Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

“HDP’nin açmazı, seçim sürecini ve sandığı etkilemez!..”

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, “GÖZLEM’in ülke gündeminde olan olaylar ve gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı. Kışlalı, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun “Kürt sorununu çözmek için meşru bir organa ihtiyacımız var. HDP’yi meşru bir organ olarak görebiliriz” açıklamasının ardından başlayan tartışmalar, son kamuoyu araştırmaları, faiz tartışmaları, merkezi bütçeden belediyelere aktarılan kayaklar konusunda açıklamalarda bulundu. İşte görüşleri…

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun “Kürt sorununu çözmek için meşru bir organa ihtiyacımız var. HDP’yi meşru bir organ olarak görebiliriz” açıklamasının ardından HDP’li Sezai Temelli’nin “Çözümün adresi ve asıl muhatabı İmralı’dır” demesi, sonradan “Benim kişisel görüşüm, HDP’yi bağlamaz” demesine rağmen kendi partisi içinde dahi “sert” tepkilere sebep oldu. Görüşünüz?

HDP ve Kürt siyaseti içinde “Çözümün adresi İmralı’dır”dan “Çözümün adresi HDP’dir, İmralı artık dikkate alınamaz”a kadar geniş bir yelpazede fikir ayrılığı var. Öte yandan Kürt siyasetinin bu “iktidar değişiminin arifesinde oynayacağı rolü kullanarak uzun zamandır beklediği kazanımları elde etme çabası” da var. Her ne kadar kişisel görüşü olarak ifade edilse de, Temelli’nin yaklaşımını mevcut HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan da açıkça destekledi. Buldan, Temelli’nin görüşlerini 18 Eylül’de “Kürt sorunun çözülmesi için de muhataplarının esas alınması gerekiyor. Muhataplar dediğimiz kimdir? İmralı’da Sayın Öcalan’dır. Sayın Öcalan’ın bu konuda yani Kürt meselesinin çözümünde muhatap olarak alınması gerekir” diyerek birinci elden ve “resmi HDP görüşü” olarak destekledi. Mevcut eş başkanın görüşününün “HDP’yi bağlamayacağı” ifade edilemez. Öte yandan HDP’nin diğer Eş Başkanı Mithat Sancar da “Çözümün adresi Meclis’tir” demekle birlikte aynı cümle içinde “…hiçbir aktör göz ardı edilemez. Bu aktörleri göz ardı ederek bütünlüklü bir yöntem oluşturmak gerçekçi bir yaklaşım değildir. İmralı’nın da bu konuda önemli rolü vardır ve olacaktır. Şimdi İmralı ile HDP’nin rolünü karşı karşıya getirmek Kürt sorununa bütünlüklü yaklaşım geliştirme imkanlarını çok büyük ölçüde ortadan kaldırıyor” şeklinde devam ederek Pervin Buldan’ın ve dolayısıyla meşru HDP yönetiminin görüşünü açıkça teyit etmiş oldu. Dolayısıyla meşru HDP yönetimi çözüme adres olarak HDP’nin yanısıra Apo’yu da gösteriyor. Bunu sadece CHP değil, özellikle İyi Parti ve Millet İttifakı’nın seçimdeki diğer olası ortakları Saadet, Deva ve Gelecek partileri ile Demokrat Parti kabul etmez, edemez. Öte yandan HDP’nin bu “resmi” görüşüne HDP içinden en büyük tepki ve eleştiriyi HDP’nin hapisteki eski eş başkanı ve en muhtemel Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş verdi. Demirtaş “Benim bildiğim HDP, Kürt sorunu dahil olmak üzere Türkiye’nin tüm sorunlarının çözümüne taliptir, irade sahibi siyasi bir aktördür ve elbette muhataptır. Çözümün adresi de doğal olarak TBMM’dir. … Faydasız ve çoktan tükenmiş tartışmalar gündeme getirmek çözüme katkı sunmaz” diyerek Apo’yu da hedef aldı. Demirtaş “Artık muhatap HDP’dir” diyor ve Öcalan’ı adres göstermenin “faydasız ve çoktan tükenmiş” bir tartışma olduğunu belirtiyor. Belki PKK’yı bile karşısına alıyor. Demirtaş’ın bu; 7 Haziran 2015 seçimleri sonrası maalesef gösteremediği yaklaşımını takdir etmemek elde değil. Öte yandan Demirtaş “AKP ve Erdoğan gitsin de yerine kim gelirse gelsin anlayışıyla oluşacak vizyonsuz, ilkesiz, programsız bir siyasetin seçim kazanması” olasılığının “yüz yıldır ilk kez ortaya çıkan seçim yoluyla demokrasiyi kazanma fırsatının heba edilmesi” anlamına geldiğini ifade ediyor. Demirtaş, esas olarak bu iktidar değişikliğinde HDP’nin oynayacağı rolü Kürt siyasetinin isteklerinin yerine getirilmesi için bir fırsat olarak gördüğünü, bu rolün Kürt siyasetinin avantajına devşirilmesi için kullanılması gerektiğini ifade ediyor ki bu da kendisi açısından meşru bir taleptir. Tüm bu yaklaşımlar bir tarafa, ben kısa vadede, HDP’nin “Apo’nun da muhatap alınmasına” ilişkin resmi görüşünün seçim sürecinde bir sorun yaratacağını düşünmüyorum. Sonuçta seçimlere Millet İttifakı, HDP’den ayrı ve arasına “Muhatap HDP’dir, Apo değildir” mesafesi koymuş olarak girecek. Milletvekili seçimlerinde her parti ve ittifak kendi hedef kitlesine hitap ederken, HDP’nin oyları özellikle Cumhurbaşkanlığı seçiminde belirleyici olacak. Orada da HDP seçmeninin, HDP kulislerinde hemfikir olunduğu ifade edildiği şekilde “Kılıçdaroğlu aday olursa, çok çok sarsıcı bir gelişme olmazsa HDP tam olarak destekler. Ancak İyi Parti kanadının da bazı konularda tutumunu netleştirmesi lazım” görüşlerine bakılarak 2. tura kalması halinde “Kılıçdaroğlu’nun adaylığının destekleneceği” anlaşılıyor. Bana göre iş o noktaya kalırsa, HDP seçmeni Erdoğan’a karşı Kılıçdaroğlu değil de Meral Akşener de olsa, yine büyük bir çoğunlukla Akşener’e oy verecektir.

Millet İttifakı’nın özellikle İYİ Parti kanadının “HDP’li bir Demokrasi / Muhalefet masasında ‘beraberce oturulmasına karşı çıkmasının sebebi’ biline biline”, HDP’nin “eski” genel başkanlarından Van Milletvekili Sezai Temelli’nin bu açıklaması, “pişmesi istenen aşa daha soğuk su katılması” anlamına gelmiyor mu? HDP, bütünüyle “İmralı ve Kandil’i reddetmezse”, İYİ Parti “onlarla nasıl aynı masaya oturabilir”; oturursa bu İYİ Parti’nin “yükselen grafiğine darbe vurup, kendi ayağına kurşun sıkarak”, tabanında büyük prestij ve oy kaybına sebep olmaz mı? MHP, “İYİ Parti’yi siyasetten silmek için, böyle bir adım atılmasını” beklemiyor mu?

Temelli’nin, bana göre kısmen HDP’nin de “resmi” görüşünü oluşturan bu fikirlerinin tabii ki İyi Parti tarafından muhatap alınması İyi Parti’ye oy ve prestij açısından darbe vurur. Ancak özellikle seçim öncesi böyle bir “masaya” oturma gerekliliği yok ki. HDP açıkça İmralı ve Kandil’i reddetmezse, sadece İyi Parti değil CHP de HDP ile aynı masaya oturmaz, bunu göze alamaz. Ancak seçimlerde, özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP’nin oylarının Millet İttifakı’nın adayına yönelmesi için böyle bir masa oluşturma zorunluluğu yok. Bu konular seçim öncesinde tartışılacak konular değil. Millet İttifakı HDP’yi hiç bir şekilde ittifakına alamaz. Çünkü bu Millet İttifakı’ndaki muhafazakâr seçmeni ittifaktan koparır. Ancak Millet İttifakı ile HDP, seçimler geldiğinde, “tabanda geniş bir demokrat muhalif cephenin şartları koyulmamış ortakları” olabilirler. Bunun için masaya oturmaya veya pazarlık yapmaya gerek yok. Özellikle Cumhurbaşkanlığı seçiminde doğal olarak olacak budur. Açılım sürecinden ve özellikle son dönemde özellikle HDP’li belediyelere dönük yapılan ve eminim toplumun büyük kesimleri tarafından vicdani rahatsızlığa neden olan “kayyum haksızlıkları”ndan sonra bence Erdoğan’ın bu kesimden oy kapma olasılığı büyük oranda kaybolmuş durumdadır.

Sezai Temelli gibi “usta bir akademisyen ve siyasetçinin, İYİ Parti’nin bu açmazını bilmemesi” mümkün mü? Öyleyse “neden” böyle davranıyor, HDP içinde de “ters giden” bir şeyler mi var?

HDP, Selahattin Demirtaş’ın büyük başarı elde ettiği 7 Haziran 2015 seçimlerindeki “Türkiye’nin partisi” olma hedefini o dönemde, özellikle PKK’nın etkisiyle geri tepti. Ancak ondan önceki “açılım süreci” yalanını ve kandırılmasını yaşayarak görmeleri, ondan sonraki “hendek savaşları” dönemiyle de PKK’nın gerçek yüzünü geniş Kürt seçmen kitlelerinin sorgulamaya başlaması HDP içinde kırılmaların ve varoluşçu sorgulamaların yaşanmasına yol açıyor. “Açılım süreci” ikiyüzlülüğü ve kayyum adaletsizliği özellikle muhafazakâr olmayan Kürt seçmeni AKP ve Erdoğan’dan geri dönmeyecek şekilde uzaklaştırdı. Hendek savaşları ve “Türkiye partililiği” hayal kırıklığı ise PKK’yı sorgulattı. PKK’nın eski gücünde olmaması ve zaman zaman gündeme gelen İmralı – Kandil karşıtlığı da Kürt siyasetinin başlangıçta ifade ettiğim “Apo esas muhataptır”dan “Apo faydasız ve çoktan tükenmiş bir tartışmadır”a kadar geniş bir yelpaze içinde kendisini sorgulamasına yol açıyor.

AKP taraftarı kamuoyu araştırma şirketlerinin son açıklamaları bile “AKP’nin birinci parti olma avantajını kaybetmek üzere olduğunu” gösteriyor. Şimdilik İktidar Partisini “kararsızlar dağılımı” kurtarıyor. Bu tablo ortada iken, Erdoğan nasıl “erken” bir seçime gidebilir?..

Erdoğan, Anayasa’ya göre eğer seçimler normal zamanı olan Haziran 2023’de yapılırsa üçüncü kez Cumhurbaşkanlığı’na aday olamayacağı için erken seçime gitmek zorunda. Ancak “erken seçim” den kasıt illa hemen değil, Nisan 2023 bile olabilir. Erdoğan’ın yakın zamanda bir “erken seçim” düşünmediği, seçimin, seçim yasasında yapmayı düşündüğü değişikliklerin üzerinden en erken 1 yıl geçtikten sonra yapması gerekliliğinden kaynaklanıyor. Anayasa’ya göre seçim yasası seçimlere 1 yıl kaldıktan sonra değiştirilemiyor. Dolayısıyla Erdoğan’ın ifade ettiği gibi Meclis açılır açılmaz seçimlere ilişkin değişiklikler Meclis’ten geçirilse dahi, erken seçim bu değişikliklerin yürürlüğe girmesinden sonraki bir yıl içinde olamaz. Dolayısıyla Erdoğan seçim yasasını değiştirip “erken seçime” giderse; en erken 2022’nin sonunda bir seçime gidebilir. Sanırım kendisi o zamana kadar geçecek sürede hem atacağı, kendisine siyasi çıkar sağlayacak veya seçmenlerine rant aktaracak adımlarla, hem de konjonktürün “bu kadar uzun süre bu kadar olumsuz kalamayacağına dair beklentisiyle” seçime gitmek için daha uygun bir ekonomik ve siyasi ortam yakalayacağını umuyor.

Araştırmalar, “HDP yönetimi ‘Erdoğan desteklenecek” kararı alsa bile, HDP tabanının çok büyük bir çoğunluğunun bu isteğe karşı çıkacağını ve Erdoğan’a karşı oy kullanacağını gösteriyor; “Azınlığa düşen Cumhur Oyları, HDP oylarıyla takviye edilemezse”, Millet İttifakı’nın adayının “daha ilk turda seçimi kazanacağı” ortada değil mi?..

Kesinlikle katılıyorum. Daha önceden de belirttiğim için, bu yüzden HDP’nin resmi görüşü “Apo muhattap alınmalıdır” olsa bile, hatta HDP resmi görüş olarak “Erdoğan’a oy verin” dese bile, HDP seçmenin büyük kısmının 2. tura kalacak muhalif adayı destekleyeceğini düşünüyorum. Millet İttifakı’nın adayının ilk turda seçimi kazanması HDP’nin bir aday çıkarmamasına bağlı. Kürt siyasetinin böyle bir karar almayacağını ve ilk turda bir aday göstereceğini, ancak ikinci turda muhalefetin adayına oy vereceğini düşünüyorum.

Cumhurbaşkanı başta, Ekonomi ve finans konularında yetkili bakan ve üst düzey bürokratlar, “açıklamalarında hatta birbirlerine ters düşen” ifadeler kullanıyorlar. Tam da Erdoğan’ın “İndirin” talimatını verdiği “faiz kararının çıktığı günün öncesinde” bu “fikri kargaşa” konusundaki yorumunuz?

Eğer düsturunuz bilim olmazsa, çeşitli nedenlerle bilim ile siyasetin arasında sıkışıp kalmışsanız böyle “çarpık” bir tablo ile karşı karşıya kalmaktan kurtulamazsınız. Bürokratlar “yapılması gereken” ile “emredilen” arasında sıkışıp kalmışlar. Günü kurtarmaya çalışıyorlar.

CHP’li büyükşehir belediyelerinin, “kesilen Ankara kredilerinin ötesinde, dışarıdan buldukları kredilerin de onaylanmayarak” adeta “iş görememeleri ve vatandaşa hizmet götürememelerinin istendiği” bir süreç yaşanıyor. Hâlâ onaylanmayan kredi taleplerinin içinde “can kurtaracak ‘deprem tedbir ve önlenmelerinde kullanılacak’ krediler” bile var. Ne var ki, Ana Muhalefet Partisi, bu hayati konuyu” halka tam olarak anlatamıyor. Grupta bir konuşma, bir basın toplantısında açıklama ya da bir TV’de bir milletvekilinin anlatması” yeterli sayılabilir mi? “128 milyar nerede?” gibi bir etkili kampanyanın yapılması gerekmiyor mu?..

Başta CHP olmak üzere muhalefet partileri yapılan haksızlıkları duyurmakta yeterince etkili değiller. Ama önemli rol aldıkları da bir gerçek. Özellikle bu konuda İYİ Parti lideri Meral Akşener’in, her gün halkla temas kurarak çok basit ama konunun özüne dokunarak ifade ettiği söylemler bence sadece kamuoyu nezdinde değil AKP içinde de dikkat çekiyor. Muhalefetin bıkıp usanmadan özellikle -halkla birebir ilişki içinde olan, tüm icraatları doğrudan halkta karşılık bulan- belediyelere yapılan haksızlıkları halka anlatmaya devam etmesi şart. Ancak bunu yapabilmek için de halka ulaşacak medya kanallarını çok iyi bulup, bu kanallara yatırım yapmaları gerekiyor. Muhalefet hâlâ elindeki kaynakları yeterince doğru ve etkin kullanmanın yollarını bulmuş değil. Hâlâ, sanki gelecekte ihtiyacı olacakmış gibi bir “iletişim pintiliği” içinde.