için ayrılmış bir ofis bulunuyormuş, amaç BM’e gelip burada gündem takip eden gazeteciler için bir çalışma ortamı ya da sekretarya gibi bir yer sağlamakmış lakin o gelenek de eski bina ile yıkılmış. Bu şimdilik duyduklarım. 

Şehrin kalabalık yerlerinde gözle görülür bir şekilde artan Türk nüfusu ve gelenlerin özellikle iphone kuyruğuna girmeleri, alışveriş yerlerinde mevzilenmeleri en azından benim gözümden kaçmıyor. Klasik bir Türk ünlemesi olan “geliyn geliyn burada bir sürü!” gibi yemek, alışveriş ve yaşam tarzı burada yaşayanların gözünden kaçmıyor. Ben genelde sessiz bir şekilde oradan ses etmeden kaçma yoluna gidiyorum.

“Kardeş sen de mi Türksün?” iki ucu keskin bıçak olan bu soru gerçekten çok tehlikeli. Bir Türk’ün yurt dışında diğerine sorduğu ikinci soru “burada ne iş yapıyorsun?” üçüncü soru “ iyi kazanıyor musun?” açıkçası insanların bu sınırsızlığı beni sıkıyor. Kibarlık yaptığınızda muhakkak size ucu dokunacak bir “istek” geliyor. Yıllarca sürecek hayatının 5 dakikasında göreceğin bir kişinin ne iş yaptığı ve kaç para kazandığı konusunda bilgiye neden ihtiyacın olur ki? Bana göre Türkiye’de yaşayanların özel hayata olan saygısı pek yok! Çocuk zaten ne bilir ki diyerek kişiliklerini tomurcukta yakalayarak sıkmakla başlar ve her evrede biraz daha karışarak onun benliğini ele geçirerek kendi küçük kopyasını yaratana kadar sürer bu iş! Nasıl mı demeyin! Etrafınıza bakın muhakkak göreceksiniz. Bu sebeplerden ötürü İtalyanların dediği gibi “Anneciğim Türkler Geliyor” başlığı nu atıyorum.

Aren Ege burada 3. sınıfa başladı bu sırada uzaktan Türk okullarını da takip ediyoruz ve mukayese yapma imkanım oluyor. Egenin sınıf öğretmeni ile birlikte bir öğretmeni daha var sınıfında. Müzik, Dans, Fen Bilimleri, Beden Eğitimi ve Resim derslerinin öğretmenleri ve sınıfları ayrı. Her biri ara dönemlerde karnelere o kadar dikkat çekici notlar yazıyorlar ki! İşte diyorsunuz Amerika neden bireysel yetenek çıkartmada farklı anlıyorsunuz. Türkiye’de amaç tornadan çıkmış herkesin aynı olduğu bir örnek gençlik yetiştirmek istenirken, burada sizi başarılı olduğunuz konu ve yeteneklerinizde çiçek açmaya zorluyorlar.

Korona ile ilgili uygulamalar neticesinde her sınıf değişimden her şey dezenfekte ediliyor. Okula girerken DoE (Department of Education) Eyalet Eğitim Müdürlüğü sayfasından sağlık taraması yapıyoruz. 3,4 soruluk bir anket sonucunda internet üzerinden telefonumuza “okula girebilir” yazısı geliyor. Bu sistem ilk gün çöktü neredeyse iki hafta olmasına rağmen sorunsuz çalışıyor. 

Olası bir vaka durumunda o kişi dahil olmak üzere o grup temas ettikleri ile beraber karantinaya alınıyor ve derhal uzaktan eğitime geçiliyor. Derhal dediysem, vaka tespit edilip pozitif sonucunun geldiği dakika çocukların velilerine elektronik posta ile uzaktan erişim bilgileri, şifreleri gönderiliyor. Bu sırada birçok okulun klima sistemine hepa filtre ilavesi yaptığını da söylemeliyim. Eyalet yönetimi tüm eğitim sistemi içerisindeki kişileri ikinci dozları antikor üretene kadar aşılamayı okullar açılmadan iki hafta öncesine kadar bitirdi. Aşı olmak istemeyenlere de saygı duydu fakat her gün düzenli olarak PCR yaptırma zorunluluğu getirdi.

Her ne kadar ben hala isteyenin (bu şartlar dahi olsa da) uzaktan eğitim seçeneğinin olmasını isterdim ki New York yüz yüze eğitimde ısrar eden üç eyaletten biri.

Haftaya dünyanın merkezindeki güncel haberler ile karşınızda olabilmek dileği ile hoşça kalın…